Hüseyin Koç

Hüseyin Koç

TÜRKİYE TOHUM GEN BANKASI

TÜRKİYE TOHUM GEN BANKASI

Geçtiğimiz hafta, Türkiye tarımı açısından büyük bir mutluluğu idrak ettik. 2 Mart 2010 günü, Tarım Bakanlığının Yenimahalle Kampusu’nda yer alan Türkiye Tohum Gen Bankasının açılışı yapıldı. Davetli olmama rağmen, daha önceden verilen konferans randevularımdan dolayı katılamadım. Ancak, yürütmenin başı olarak Sayın Başbakanın teşrif etmeleri ile projenin büyüklüğü ve ne kadar önemsendiği de vurgulanmıştır. Zira, Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker’in verdiği bilgiye göre, Türkiye Tohum Gen Bankası, Sayın Başbakanın talimatlarıyla 9 ay önce başlatılmıştır. Türkiye Tohum Gen Bankası, 250.000 tohum saklama kapasitesinde olup ABD ve Çin’den sonra dünyanın 3. büyük gen bankasıdır. İhtiyaç duyulması halinde, tohum saklama kapasitesi 50.000 artırılabilmeye de müsaittir. Emeği geçen herkesi, bütün kalbimle kutluyorum. Çünkü Türkiye, hem mazisiyle ve hem de mevcut potansiyeliyle hep böyle Türkiye Tohum Gen Bankası gibi “ilkler” niteliği taşıyan projelerin sahibi olmaya layıktır.
Evren, bugünkü konumuna, asırlarca süren ve birbirini takip eden bir dizi oluşumlar sonucu ulaşmıştır. Bugün evrende canlı hayat bulunan yegane gezegen, üzerinde yaşadığımız dünyamızdır. Dünyamız, geçen zaman içerisinde, oluşum ve özellikleri itibariyle birbirinden oldukça büyük farklılıklar arz eden sayısız evreler ve dönemler yaşamıştır. Dönemlerin her biri, taşıdığı ekolojik özelliklere göre değişik flora (bitki) ve fauna (hayvan) zenginlik ve çeşitliliğine sahip olmuştur. Günümüzdeki mevcut durum; canlı türlerinin içinde yaşadıkları çevre şartlarında görülen değişikliklere uyum sağlaması sonucu oluşmuştur. Aksi halde genetik çeşitliliğini yitiren ve tek tip bireyden oluşan türlerin, değişen ekolojik şartlar karşısında varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Zaten de bu tipler nesillerini devam ettirememişlerdir.
O halde, biyolojik zenginlik veya biyolojik çeşitlilik; canlılardan yaşamları sırasında, içinde yaşadığı değişen çevre şartlarına uyum sağlayamayan birey veya türler yaşamlarını yitirip yok olarak hayattan silinirken bazıları aynı veya benzer şartlara gösterdikleri uyum sayesinde nesillerini koruyabilmişler veya da bu süreçte kazandığı genetik çeşitlilikle yeni türler şeklinde hayatlarını sürdürebilmişlerdir.
Bugüne kadar evren, çok zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahne olmuş ise de, türlerden bir çoğu nesillerini günümüze kadar idame ettirememiştir. Oysa, doğal zenginliklerin ölçüsünün başında bugünkü mevcut bulunan biyolojik zenginlikler gelmektedir. Zira bu doğal zenginlikler, solunan hava ve beslenme, barınma, giyinme vb. gibi pek çok temel ihtiyaçların kaynağıdır. Bu kaynaklar, insan tarafından ve ihtiyaç duyulan yeni hizmetlere karşılık (yol açımı, sanayileşme, yerleşim, şehirleşme, enerji temini, yangın v.s. ile) ürkütücü boyutlarda ve hızla yok edilmektedir.
Artan dünya nüfusunun beslenmesini temin edebilmek için tarımsal üretimde verimliliğin artırılması ve kalitenin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu maksatla, kültür bitkilerinde bugün mevcut olmayan fakat eksikliği hissedilen bazı karakterler bakımından doğal seleksiyonlarla günümüze kadar intikal etmiş yabani formlar; organik birer arşiv mesabesindedir. Zira, yalnızca bu organik arşiv veya kütüphanelerde bulunan ve canlıların milyonlarca yıllık süreçte kazandığı kalıtsal karakterler; halen üretimde kullanılan kültür bitkilerinde kuraklığa, sıcaklığa, hastalık ve zararlılara karşı mukavemet sağlayabilmek, değişen çevre şartlarına uyumunu artırabilmek gibi istenen özellikleri kazandırabilmek için başvurulabilecek yegane kaynaktır. Bu bakımdan; şimdiye kadar nesli tükenen canlılarla nelerin kaybedildiğini bilmenin mümkün olmamasına karşılık, hiç olmazsa bugünden itibaren mevcut biyolojik zenginliklerin çok büyük bir dikkatle korunmasının gerekliliği anlaşılmış olmalıdır.
