Yargı reformu ve MHP'nin tutumu

Yargı reformu ve MHP'nin tutumu

Yüksek yargı’nın nasıl politize olduğunu bilmesi gereken partilerin başında MHP geliyor. Çünkü, MHP geçmişte Yargı ile karşı karşıya gelen, 12 Eylül yargılamaları esnasında Yüksek Yargı’nın nasıl çalıştığını gören bir parti.
En Basiti 12 Eylül’de savcı Nurettin Soyer’in hazırladığı ve başta Türkeş olmak üzere bir çok MHP yöneticisinin idamla cezalandırılmasını istediği MHP iddianamesi. Sonradan Soyer’in bu iddianameyi gazeteci Uğur Mumcu ile beraber hazırladığı ortaya çıktı. Düşünebiliyor musunuz böyle önemli bir davanın iddianamesi MHP ye hasım olan bir gazeteci ile birlikte hazırlanıyor.
Başka misaller de var. O tarihlerde bir çok ülkücüye Türkeş gelip sizi kurtarsın diyen hakimler savcılar vardı.
Yüksek yargı uzun yıllar Solun arka bahçesi, darbecilerin kılıcı gibi çalıştı.
Sağ’ı, özelde ülkücüleri dindarları hasım gibi gördü.Adaleti tecelli ettirmek için değil bir tarafı cezalandırmak için gayret etti. Dolayısıyla da inandırıcılığını kaybetti. Hala yüksek Yargı’da bir çok konunun, mezhep ve ideolojik ilişkilele tayin edildiğine dair ciddi iddialar var..Yargıtay başkanı, HSYK başkanvekili ve Erzincan cumhuriyet savcısının ortak yönleri de aynı mezhebe mensup olmaları.
İsteyen istediği mezhepten, meşrepten olabilir. Kimse kimseyi inancından, meşrebinden, mezhep veya ideolojik görüşlerinden dolayı yargılayamaz. Demokrasi dediğimiz şey de bütün mevkilerin herkese açık olması ve yukarı doğru tırmanmayı bu ilişkilerin değil, mesleki bilgi ve tecrübenin tayin etmesidir.
Yargı bağımsızlığı biraz da bu demektir. Her türlü meşrep veya mezhep mensubiyetine karşı bağımsızlık.Hukuku herkese eşit uygulamak. Kimsenin ideolojik kimliğine bakmadan yargılama yapmak.Suçluya değil, suça, eyleme bakmak.
Bu ölçüler içinde Türk yargısına baktığımız zaman özellikle yüksek yargı’nın tarafsızlığını koruduğunu söylemek mümkün değil.Çevrede bizzat Yargının taraf olmasının mağduru olmuş bir sürü insan var. Özellikle Danıştay’ın -iktidarına göre- verdiği birbiriyle çelişen sayısız karar göstermek mümkün.
Kısacası yargı’da, yargılama yetkisini ideolojik eğilimlerine göre kullanan önemli bir kesim var. Ve bunların hedefinde her zaman ülkücüler, milliyetçiler, muhafazakarlar olmuştur. 28 Şubat’ta askere selam duranların başında Yüksek Yargı mensupları geliyordu.
Şimdi, çürüyen bu yargı sistemini düzeltmek, yargı’nın tarafsızlığını sağlamak için iktidar partisi bir çalışma yapıyor. CHP'nin bu düzenlemeye karşı çıkması gayet normal. Çünkü CHP iktidarını bu Yargı düzeni üzerinden sürdürüyor. İktidarları bu Yargı üzerinden çalışamaz hale getiriyor. İstanbul baro’sunun Katsayının iptaline dair yaptığı baş vurunun arkasında da CHP nin olduğunu söylemeye gerek yok.CHP yıllarca gizli iktidarını yan kuruluşları üzerinden sürdürdü. Şimdi de bu iktidarı kaybetmemek için direniyor.CHP nin inadını anlamak mümkün.Ama MHP nin mağduru olduğu Yargı’daki bu kast sisteminin devamından yana olması anlaşılır gibi değil. MHP başörtüsü yasağının kaldırılması gerektiğini söylüyor. Bu yasağın arkasındaki yegane gücün Yüksek Yargı’daki politik klik olduğunu görmüyor. MHP imam hatiplere uygulanan katsayı zulmünün karşısında olduğunu söylüyor. O zulmün arkasında Danıştay’ın olduğunu unutuyor. Yargıdaki bu ideolojik düzenin devamından yana olmak, aynı zamanda bu hukuk dışı yasaklardan yana olmaktır. Hem başörtüsüne özgürlük diyecek, hem de HSYK nın bugünkü yapısının devamından yana olacaksınız.Bu mümkün değil. MHP bu akıl dışı tavrıyla CHP nin bürokrasideki iktidarını tahkim ediyor.Ülkücüleri vatan hainlerinden daha ağır cezalarla cezalandıran,Yüksek Yargı’yı siyasallaştıran yapıya destek veriyor.Halbuki HSYK nın yapısının değişmesi MHP iktidarının önünün de açılması demektir. MHP davasının ilk iddianamesinin şeriat devleti iddiasıyla açıldığını unutmayalım.Bugün Ak partiye yapılanlar dün MHP ye yapıldı, yarın da yapılmayacağının garantisi yok.MHP bu fırsatı, yasakçılardan, statükoculardan,CHP iktidarını tahkim etmek isteyenlerden yana kullanmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi