Kürt Gladiosu’nu unuttuk mu?

Kürt Gladiosu’nu unuttuk mu?

Bir tartışmayı kendi mecrasında yürütemezseniz, hedefinize varmak bir yana, başkalarının hedeflerine hizmet edersiniz.

Yakın tarihin en önemli davasının Ergenekon olduğunu, ancak sürecin doğru yönetilmesinin en az davanın açılması kadar önemli olduğunu hatırlamakta yarar var. Bu süreç ne pahasına olursa olsun devam etmeli, ama mutlaka hızlı, doğru ve etkin biçimde yönetilmeli. Aksi takdirde gün yüzüne çıkmak üzere olan önemli bağlantılar, birileri tarafından ustaca saptırılabilir. Onlara yeniden ulaşmanız, hepsinden önemlisi kamuoyunu bu anlamda ikna etmeniz zorlaşır.

***

PKK’nın Kürt aydınlarına yönelik tehditlerine haklı olarak tepkiler geliyor. Aydınların hedef tahtasına konulması elbette ürkütücü, ama asla şaşırtıcı değil. Zira PKK bugüne kadar elde ettiği gücün bir bölümünü bu türden çıkışlara borçlu.

Daha ileri giderek şunu soralım. PKK ne zaman Kürt meselesinin özgürce tartışılmasına geçit verdi? İlla da isim isim ilan etmesi gerekmiyor; ama örgüt belli bir güce eriştiği andan itibaren Kürt meselesinde kendisini yegane aktör olarak görüyor, farklı sesleri bir şekilde susturuyor ya da tehdit ediyor.

Dolayısıyla ortaya çıkan tehdit yeni değil. Yeni olan şu: Örgüt yaklaşan seçimler öncesinde kendi siyasi birliğini sağlamak adına, herkesi yanında ya da karşısında olmaya zorluyor.

***

Ergenekon davasında PKK’nın karanlık bağlantılarına yönelik önemli iddialar yer aldı. Bu da bize yakın tarihimizin en hassas sorularından birisini, ‘PKK’nın devlet içinde bir desteği olup olmadığı; varsa bunun hangi yollarla/kimlerle gerçekleştiği’ni hatırlatıyor. Nitekim Abdullah Öcalan, sürecin bu tür ilişkileri ifşa etmeye doğru gittiğini görerek, iki yıl önce avukatları aracılığıyla şunları söylemişti:
‘(Selim) Çürükkaya ve (Şemdin) Sakık’ın Yeşil’le ilişkileri olabilir. Bunları iyi araştırmak gerekiyor. Ergenekon’a Türk Gladiosu diyorlar, ben de bunlara Kürt Gladiosu demekte sakınca görmüyorum.’ Öcalan sözlerinin devamında, bir dönem örgütün önemli isimlerinden olan Mahsun Korkmaz’ın öldürülmesiyle ilgili olarak da ‘Korkmaz askerlerle çatışmada değil,

PKK içerisindeki çeteler tarafından öldürüldü’ diyor.

Öcalan, aynı açıklamada kendisinin bizzat örgüt içindeki bu çeteler üzerinden öldürülmek istendiğini de iddia ediyor.

***

BDP-PKK hattında yer alanlar, meselenin sosyolojik boyutlarını gözardı ettiğimizi, örgütün ciddi bir desteğe ve tabana sahip olduğunu söyleyecekler. Ben de zaten PKK’ya destek verenler bir avuçtur filan diyen resmi tezleri tekrarlamıyorum. Ancak PKK’nın Kürtlerin bir bölümünden destek alması, onun birtakım karanlık ilişkilerin içinde olmasına engel teşkil etmiyor.

Eğer hala çözüm isteyenleri tehdit edecek kadar güçlü bir yapı varsa, kuşkunuz olmasın ki derinlerde varlığını koruyan devasa yapının ‘Kürt Gladiosu’ adlı şubesidir.

Mehmet Metiner, Şivan Perver ya da Muhsin Kızılkaya, kim oldukları ya da savundukları tezlerin farklı olması, PKK açısından fark etmiyor. Suçları (!) bu büyük sorunun çözümü adına yıllardır sahne alan güçlere ‘yeter artık’ diyecek cesareti bulmuş olmalarıdır.

Türkiye, demokratikleşme yolunda attığı adımlardan, en az bunun kadar önemlisi dış politikadaki iddialarından geri dönmez ve bunları kalıcı hale getirmenin arayışında olursa, sağduyu sahibi sesler daha da artacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi