Ali Eyvaz

Ali Eyvaz

Zâniler Tapınağı

Zâniler Tapınağı

Birileri hayasızca günahın tadını çıkarıyor, o günahla uzaktan yakından ilgisi olmamış birileri ise dövündükçe dövünüyor.
Günahı işlemeyi bir kez bile düşünmemiş olanlar da, düşündüğü halde bin türlü sebepten ötürü imkan ve fırsat bulamadığı için avucunu yalamış olanlara kadar onca kişi, günahkarları kutsadıkça kutsuyor.
Belleri iki büklüm bu zavallı masumlar, Olimpos dağına zâni bir çiftin heykelini dikmek için sırtlarında mermer sütun taşıyor.
Sanırsın ki kahramanlarımız, başlarında papatya tâcı, mahrem yerlerinde zeytin yaprakları olan, biri erkek biri dişi iki antik figür. Bu mahzun ve de süzgün âşıkları vuran kara cübbeli Hadesler ise biziz.
Tabi ki “günahı işlememiş olanın ilk taşı atması meselesi” önemlidir, ancak bu akîdevi metaforu tersine çevirmenin de bir manası olmasa gerektir. Son hadisede bütün mesele, ortalıkta hiç taş atmaya tevessül edecek kimsenin bırakılmamış olmasıdır. Dolayısıyla böyle bir ortamda kahramanlık ve erdem gösterisi yapmak şapşallıktan başka bir şey değildir. Ortada ne bağlanmış zâniler vardır, ne de hınçtan boyun damarları şişmiş eli taşlı adamlar. Zaten öyle bir ortam olsa, bugün günahı “aşk” diye savunan âdi ve samimiyetsiz fırsatçılar, başlatılmış bir lincin en acımasız figürleri olurdu. Çünkü “zor zamanda konuşmak” hiç bunların harcı olmamıştır.
Başbakan geçtiğimiz Cuma günü, yaşanan edepsizliği tespit etmeden evvel kompleksli muhafazakar entelijansiyada doruk noktasına çıkmış bulunan yalakalık için bundan daha iyi fırsat olamazdı. Tam bir pazarlama stratejisiyle hareket edildi. Krizi fırsata çevirme teranesinin somut plana döküldüğü yegane bir olaydı bu. İnternetteki görüntüler üzerine mesleğine ve meşrebine göre kimileri klasik fıkıhtan girdi, kimileri modernist yorumlara tevessül etti. Bütün bu aklama ve paklama işlemlerinde asıl olan ise kompleksli muhafazakarın kendini göstermesi, pazarlamasıydı. Bütün bunlar, sahte bir merhamet gösterisiyle perdelendi. “Görüntülerin yayınlanmasını ben de kınıyorum, ben deeeee!” diye bağıran çirkin suratlar, bu korkunç günah karşısında gerçekten inceden inceye hissedilebilecek sahici merhamet duygularını da yok etti.
Hadisenin baş kahramanı ise, meseleyi buz gibi, mekanik bir soğukkanlılıkla bütünüyle siyasi alana çekmek yerine, “Gördüğüm lüzum üzerine çekiliyorum; yenildim ey halkım, bağışla beni” deseydi; işte o zaman, “Yapmayın ağalar! Mâteme saygı duyun, bırakın sessizlik konuşsun, bırakın günahlı-günahsız herkesin içindeki biricik masumiyet ruhlarımızı teslim alsın” nidası göksel bir çağrı gibi kubbelerimizde çınlayacaktı.
O vakit bir an için vakardan ve edepten suskunluğa gömülmüş bir ülkenin damarlarından sadece Godiva geçecek ve herkes kör olacaktı. Kulaklarımız Yusuf makamından gelen ney sesinden gayrısına sağır kalacaktı.
İşte o zaman Şeytan, yoldan çıkardıklarının tövbesiyle arzın bağrında açılan korkunç uçurumlara yuvarlanıp, kendi ateşinde boğulacaktı.
Fakat ne yazık ki bütün bunlara hiç izin verilmedi. Günahı işleyenlerden önce, bu günaha bulaşmamış olanlardan kimileri vaziyet aldı. Kimi, dağılmış bir siyasi organizasyondan nasıl pay kaparım telaşına düştü, kimi devrilmiş bir efendiyle ancak böyle eşitlenebilirim diyerek köle kavlinin gereğini yaptı.
Ey ses gelen balçıktan tesviye edilmiş insan teki! Fırsatçılığın böylesi bile sadece sana yakıştı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Eyvaz Arşivi