Sandalyede namaz...

Sandalyede namaz...

İnsan, diz kapaklarını kırıp bükmeden yürüyemez. Ama son birkaç senedir; yürüye-yürüye câmiye gelebilen, câmi ve apartmanlarda merdivenleri çıkabilen, pikniğe gidip bağdaş kurup oturabilen, evinde bir bacağını altına alıp koltukta ve sandalyede oturabilen nice kimseler câmide namazlarını sandalyede kılıyorlar.
Onları gören bazıları da “Demek ki böyle de olabiliyormuş. Benim ağrım-sızım var” diyerek bir sandalye ediniveriyor. Gün geçtikçe de böyle namaz kılanlar da câmilerdeki sandalye ve tabure sayısı da artıyor. Bazı câmilerde namaz kılmak için sâbit oturma yerleri bile yapılıyor. Hatta bazı yerlerde sıralar konulmaya başlanmış.
Birkaç sene önce, bulunduğum semtteki bir câmide sandalyelerin birer ikişer arttığını görüp rahatsız olmuş ve bunu imama söylemiştim. O da sandalyeleri kaldırıverdi… Namazlarını sandalyede kılanlar, sandalyeleri göremeyince namazlarını zorlanmadan sandalyesiz kıldılar… Sonra kendileri portatif sandalye getirip onların üzerinde kılmaya başladılar. Ama birkaç gün sandalyesiz kılmakta hiç zorlanmadılar.
Secdesiz namaz câiz olmadığından, işte sandalyede kılınan o namazlar câiz olmaz.
Bu yazı, sandalyede namaz kılanları suçlamaya yönelik değil bir yanlışa işaret için kaleme alınmaktadır. Onlar tabii ki bunu ibâdetlerini yerine getirmek niyetiyle yapıyorlar. Herkes fıkıh âlimi olmadığı için bu şekilde kılınan namazın câiz olup olmadığını birçoğu bilmez, bu da gayet normaldir. Ama vazifelilerin söylemeleri lâzım.
Bacaklarım ağrıyor deyip, altına hemen bir sandalye çekerek namaz kılan bazı dostlarımız vardı. Onlara bunun câiz olmadığını söyledim, şimdi namazlarını basbayağı sandalyesiz kılabiliyorlar…
Demek ki kılınabiliyormuş. Kılınabiliyormuş da önceleri sandalyede namaz kılan bu dostlarımızın sandalyede kıldıkları namazları kaza etmeleri farz. Çünkü, İslam fıkhına göre, “Secde etmesi mümkün olan bir kimsenin, secde etmeden kıldığı namaz câiz olmaz.”
Hatırımıza, “Peygamberimiz’in zamanında sandalye, koltuk, kanepe mi vardı? Olsaydı belki onların üzerinde namaza izin verilirdi” gibi bir düşünce gelmesin. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de, koltuk, kanepe ve sandalye mânâsına gelen “Erâik” ve “Kürsî” kelimeleri geçiyor. Peygamberimiz’in namaz dışında sandalyede oturduğu da vâkidir. Ama onun üzerinde namaz kıldığına, kılınmasının câiz olduğuna dair bir rivâyet yok. Fıkıh kitaplarımızda da hiçbir kayıt bulunmuyor.
İslamın ilk yılları; müşrik, Yahudi ve Hıristiyanlarla yapılan harplerle geçti. Bu harplerde, nice sahâbe ve tâbiîn bacaklarından kılıç yarası aldı. Ama hiç birine sandalyede namaz kılma izni ve cevazı verildiğine dair bir kayıt göremiyoruz.
Soru: Hastalar ve böyle yaralı kimseler namazlarını nasıl kılacaklar?