Yeryüzünde; 5-30 milyon arasında değişen canlı türünün bulunduğu tahmin edilmekte olup bunun da ancak 1.8 milyonu tanımlanıp isimlendirilebilmiştir. Bu türlerin yeryüzündeki dağılımı veya ekosistem çeşitliliği, değişik faktörlere bağlı olarak bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir. Bu faktörlerin de başında enlem gelmekte olup kutuplardan ekvatora doğru gidildikçe biyolojik zenginlik artmaktadır. Dolayısıyla bu bölgelerin ülkeleri ileriki yıllarda (bugün henüz gelişmemiş veya gelişme yolundaki ülkeler) birer cazibe merkezi adaylarıdır. Buna karşılık bugün bu tropik ülkelerde tarımsal alanı genişletmek amacıyla ormanların acımasız ve bilinçsizce kesilmesini anlamak mümkün değildir. Yapılan tahminlere göre (bu kıyıma devam edilmesi halinde) önümüzdeki 30-40 yıl içerisinde dünyadaki biyolojik zenginliğin %20'si yok edilerek bir nükleer savaşın sebep olduğu tahribe yakın boyutlarda bir olumsuz etki ortaya çıkacaktır. Başka bir anlatımla, ülkelerin bu çeşitliliği koruması hiç kuşkusuz menfaatleri gereğidir. Zira, ekonomik ve sosyal yaşamın sürdürülebilmesi veya refahın yükseltilmesi, kaynakların ihtiyaçları karşılama oranıyla yakından ilgilidir.
Yukarıda özet olarak ifade edilmeye çalışılan husus; yeryüzündeki bitki ve hayvan türlerinin yok olması tehlikesinin aslında tüm insanlığı tehdit ediyor olmasıdır. Konunun önemine binaen DÜNYA DOĞAYI KORUMA VAKFI (WWF); 1 Ekim 1996'da tüm dünyada ve dolayısıyla ülkemizde DOĞAL HAYATI KORUMA DERNEĞİ tarafından "YAŞAYAN GEZEGEN" kampanyası ile hükümetlerin dikkati çekilerek 2005 yılına kadar, havadaki CO2 emisyonunun %20 azaltılması konusunda tedbir alınması istendi. Türkiye, 2009 yılında Kyoto Protokolüne de imza atmıştır.
Canlıların, her ekolojiye uyum sağlayarak değişik şartlarda yaşayabilenlerine “kozmopolit", ancak çok özel ekolojik şartlarda ya da sınırlı alanlarda yaşamlarını sürdürebilenlere de "endemik" denir. Bu endemik türlerin bazıları o ülke için endemik olduğu gibi bazıları gerçekten de dünya üzerinde sadece o ekolojik alanda bulunabilir. Endemik türleri iki açıdan değerlendirmek mümkündür. a) Endemik türün, sadece o ülke için endemik olması insanlık açısından çok büyük bir sorun çıkarmaz. Zira, bu türe ait insanlık için gerekli olan geni, bu türün başka ülkedeki yaygın şekilde bulunan populasyonlarından temin etmek mümkündür. Aslında, bir coğrafya ya da ülkedeki endemik tür sayısının fazlalılığı, o coğrafyanın, üzerinde yaşayan insanlar tarafından tahrip edildiği anlamı taşır. b) Ancak, endemik tür, gerçekten dünyada sadece bugün bulunduğu dar alanda ve az sayıdaki bireyleriyle temsil edilir durumdaysa, bu endemik tür bütün bir insanlık için hayati derecede önem taşır. Zira, endemik türün dünya üzerinde başka bir coğrafyada dar ya da geniş alanlarda bulunmamaktadır. Eğer endemik tür bulunduğu alanda da korunamaz ise, insanlığın ileriki yıllarda ihtiyaç duyması halinde baş vuracağı genetik arşivi kalmamış demektir. İnsanlık için felaket olan da budur. Bu özellikteki endemik türler bu bağlamda, bulunduğu ülkeye ekonomik katkı da sağlayabilir.
Bitkilerin anavatanı veya orijin merkezleri ile ilgili ilk çalışma, 1886 yılında De Candolle tarafından yapılmıştır. Vavilov tarafından 1926 yılında başlatılan daha kapsamlı çalışmalarla, dünya üzerinde 8 adet gen merkezi belirlemiştir. Bu merkezler; Çin, Hindistan, Orta Asya, Yakın Doğu, Akdeniz, Etiyopya, Orta Amerika ve Güney Amerika'dır.
Bitkilerin yeryüzünde dağılım gösterdikleri bölgeler 3 grupta toplanmıştır. Bunlar; Avrupa-Sibirya, Akdeniz, İran-Turan'dır. Bu temel bitki coğrafyası bölgelerinin ülkemiz üzerinde kesişmesinden dolayı ülkemiz bitkisel çeşitlilik ve dolayısıyla endemizm bakımından zengindir. Yunanistan’da 800, İspanya’da 720 ve Yugoslavya’da 150 tür olmak üzere Avrupa’nın tamamında toplam 2.400 endemik tür bulunmaktadır. Komşumuz İran’da 1.500-2.000, Irak’ta 200 endemik türün bulunmasına karşılık Türkiye'deki 12.000 bitki türünün 3.905’inin endemik olduğu dikkate alınırsa, ülkemizin ne kadar önemli bir gen kaynağına sahip olduğu ve açılışı yapılan “Türkiye Tohum Gen Bankası”nın da ne kadar büyük bir hayati öneme sahip olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Kızılderili atasözünde vurgulanan “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde, paranın yenmediğini anlayacaksınız” ikazını geç de olsa dikkate almış olmamız gelecek için ümitvar bir başlangıçtır.
Paranın yenmediğini anlayanları ve tedbir alanları kutluyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Koç Arşivi