M. Emin Parlaktürk

M. Emin Parlaktürk

Suçu Allah’a Fatura Etmek

Suçu Allah’a Fatura Etmek

Aile efradımdan birinin tedavisiyle meşgul olduğumdan yazılarıma bir süre ara verdim, bağışlayın.

Görüyorsunuz ki, hayat tek düze değil!

Hastalıklı günler var, sağlıklı günler var.

Ölümlü günler var, doğumlu günler var.

Tabii afetler, insani felaketler hep iç içe.

Şu son olaylar, hepimizi ziyadesiyle sarstı.

Acımız gerçekten büyük.

Ancak acılar paylaşıldıkça küçülüyor.

İbretlik olaylarla imtihan ediliyoruz.

Tarih tekerrürdür, deniyor ya!

İbret alınsaydı tekerrür eder miydi, bilmiyorum.

Ama yaşananlar, pek de tarihten ibret alınmadığını gösteriyor.

***

Bunca deprem yaşadığımız ülkemizin manzarasına bakın!

Hemen dibinde hak ile yeksan olan binaya inat, ayakta dimdik duran yapılar; bu iş’te bir yanlışlık, bir eksiklik olduğunu haykırmıyorlar mı?!

Yıkılan binanın müteahhiti kendini nasıl da savunuyor, duydunuz:

“Allah’ın işine karışılır mı?” diyor.

Asıl kendisinin “Allah’ın işine nasıl karıştığını” atlıyor!

İnsanları nasıl da “Allah’la aldatıyor”!?

Binanın zemininden, sümeninden, çimentosundan, demirinden hiç söz etmiyor!

Allah ona işini sağlam yap diyor, o çürük yapıyor!

Malzemeden çalma diyor, o çalıyor!

Malı eksiltme diyor, o eksiltiyor.

Doğru tart diyor, yanlış tartıyor!

Dürüst ol diyor, sahtekârlık yapıyor!

İşini ihmal etme diyor, ihmalkârlık ediyor!

Kısaca yaptığın işin hakkını ver diyor, o vermiyor!

Sonra kalkıp utanmadan, “Allah’ın işine mi karışılır?!” deyip işin içinden sıyrılıyor!

***

Sadece o mu?

Sağlam raporu veren yetkililer, aynı sorumluluğa ortak değiller mi?

Düşünün, ilk sarsıntıda yıkılan yapılar arasında kamu binaları, okullar, yurtlar da var.

Ya hastaneler!?

Bir depremde hastanenin yıkılmasından daha acı, daha utanç verici ne olabilir ki?!

Bir depremde ilk önce kamu binaları mı yıkılmalı idi?!

Geçtiğimiz senelerde yaşadığımız acı tecrübeleri, tekrar tekrar görmek kahrediyor insanı!

Depremin acısından daha çok, bunların acısı dokunuyor insana!

Evet, elbette ki tedbirimizi alalım, işimizi sağlam yapalım, sonra Allah’a tevekkül edelim, tamam!

Bundan sonra gelebilecek “doğal afet”e de “semi’nâ ve ata’nâ” diyelim!

Ve ardından sonuçlarına imanla, sabırla, metanetle katlanalım!

Ama asla kendi suçlarımızı Allah’a fatura edip kapatarak değil!

***

1986 yılında inşa edilen Melbourne Broadmeadows Camii’nin inşasında şahit olduğum bir olayı hiç unutmam.

İnşaatta kullanılacak 13’lük demir çubuk yerine bizimkiler 9’luk demir kullanırlar.

Temeller yükselmiştir.

Resmi kontrolör gelip bunu ölçüp fark edince, hemen olaya el koyar.

9’luk demirlerin derhal sökülmesini ve inşaatın yıkılmasını ister.

Bizimkiler ise, kullandıkları demirlerin inşaat için yeterli olduğunu, bu kadar küçük farktan bir zarar gelmeyeceğini, inşaatları hep böyle yaptıklarını anlatmaya çalışırlarsa da nafile!

Görevliye söz dinletemezler!

İmar planında ne gösteriliyorsa o aynen tatbik edilecek ve kurallara uyulacaktır.

Sonuçta temeller sökülür, inşaat sıfırdan tekrar başlar.

***

Bu durum, belki oradaki cemaate pahalıya patlamıştır ama sonrasında bunun ne kadar ucuz bir kurtuluşla sonuçlandığını zamanla onlar da görecektir.

Aksi taktirde, “canım 1-2 milimden ne olacak?” demenin bedeli, harcadıklarından çok daha pahalıdır.

İşte, işin “hakkını vermek” budur.

Bu “hak” vatandaştan daha önce, devlet tarafından verilecek ve gözetilecektir.

Devlet, kamu binalarını inşa eder veya ettirirken buna ne kadar hassasiyet gösterirse, vatandaş da bunu örnek alarak o denli hassasiyet mutlaka gösterecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Emin Parlaktürk Arşivi