Onlar mı, biz mi?

Onlar mı, biz mi?

Yaşayışımızı gözümün önüne getirdim. Birbirimize olan tavırlara, hareketlere baktım; hepsinden geçer not aldım. İkinci adım olan icraata gelince; hepsi sahte, hepsinin içi boş. Söz vermek kolay, yerine getirmek zor. Bağışlamak kolay, hadi denince bin dereden su getiriliyor.
En mazbutumuzdan tutun, en fettanımıza kadar olanının üzerine sistemin kokuları sinmiş, kokular o kadar yaygın ki burnumuz koku almaz oldu. Demokrasiyi İslam’ın önüne getire getire Müslümana ‘acaba’ demek kaldı. İnancımızın değil, sistemin emrinde hareket eder olduk. Sistem sorgulamaları hayatımızı alt-üst etti. Bizi bizden aldı, kendi şartlarına teslim etti.
Ticaretimizdeki faiz, kredi kartları, maaş kartları hepimizi sistem manyağı yaptı. Dini hayatını yaşayamayanları, kendi hayatını şartlandırdı. Şimdi hepimiz bir ve beraberiz. Şekil olarak farklı olsak da, kravat, gömlek, ütülü pantolon giyenlerle, üzerinde şalvarı, kadı gömleği, elinde tesbihi ile gezenler arasında fark yoktur. Hepsinin cebinde maaş cüzdanı, kredi kartı ve faiz vardır. Ve hepsine yakını; kredi ile alınan evde oturmaktadır. Bu sosyal şartların getirdikleri zorluklardır ya da Müslümanın direncini kıran mihenk taşlarıdır.
Kur’anî emir deyince ürkmüyor ve korkmuyoruz. Onun bu dünya ile ilgisi yok. Hayatın dışına atılmış. Kalblerde kalmış, vicdan denen et parçası ile ifade ediliyor. Kredi kartlarına faiz uygulanacakmış, uygulansın. Ev kredileri ömrü billah mahkûm ediyor, etsin. Sağın faiz, solun faiz, altın faiz, üstün faiz. Sadece seni temsil eden sakalın, bir de ‘inandım’ dediğin imanın var.
Bütün bir toplum bu hastalığa tutulmuş, ‘inandım’ dese de ortada inanç yok, inancını gösteren bir ameli yok. Hepsi “Allah’a inanıyorum, zaman zaman da ibadetimi yapıyorum. Yenileniyorum, şişkinliğim gidiyor, boşalıyorum” sevdasında. Allah’a emirler, sünnetin tarif ettiği mecburiyetleri taşımıyorlar.
Allah’ın emirleri bir inanç işi, Kur’an’a inanıyor, sünnete inanıyor, zamana da uyuyorum. Bugün faizsiz bir hayat mümkün mü? Müslümanım diyen de, müminim diyen de, ılımlı Müslüman olduğunu söleyen de cebinde faiz kartlarını taşımıyor mu? Ve ekliyorlar: “Kur’an’ın hayatımızı düzenleyen bir yönü yok ki. Kur’an hayatta yoktur, o, ölülerin cenazelerinde, kırkında, sene-i devriyelerinde okunan bir kitap. Ondan neden korkalım. Korkumuz Allah’tır, O da affedicidir.”
Sistemin kokusunu almaz olduk. Üniversiteye giden kızımız başarılıdır. Onunla gurur duyarız. Ama, Allah’ın haram kıldığı başörtüsüzlük aklımıza gelmez. Büyüyünce takar, iş başa düşünce takma mecburiyetinde kalır. Senin benim kızıma gerek kalmaz. Allah’ın haram kıldığı ayeti inkâr etmiyorsa da yorum yapıyor.
Sistemin kokusunu almaz olduk. Maaile keyifle film izliyoruz. Seven-sevişen, döven dövünen derken en güzel kız karşısına geliyor. Eline kadehi almış, seyirciye doğru uzatarak, şerefe(!) diyor. Hacısına hocasına, inanana inanmayana kadehini kaldırıyor. Bizim de adet-i adiyeden olduğu için kılımız kıpırdamıyor. Çünkü kanıksamış, sistemle beraber İslami hassasiyetimiz kaybolmuş.
Sistemin kokusunu almaz olduk. Hepimizin dostları, komşuları vardır. Birlikte yer birlikte içeriz. Hiç haram-helali düşünür müyüz? Oğlumuzu karşı komşunun kızı ile ders çalıştırmaya gönderirken haram diye aklımıza gelir mi?
Sözün sonunu bağlarsak, tavırlar ve hareketler kendimizi ele veriyor. Bu halimize bakınca biz nerde, Müslümanlık nerde diyoruz. Dünyanın bir alternatifi var; ahiret. Ahirete de Kur’an’ın hakim olmasını isteyenler baş tacı edileceklerdir. Has kul ancak onlardır. Göreceğiz onlar mı, biz mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi