Tayyip düşmanlığının tarihî kökleri

Tayyip düşmanlığının tarihî kökleri

Hariçten bakanlar, belli bir kesimin Tayyip Erdoğan'a olan düşmanlığını anlamakta güçlük çekerler. Bu düşmanlığı makul bir sebebe bağlayamazlar.

Tayyip Erdoğan "ben değiştim" dese de, onların gözünde "aynı"dır. Tayyip Erdoğan "ben muhafazakâr demokratım" dese de, onların gözünde "şeriatçı"dır. Tayyip Erdoğan "laikliğin teminatı benim" dese de, onların gözünde "İslâm devletinin hazırlayıcısı"dır.

Tayyip Erdoğan, her mevzuda onların dediklerinin aynını söylese de, onların gözünde, Tayyip Erdoğan'a olan düşmanlık çizgileri zayıflamaz. Onu bir an evvel siyaset meydanında bitirebilmek için nefret ve husumetleri o kadar büyüktür ki, en adî iftiralara ve yalanlara başvurmaktan çekinmezler...

"Belli bir kesim" diyoruz ama, bunların kim oldukları aslında o kadar belli değildir. Bu kesim ilk defa Tayyip Erdoğan'ın karşısında boy gösteriyor da değildir. özal'dan da aynı şekilde nefret ve husumet duyarlardı. Menderes'e de yapmadıklarını bırakmamışlardı.

Tek tek Erdoğan'ın, özal'ın, Menderes'in, bu kesimin nefretini hak edip etmedikleri ayrı dâvâ... Bu "belli bir kesim" sözünden ne anlamamız gerektiğini anlamak için, tarihe dönmekte fayda var... Belki tarih bize yardımcı olur da, bu "belli kesim"in hiç anlamadığımız dillerinden bir iki kelimeyi yakalayabiliriz...

DEVR-İ İTTİHAD VE TERAKKİ

İttihad ve Terakki Komitesi, Sultan Abdülhamid'i devirdikten sonra, Sultan Abdülhamid'in kim olduğu hakkında bir kitap neşretti: "Abdülhamid-i Sanî ve Devr-i Saltanatı, Hayat-ı Husûsiyye ve Siyâsiyyesi" isminde...

Bu kitapta, Sultan Abdülhamid'in çocukluğundan şöyle bahsediliyordu:

- "çocuk Abdülhamid, insanlardan ürker, erkek ve kız kardeşlerinin yanından kaçar, oyunlarına katılmaz, çok defa kuytu bir köşeye çekilip onların gülüşlerine, oynayışlarına gözlerini diker ve gayet hüzünlü bir nazarla uzaklardan bakar bir tipti. Bu nazarda da, bazen korku veya hainlik tesiriyle, gelip geçici bir ışık parıldardı.

Bugünün Türkçe'siyle nakledilen bu satırlarda, görülüyor ki, Sultan'ın yalnız siyasi hayatını değil, çocukluk hayatını bile karalayıcı bir gayret ve nefret var. Devam ediyor:

- "Bir gün Abdülhamid'in iki erkek kardeşiyle bir kız kardeşi bahçede koşup oynamaktan yorulmuş ve salonda bir kanapenin üstünde dinlenirken uykuya dalmışlardı. Abdülhamid yanlarına gelerek üzerlerindeki mücevherleri soymuş ve onları, hırsız saksağan gibi, kimsenin bulamayacağı bir yere saklamıştı. Bu vak'a da, Abdülhamid'in ileride nasıl bir adam olacağını göstermeye yeter!"

Sultan'ın "hain", "korkak", "hırsız" bir tip olduğunu böylesi uydurma yollarla delillendirdikten sonra, daha da ileri gidiyor. Tipik bir yalana başvuruyor: "Babası (Abdülmecid) onu hiç sevmezdi." Bu yalanı delillendirmek için, Abdülmecid'in ağzından şu sözleri naklediyor:

- "Bu ahlaksızı düzeltmeye uğraşmak boşuna zahmet çekmektir!"

- "çocuklarımdan hiçbir kaygım yok! Fakat şunun hayırlı bir şey olmayacağı şimdiden anlaşılıyor. Onu düzeltmekten ümidimi kestim!

- "Ben bu oğlandan bıktım, usandım artık! Büyük bir hilekâra benziyor o... Yüz verilecek mahlûk değil!"