Cevap: Bu sorunun cevabı, açık açık kitaplarımızda mevcut. Zaten âyet-i kerimede şöyle buyuruluyor:
“O (akıl sahipleri) ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar…” (Âl-i İmran sûresi, âyet: 191)
Tefsir âlimleri bu âyetin tefsirinde, “İbâdet, eldeki imkana göre olacağından, hastanın namazı kendi durumuna göre olur” demişlerdir. Fıkıh âlimleri de, namazın nasıl kılınacağını bu âyetteki sıralamaya göre şöyle tarif etmişlerdir:
Sıhhatli kimseler namazlarını ayakta durarak, rükû ve secdelerini tam yaparak kılarlar.
Ayakta kılamayacak kadar hasta olanlar oturarak kılarlar.
Normal oturabiliyorlarsa öyle kılarlar. Normal oturamıyorlarsa bağdaş kurarak veya ayaklarını uzatarak kılarlar. Yan üstü rahat ediyorlarsa yan üstü yatarak kılarlar.
Hastalıkları daha ileri ise îmâ ile (kafa işaretiyle, yani kafalarını rükûda biraz eğerek, secdede daha fazla eğerek) kılarlar.
İleri derecede hasta olup îmâ ile de namaz kılamayacak durumda olanlara namaz kılma emri yoktur. Onlar namaz kılmaz, günahkâr da olmazlar.
Değerli okuyucular, gördüğünüz gibi bu sıralamada sandalyede namaz kılma şekli yok. İçerisinde sandalyede namaz kılma izni bulunmayan bu sıralamayı da ben yapmıyorum, fıkıh kitapları yapıyor.
İnsanın hatırına, “Secde edemeyecek bir hastalığı olan müslüman ne yapacak? Bu kimsenin sandalye üzerinde namaz kılmasına ne mâni var?” gibi bir soru gelebilir.
Buna, “O kimse namazını yukarıdaki sıralamaya göre kılar. Bu sıralamanın dışında insanı sandalyede namaz kılmaya zorlayan bir hastalık yoktu. Yeni bir “Sandalye hastalığı” mı ortaya çıktı?” diye cevap verilebilir.
Köyümüzde tavuklarımız vardı, keneyi hayvanlardan elimizle koparıp attığımız olurdu, ama ne öldüren “Kene ısırması” vardı ne de “Tavuk gribi”. Bu hastalıklar nasıl çıkmıştı? Ve şimdi neredeler?
Tavuk sahipleri tavuklarını bile bile tavuk gribi yapmadı, ama tavukları tavuk gribine yakalandı. Sandalyede namaz kılanlar da öyle. Onların da niyetleri tabii ki kötü değil ve gayeleri ibâdetlerini yerine getirmek…
Tamam da, câmilerde sandalye ve sandalyeyle namaz kılanlar niye habire çoğalıyor? Sebebi sandalye hastalığı(!)nın çoğalması mıdır, yoksa câmi cemaati olarak bir oyuna mı geliyoruz?
İnsanın hareketine engel olan romatizma, bel ağrısı, baş dönmesi gibi hastalıklar yeni değil eskiden beri var. (Bu durumda nasıl namaz kılacaklarının cevabı da yukarıdaki sıralamanın içinde)
Sandalye de eskiden beri var. Ama sandalyede namaz eskiden beri yok; yeni bir şey…
Yeni bir şeyse de câmilere sandalye konulma arzusu, 70-80 senedir malum çevrelerin üzerinde durduğu bir konudur. Kulakları çınlasın, sevgili Abdurrahman Dilipak’ın çok iyi bildiği biri var: Osman Nuri Çerman… Bu şahıs, dinde reform yolunda ve câmilere masa ve sandalye konulması için ölene kadar uğraştı. Ama göremeden öldü. O istediği için değilse de nedense bugün câmilerde sandalye sayısı ha bire artıyor…
Bir arkadaşım geçen ay Lübnan’a gidip geldi. Diyor ki, “Bir câmiye girdim, cemaatın üçte biri namazını sandalyede kılıyor.”
Türkiye buna doğru mu gidiyor veya götürülüyor? Oyuna mı geliyoruz? Ve bu neyin nesi?..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi