Ali Eyvaz

Ali Eyvaz

Yahudi Terzi’nin Vivaldi aşırması

Yahudi Terzi’nin Vivaldi aşırması

Bir Yahudi terzi, o bildik hikâye gereği kendisini “Kralın terzisi” kontenjanından bir yerlere oturtarak, bu işlerden hiç mi hiç anlamayan, her gördüğü nemli gözü, kadife sesi, pembe ruhu yüksek sanatçı zanneden vali, bakan ve bilumum devlet zevatını parmağında oynatabildiği için şimdi kerevetine çıkmış oturuyor.
Aynaya baktıklarında vücutlarının üstünde etten ve kıldan başka bir şey göremeyip şaşıranlar, terzinin ağzından dökülen “Muhteşem! Muhteşem!” çığlıklarıyla bezenmiş sahtekarlığı orta yere dökecek ve “Bakan çıplak! Vali çıplak!” diye bağıracak bir çocuğu boşu boşuna bekliyorlar. Çünkü artık bu çocukları böyle törenlere almıyorlar.
Bahse konu terzinin Yahudi olmasını zikrettik diye antisemit avcılarına gün doğsa da Cemil İpekçi’nin medresede tertiplediği defilesinin adına dikkat çekmek gerekiyor.
İpekçi’nin Antonio Vivaldi’nin “Dört Mevsim” adlı konçertosundan yaptığı zahmetsiz bir aşırmayla defilesine “Bir Doğu Masalı, Dört Mevsim” adını koyması, bildiğimiz araba tamirciliğine top sakal, kırmızı iş elbisesi, bir de Henry Fort ve T modeli gibi genel kültür bilgilerini ekleyerek şekil yapan şişko ve semiz concon tamircilerin hususi otomobil sahibesi çalışan kadınları kazıklamasına müsavi kılınabilecek bir köylü kurnazlığını terzilikte hayata geçirip vali ve bakan kazıkladığını tespit etmiş bulunuyoruz.

Ev hanımlarının resim yapma tutkusu gibi, bir Yahudi terzinin de sahne sanatlarına olan merakından kaynaklı bir özentinin tesiriyle sanat icrasına cüret etmesi, gerçek sanatçıların ne kadar umurunda bile değilse, kamuoyunun da değildi. Ancak böylelerinin yaptıkları işlerle değil de, oraya buraya bulaşarak var olma çabaları, kimi zaman görmezden gelinemeyecek biçimde had aşmaları beraberinde getiriyor. İşte o zaman ister istemez kayıtsız kalamıyorsunuz. Kavga yoluyla dahi olsa muhatap olmaktan ve temas etmekten tiksinti duyacağınız konu veya şahısların gelip burnunuzun dibinde bitmesi hali, hemen herkesin hayatında şahit olduğu bir durumdur.
Bırakın burnunuzun ucunu, atalarınızın kuşaklar boyunca yaşadığı ve halen hatıralarının canlı tutulduğu mekânlara yönelik bu tür duhuller karşısında “bulaşmayım” diyerek kafanızı çevirip gitme durumunda kalamıyorsunuz.
Namluları Mardin halkına çevrilmiş silahların gölgesinde bir defile yapılıyor, sonra da bütün bunların Mardinliler ve Mardin için yapıldığı şeklinde bir halk dalkavukluğu ile bu kepazeliğe meşruiyet sağlanmaya çalışılıyor.

***

Meselenin tam bu kısmında, muhafazakar bir gazeteci ve televizyon yorumcusunun, medreselerin aslında bilimsel içerikli yerler olduğu, herhangi bir kutsiyetlerinin bulunmadığı iddiasını hatırlamak gerekiyor. Ona göre bu tür mekânlarda defile gibi organizasyonların yapılmasına bir kutsiyet atfıyla tepki göstermek yersizdi.

Eğer bir medreseye böyle bakılacak olursa; o zaman Kabe’nin duvarları, örtüsü, taşı, tuğlası, harcı da kutsal değildir. Peki bir tadilat sırasında arta kalan o tuğla, taş ve diğer malzemelerle, nasıl olsa kutsal değil diyerek, her istediğinizi yapabilir misiniz?
Yine Ebrehe Kabe’yi sadece yıkmaya geliyordu. Yani orayı fethedip Kabe’ye egemen olmak gibi bir niyeti yoktu. O halde dönemin Haniflerinin buna karşı çıkmasını nasıl açıklayacağız? Ebrehe ordusuyla gittikten sonra yine inşa edebilirlerdi.
Böylesi mekânlar geldikleri tarihsel süreçlerden, müdavimlerinin ve rakiplerinin oralara yükledikleri anlamlardan münezzeh değildirler. Din bahsi de hayatın diğer bütün parametreleri gibi esasta sembollerden ibarettir. Düşünceden söze, yazıya, fiile geçmek.. diye izlenecek süreçlerin ve oluşmuş müktesebatın tamamı esasında bir semboller diziliminden başka nedir.

Son zamanlarda böylesi konulara realpolitik kaygılarla yaklaşmak, ardından da buna Vehhabi perspektifli kuru fıkhi kılıflar bulmak furya halini aldı. Çünkü benzer bir eğilim İsviçre’de minare yasağı olayında da görüldü. “Canım İslam’da zaten minare diye bir şey yok. Bir bid’at için bu kadar tepkiye değer mi?” diyenler de çıktı. Burada söylenmesi gereken; Mutahhari’den uyarlayarak söyleyecek olursak, “Sırf bize tebessüm lütfetti diye Cemil İpekçi ve takımı için bu dinin müstehabından bile vazgeçilemez.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Eyvaz Arşivi