Osmanlı sarayında, şehzadeleri padişahların değil lalaların yetiştirdiğini bilenler, bu yalanların nasıl uydurulduğunu anlamakta güçlük çekerler. Bütün tarihi vesikalar, bunun tam tersini gösterir: Sultan Abdülmecid'in oğlunu çok sevdiği ve uzaktan uzağa büyük ümitlerle seyrettiği...

İyi ama, "bugün bile", Tayyip Erdoğan başbakan olduğu halde hakkında ne türlü yalanlar uydurulduğunu ve Erdoğan'ın bu yalanları gideremediğini ne çabuk unutuyoruz:

- DTP'nin kapatılmasına niye ses çıkarmadı?

- Ben BOP'un eşbaşkanıyım, dedi!

Vesaire... "Belli bir kesim", bu gibi asılsız rivayetlere dört elle sarıldığına ve adeta onların "asılsız" çıkmasından dahi nefret ettiğine göre, o gün İttihad ve Terakki'nin bunları nasıl yaptığına şaşırmayalım...

İSLâM'A KARŞI İSLâM

Şüphesiz, İttihad ve Terakki'nin Sultan Abdülhamid hakkında uydurduğu yegâne yalanlar bunlar değildi. Bunlar belki en masumlarıydı. Sultan Abdülhamid'in, henüz saltanat döneminde, hakkında öyle bir kampanya yürütülmüştü ki, ondan sonra, 50 sene boyunca, bir daha Sultan Abdülhamid sözünü kimse ağzına alamamıştı.

İttihad ve Terakki'nin Sultan Abdülhamid'e karşı başvurduğu taktiklerden başlıcası, onun "İslâmcı" siyasetine karşı güya "asıl İslâmcı" bir istismar yolu geliştirmekti. Zalime karşı isyanın vacip olduğuna dinî dayanaklar göstererek, bazı dindar ve din adamlarını dahi ona karşı kışkırtabilmişlerdi.

Hatta onun hilafet ve saltanatının meşru olmadığını, çünkü babasının belli olmadığını söylüyorlardı. İttihad ve Terakki ileri gelenlerinin her biri için böyle bir şaibe vardı. Birbiriyle çekişmelerinde de sık sık birbirlerine böyle saldırırlardı. Fakat bir sultan hakkında böyle çirkin bir ithamda bulunmak, İttihad ve Terakki ileri gelenlerinden başka kimsenin aklına gelemezdi. Pardon, bir de Tayyib'e "Yahudi" diyen Ergenekon çetesi var...

Hasılı, İttihad ve Terakki'nin mezkûr neşriyatına göre, Sultan Abdülhamid, daha çocukluğunda, kardeşlerinden dadasına kadar bütün saray kadrosunun kendisinden nefret ettiği biriymiş. üvey annesine iftira atarak saraydan uzaklaştırmış. Derslerinde tembel ve başarısızmış. Dadandığı falcı ve müneccimler ona saltanat hırsını aşılamış. Vesaire vesaire...
Bütün bu dinsiz ve din düşmanı nefret ve husumeti, getirip yer yer din duygusuna bağlayarak, dindarları avlama gayretinden de geri kalmazlar. Abdülhamid'le olan savaşlarını neredeyse bir "cihad-ı ekber" havasında sunarlar. Ondan nefrette daima Ermeniler, Yahudiler ve Masonlarla birlik oldukları halde, hasımlarını öyle göstermekten kaçınmazlar.

NETİCE

Bugün Tayyip Erdoğan karşısında gördüğümüz nefret ve husumet, bir "ideoloji" olmayıp, bir "psikoloji"dir. Yani onun fikrî ve hakikî bir temeli yok, hissî bir temeli vardır. Bu psikoloji, ilk defa İttihad ve Terakkî çetecileri döneminde açığa çıkmıştır. Daha doğrusu, Batı'nın ayak takımı aydınlarından devralınmıştır. O gün bugündür Türkiye'yi yakıp yıkmakta, millî ve dinî bir özellik gördüğü veya göreceğini sandığı kimselere karşı kıyametleri koparmaktadır. Bu psikoloji, Türkiye'nin 20. yüzyılına damgasını vurmuş bir psikolojidir.

Peki ama, böyle bir nefret ve husumetten kurtulmanın yolu yok mudur?

Vardır! Daha büyük bir nefret ve husumet. Onu da her yürek kaldırmaz!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi