Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Neden 20 Mayıs değil?

Neden 20 Mayıs değil?

19 Mayıs oluyor da 20 Mayıs olamaz mı?
Maksat, tatili sıkıntıya sokmak veya gençleri bayram diye yeşil çimenlerin üzerine salan zihniyetin rotasını bulandırmak değil.
19 Mayıs yasal olarak hem tatildir hem de yüce Atamızın Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlattığı gündür.
İşte o günü kutlamak maksadıyla resmi ideoloji genç kızlarımıza kısa etek giydirerek yollara dizer ve de sahalarda onlara birtakım sportif hareketler yaptırarak bayram havası sergiler. Ne hava değil mi?
İçerisinde hem milli duygular, hem de aşk ve heyecan dolu.
Hangi genç o yaşlarda cinsel dürtülerini tahrik eden bir manzara karşısında elektriklenmez?
Hangi kafa insani değerlerin dışında tutarak gerçeklerin üzerini örtmeye kalkışır?
Geçelim de esas konuya dönelim.
Resmi tarihin bizim nesle öğrettiğine göre, İngiliz kuşatmasından kaçan Mustafa Kemal bir gece kırık bir tekne ile Karadeniz’in azgın dalgalarına göğüs germek suretiyle yola çıkmış ve de 19 Mayıs günü Samsun’a ulaşmış.
Öğretiye göre bu bir kaçıştı, hem de çok tehlikeli kaçış.
Neyse, tekne kırık da olsa varmışlar.
Sonrası malum, Milli Mücadele’nin fitili işte bu kırık tekne hikayesi ile ateşlenmiş.
Olamaz mı? Olur.
Ama tarihi belgelerle o günleri yaşayanların ifadelerine baktığımızda gerçek hiç de bir tekne hikayesi kadar basit ve de lirizm değilmiş.
Mustafa Kemal’in İstanbul’dan Samsun’a bir gemi ile hem de yanındaki tüm yaverleri ile çıkma talimatını Sultan Vahdettin’den aldığına dair harcırah belgeleri ile ispat edilmiştir.
Demek ki kaçma yok, gönderilmiş.
Hem o, hem de Mustafa Kemal, Samsun’dan yola çıktığında Milli Mücadele çoktan başlatılmıştı.
Açın Erzurum Kongresi’nin zabıtlarını, okuyun.
Orada yapılan sadakat yemininin metnini inceleyin.
Göreceksiniz ki her şey padişahın kontrolü ve de talimatı altındadır.
Değilse, halk ne Erzurum’u tanır ne de kırık tekne yalanlarına kanardı.
Oradan Meclis’e gelin.
Yine kürsüden yapılan yeminin padişah ile halifeliğe sadakat yemini olduğunu göreceksiniz. Hatta meclisin açılışından önce Hacıbayram’a gidilerek namazlar kılındığını, meclis kürsüsünden hatim duaları yapıldığını ben söylemiyorum, tarih söylüyor.
Tarihi doğru yazalım ki doğru okunsun.
Yalan yazarsak, yalandan okunur.
O halde aklımız gidip gidip 1909 darbesi günlerine takılıyor.
O darbe ile bugünkü Ergenekon ağı arasında hiçbir fark yoktur.
İttihatçılar sözde isyanı bastırmışlar.
Oysa ki gemilere bomba yerleştirip sonra da oraya gelecek çocukları havaya uçurduktan sonra ülkede irtica yaygarası patlatmak pahasına komplolar kuranların dedeleri o günlerde Abdülhamit gibi bir devlet adamına aynı komployu kurmuşlardı.
Yanlarına aldıkları İngiliz istihbaratı sayesinde İstanbul’daki tüm medreseler “şeriat isteriz” adına ayaklandırılmış, sonra da aynı ayaklandırma irtica tehlikesi adına kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
Bana göre 20 Mayıs’ın başlangıcı ile ülkede yapmış olduğu tahribatın zihniyetini 1909 darbesi miladına bakarak okumak ve de anlamak zorundayız. Değilse öküzün trene baktığı bir manzara oluşur ki bu ülke bu tip manzaralardan hep zarar görür.
Eğer ki İzmir’de Yunan’ı denize döktük diyenlerin palavralarını neslimiz anlayamıyorsa, ülke şeriatla idare edildiği dönemlerde medrese talebesine “şeriat isteriz” diye bağırtanların niyetlerini hiçbir zaman anlayamayacaktır.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi