Gökhan Özcan

Gökhan Özcan

Saçmalık aslında nerede?

Saçmalık aslında nerede?

Medyanın ara ara ısıtıp önümüze sürdüğü eskimez haber konuları vardır. Banlardan biri de bu zamanın yaşama alışkanlıklarını reddederek doğru bildikleri hayatı yaşamakta ısrar eden topluluklardır. Amişler ya da Mormonlar gibi… Döne döne bu haberler dolaşıma sokulur ve her defasında da hayretle karşılanır. Geçtiğimiz hafta Amişler ile ilgili bir haber dolaşımdaydı mesela. Nüfusları 16 yılda 125 binden 230 bine çıkmış. Bu sayının 2026 yılında 500 binler seviyesine ulaşılabileceği tahmin ediliyormuş. Bu ciddi ve sarsıcı bir rakam… Bu ihtimalin neden ciddi ve sarsıcı olduğuna geçmeden önce biraz Amişlerden bahsedelim.

Avrupa kıtasında maruz kaldıkları çeşitli baskılar nedeniyle 18. Yüzyıl'da Amerika'ya göç eden ve bugün hâlâ üç aşağı beş yukarı aynı şekilde yaşamaya devam eden ilginç bir Hıristiyan topluluğu Amişler… Mormonlar ile benzerlikleri olmakla birlikte tamamen aynı çizgide değiller. Amerika'da 26, Kanada'da 2 eyalette içe kapalı topluluklar halinde varlıklarını sürdürüyorlar. Teknolojiye, modern tıbba, bizim pek bir kolay içimize sindirdiğimiz yeni dünya alışkanlıklarına asla yüz vermiyorlar. Geçimlerini eski usul tarım ve hayvancılıkla sağlıyorlar. Hâlâ Amerika'ya geldiklerinde ne giyiyorlarsa onları giyiyor, ne yiyorlarsa onları yiyorlar. Otomobile değil, ata ya da at arabasına biniyorlar. Elektrik, telefon, bilgisayar, internet gibi şeyleri kullanmıyorlar. İş hayatlarındaki mecburiyetler nedeniyle telefonu çok sınırlı biçimde kullansalar bile bu zımbırtıyı sosyal hayatlarına asla sokmuyorlar. Geceleri mum ışığında oturuyorlar. Erken yaşlarda evleniyorlar. Dışarıdan kız almıyorlar, alanları da yadırgıyorlar. Evlenen erkekler bir daha sakallarını kesmiyor. Doğum kontrolüne karşı çıkıyor, çocukları “Tanrı'nın bir armağanı” olarak görüyorlar. Bir Amiş ailesinin genelde 5 ila 7 arasında çocuğu oluyor. Bu yüzden de yüzyıl başında beri Amerika'nın nüfusu en hızlı artan topluluğu konumundalar. Bu da demek oluyor ki bir araya toplandıklarında büyükçe bir şehir nüfusu kadar ediyorlar. 2026 yılındaki tahmini nüfuslarıyla küçük, sevimli, “ilkel” bir topluluk olma tarifinin epeyce dışına taşma ihtimali de taşıyorlar. İşte ciddi ve sarsıcı olan da bu!

Çünkü modern dünyayı iplemeyen varlıklarıyla bu insanlar giderek tıkanan yeni dünya insanlarının kafasını karıştırma potansiyeli de taşıyorlar. Biliyorum çoğumuz “garip insanlar” deyip geçiyoruz onlara. “Bu saatten sonra teknolojinin nimetlerini bırakıp kara sabanla tarla mı süreceğim?” gibi hafiften alaycı, epeyce paranoyak tepkiler veriyoruz böyle şeylere. Kontrolsüz değişime direnen, köklü yaşama geleneklerine sahip çıkan ve modern dünyanın fenalıklarına karşı duran bu insanların halleri “saçmalık” gibi görünüyor bize.

Bir de kendimize bakalım o halde! Günde iki ila üç saatini işe gitmek ve evine dönmek için, asgari 3-4 saatini TV karşısında lüzumsuzluk üstüne lüzumsuzluk izleyerek geçiren, iki haftalık abuk sabuk bir tatil için bütün bir sene çalışan, yerüstünü tümüyle kaplayacak kadar çok araba üreten, sonra yeraltından seyahat etmek zorunda kalan, işsiz kalmak için 25 sene okula, dershaneye kapanan, cümle kuramayan insanlara kaşı gözü hatırına ölesiye hayranlık duyan, elektrik ya da internet bağlantısı kesildiğinde yaşayacak bir şeyi kalmayan, dindarlığını kes yapıştır cep mesajlarıyla idame ettiren, acayiplikleri saymakla bitmeyecek kadar çok, karikatür gibi hayatlar yaşamıyor muyuz aslında biz?

Sizi bilmem; ama ben, bu beş para etmez yeni hayatı anlamlandırma konusunda tıkanıp kalacağımız zamanın çok da uzağında hissetmiyorum doğrusu kendimi!



Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Gökhan Özcan Arşivi