Serdar Demirel

Serdar Demirel

Fıkıh’sız İslâm!

Fıkıh’sız İslâm!

Bu köşeyi takip edenler 8 Eylül tarihinde yayımladığımız “İslâmî câmia, nereden nereye!” başlıklı yazıyı hatırlayacaklardır.

Yazıyla ilgili hâlâ yorumlar geliyor. Bu da, İslâmî câmia içinde yaşanan çözülmenin endişe uyandıracak boyutlara ulaştığının sinyallerini veriyor.
Ancak o yazıda “fıkıh” hakkında söylemiş olduğum birkaç cümle, bazı çevreleri, beni tashih etme gayretine sevketmiş. Yazıya itiraz sadedinde yazılanların önemli bölümü Müslüman hayatında bir ilim dalı olarak fıkhın oynaması gereken rolüne dair yazdıklarım oluşturuyor.
Orada yaşanan hızlı değişimin Müslümanları nasıl çözdüğünü izah ederken, Müslümanca hayatı muhafaza etmenin yolunu işaretlemek üzere şöyle demiştim:
“Tarihte, Müslüman hayatındaki dönüşümü ekber ve asğar boyutlarıyla fıkıh belirlemiştir. Bu da hayatın kalbinin müslümanca atmasının garantisi olmuştur. Ama bugün Müslüman hayatını kökten değiştiren sürece fıkhın fazla müdahale edemediğini görüyoruz. Çünkü fıkhın bu süreci denetlemesi pek de istenmiyor.”
Algıda ve pratiklerde sekülerleşen Müslüman hayatına dair örnekler verdikten sonra da; “Büyük çoğunluğumuzun aklına da; “Acaba fıkıh buna ne der?” sorusu gelmemektedir.” kaydını düşmüştüm.
İtirazlar da tam bu noktada sökün ediyor; “Neden Kur’an demiyorsunuz da, fıkıh diyorsunuz?”, yahut, “Fıkıh, içinde herşeyin olduğu gelenektir, oysa bizim Kur’an’a dönmemiz gerekir, fıkha değil” türünden yığınla tashih girişimi.
Fıkıh ilminin önemine dair kelam ettiğinizde, “gelenekselci” etiketi bütün olumsuz çağrışımlarıyla üzerinize yapıştırılıyor. Bu kesimlerde “gelenek” kirli bir kavram çünkü. “İslâmî ilmî gelenek”le Müslüman hayatına musallat olmuş “hurafeler geleneği” arasında bir fark gözetilmiyor.
Bu sadette yapılan itirazları dikkatlice okuyunca fıkhın iyi bilinmediği ve haksızca itham edildiği görülüyor. Olmasını istedikleri şeyin de fıkıh disiplininin kapsam alanı içinde olduğunun farkında değiller.
Fıkıh, evvelemirde Müslümanların İslâm algısını teşkil eder. Dilde, bilmek, anlamak, bir şeyin bütününe vakıf olmak anlamlarına gelen fıkıh, kavram olarak; bir kimsenin leh ve aleyhindeki İslâmî hükümleri bilmesi anlamına gelir.
Fıkıh bir bilimsel disiplin olarak Kur’an, Sünnet ve İcma zemininde birey ve toplum olarak itikattan ahlâka, ibâdetlerden sosyal hayatın tüm alanlarına varana kadar Allah’ın (c.c) rızasını kazanmak amacıyla istikamet üzere olmanın yol haritasını ifade eder.
Fıkıh disiplini İslâm Dini’ni vahiy merkezli bütüncül bir hayat sistemi olarak ortaya koyan yegane ilim dalıdır.
Fıkh-ı Ekber ıstılahı Müslüman tasavvurunu teşkil eden akâid ve tevhid ilmini; Fıkh-ı Vicdânî kavramı, nefis terbiyesi ve ahlâk ilmini, sadece fıkıh tabiri ise, ameli konuları konu edinir. Bu da Müslüman hayatının tüm alanlarının fıkhın konusu olduğunu gösterir.
Fıkh-ı Ekber algı dünyamızı, zihin kodlarımızı şekillendirir. Ameller ise bir insanın zihin kodlarının doğal reflekslerinden ibarettir.
Bu meyanda, fıkıh; algı ile ameller arasındaki tutarlılığı düzenleyen, denetleyen ve koruyan bize ait biricik bir sistemin adıdır. Bu sistem, vahyin soyut öğretilerini canlı hayata doğru aktarmayı ve onu çoğaltmayı ve sonrasında yaşatmayı mümkün kılar.
Çözülmenin sınır tanımadığı bir zaman diliminde fıkıh bir imkân iken onu bir tehdit olarak görmek haksızlıktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Serdar Demirel Arşivi