Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit
2011-05-11

“Löküs Hayat”

Önceleri “asri” diyorlardı, sonra sonra “çağdaş” ya da “modern” demeye başladılar...
Tabii modernliğin ölçüsü “Avrupa kriterleri” idi ve ne kadar onlara benzersek o kadar “modern” oluyorduk.
Dindarlar, başlangıçta bu “yeni ölçü”yü pek dikkate almadılar. İnandıkları, bildikleri gibi yaşamayı sürdürdüler. Ama zaman içinde etkilendiler. Git gide “modernite”ye kaydılar.
Artık biz de modern takılıyoruz...
“Sıla-i rahm”ın yerini bizde de “tatil” aldı.
Bizim de “moda” anlayışımız var...
Çıplaklığı simgeleyen “mayo” ile örtünmeyi çağrıştıran “tesettür”ü uzlaştırıp “tesettür mayosu” bile icat ettik!
Zaten bir o eksik kalmıştı. İslâmî tatil köylerimiz, İslâmî beş yıldızlı otellerimiz, denizlerimiz, havuzlarımız çoktan hazırdı. Kıbleye yürümeye çalışırken yön değiştirip “modern havuz”larda meçhule doğru kulaç atmaya başlamıştık.
Düğünlerimizi de buna göre yapıyoruz...
Bizim de şarkıcımız-türkücümüz, çengimiz-çalgımız eksik değil. Oynamayanı neredeyse “gerici” ilân ediyoruz!
“Gerici” deyince aklıma “görücü” düştü. Eskiden aileler görüşür, bir karara vardıktan sonra gençler görüştürülür, ardından “görücü” seremonisi başlardı. “Aklı bir karış havada” olmayan büyüklerin nezaretinde gerçekleşen evlilikler ölümüne sürerdi. Şimdilerin taze evlileri yıllık program bile yapamıyor: Çünkü evliliğin bir yıl sürüp sürmeyeceği bile meçhul. Adına da “Aşk evliliği” diyorlar...
Hevesin adı “aşk” oldu olalı hevesler kursaklarda kaldı! Ayrıca aşklar da kirlendi! Zaten televizyonlardaki evlilik programları evliliği de oyuncağa döndürdü.
Bu programlara katılmasak tablo eksik kalacak! Mensubiyetimizi (Müslümanlığımızı) kirletme pahasına, dekolte bayan ya da meselesiz adam tavrını takınıp ekranlar arasında “eş” arıyoruz!
Kılık kıyafetimizin, fikir ve görünüşümüzün yanı sıra, pek tabii olarak aile yapımız da “değişim”den nasibini aldı...
Etrafı surlarla çevrili “site”lerde, hatta “rezidans”larda oturuyoruz. Altımızda, üstümüzde yaşayan “ehl-i dünya”dan tek farkımız imanımız: Onu da yara bere içinde bıraktık...
Angarya gibi taşıyoruz!
Öte yandan Batı’dan gelme “çekirdek aile” kavramı, aile algımızı değiştirdi. “Çekirdek aile” içinde “dede” ve “nine”nin öğretisinden mahrum kalan çocuklarımız, iman çekirdeğinden yoksun büyüyor.
Eskiden, hayat tecrübesinin imbiğinde damıtılmış “kıssa” ve “hisse”nin arasındaki muhteşem ilişki koptu...
“Kıssa” kalmayınca “hisse” de çıkmaz oldu. Asırlar boyu bu ilişki çerçevesinde yeşeren çocuklar, artık ne “kıssa”dan haberdar ne “hisse” almayı biliyorlar. Zaten genç anne-babalar, çocuklarına anlatacak, anlatıp yüreklerini titretecek hikâyelerden mahrum; bu durumda televizyona kaçmaktan başka çareleri yok.
Sımsıcak “aile sohbeti”nin yerini “televizyon” ve “internet” almış, götürmüş. Çocukça meraklar televizyon ekranındaki şiddet ve cinsellik içerikli “dizi”lerde tükenip gidiyor. “Bir kıssa”dan “bin hisse” çıkarma anlayışı, televizyon programlarının yapay dünyasına kurban. Zıtlıklar, çocuk beyinleri keşmekeşe çevirmekte...
Evler sessiz ve ıssız! Bu ıssızlıkta büyüyen çocukların yürek olgunluğuna ermesi mümkün değil. Çünkü yürekler sohbetle olgunlaşır; mantık, kitapla gelişir. Evler hem sohbetsiz hem kitapsız kaldığına göre nesillerin hamlığına şaşmamalı!
“Dindar” olduğunu ifade edenler bile, tıpkı ehl-i dünya gibi “para” konuşuyor. “Madde”, “mânâ”ya egemen. Paylaşım, “Sen de çalış” azarında tuzla buz!
Artık “bizim camia”da da altta kalanın canı çıkıyor!
Allah, encamımızı hayreyleye!

 
 
 
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.