Fatih Uğurlu

Fatih Uğurlu

Yoğun bakım ünitesine bağlı CHP

Yoğun bakım ünitesine bağlı CHP

Yakında gazetelere, televizyonlara ilan verecekler.

“Dikkat, dikkat... Partimize Recep Tayyip Erdoğan kıvamında ve ona karşı ciddi muhalefet yapabilecek bir aday aranıyor. Adayların daha önce Halk Partisi’ne üye olmamaları şarttır. Lütfen neden diye sormayınız. Ekmeğimizden mi, suyumuzdan mı, nedendir bilinmez biz hep iyi şeylere kötü, kötü şeylere iyi demek gibi bir vasfa sahibiz. Bugüne kadar bizim yakınımızdan bile geçmemiş adayların aşağıdaki internet adresine başvurmaları gerekmektedir.

[email protected]

Adayların Kasımpaşalı olması tercihimizdir. Ayrıca SSK’da daha önce görev almamış olması ve kasetinin de olmaması tercihimizdir.”

Şaka gibi, ama gerçek bu. Her CHP’linin gönlünde bir Recep Tayyip Erdoğan yatıyor. Çok sevdiğim bir gazete bayii var, kendisi ile zaman zaman denize bakarken siyaset demleriz. Tam 40 yıllık bir CHP’li. Ama vicdanlı bir bünyesi var.

- Fatihciğim, şu İstanbul’u geziyorum. Topbaş, yerin altını üstünü oymuş, adam çalışıyor. Başbakana bakıyorum, neredeyse 24 saat çalışıyor ve çok iyi işler yapıyor. Valla ne yalan söyleyeyim kıskanıyorum arkadaş. Tamam yaptıkları hepimiz için, ama neden bizimkiler yapamıyor?

Bu tüm hücrelerine kadar CHP’li olan gazete bayisinin sancısını Kılıçdaroğlu, Baykal, Önder Sav, parti meclisinin tüm üyeleri ve il, ilçe başkanları duysalar ve millete gönül köprüsü ile bağlanabilseler, ona göre politikalar üretseler ciddi iktidar alternatifi olacaklar. Ama ne mümkün, her iyi şeye muhalif olmak bu partinin genlerinde var. TGRT Haber’de Selma Aydın ve Melih Altınok’un hazırladıkları Siyaset Raporu programını izliyorum. Programın konuğu CHP’li Savcı Sayan. Savcı, “Daldan eğme değil, kökten sürme” bir CHP’li. Belli ki, adam sancılı. Dönüp dolaşıp “Neden iktidar olamıyoruz?” sorusuna cevap arıyor.

“Aklın yolu birdir” derler ya, o da bizim dışarıdan gördüğümüz hastalıkları, içeriden birisi olarak tek tek sayıyor. “En büyük şikâyeti, yapılan her iyi şeye kötü denilmesi. Böyle olunca da yapılan yanlışları söylemek inandırıcı gelmiyor vatandaşa” diyor sayın Savcı. Ayrıca CHP felsefesine inanmayan adamların aday yapıldığını, partinin haklı eleştirilere sağır olmasının doğru politikalar üretilmesi yolunu kapadığını söylüyor. Tabii CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Soroz’dan para alan “TESEV”deki görevini de tartışmaya açıyor. Programı sonuna kadar zevkle izliyorum ve şu kanaate varıyorum.

Herhangi bir dış mihrakın adamı olmayan bu arkadaş CHP’nin başına gelse CHP halka daha yakın olur ve bugünkünden daha iyi bir oy potansiyeline kavuşur. Program boyunca “İşte akl-ı selim sahibi bir CHP’li” demekten kendimi alamıyorum. CHP’yi hâlâ 1930’ların tek parti mantığı içinde yürütmeye çalışmanın bu partiyi Japonların “Bon sai” modeli gibi görüyorum. Hani kocaman bir ağaç yarım metrelik bir saksı çiçeği olarak kalıyor ve bir süs bitkisi olarak kenarda duruyor. Onda artık bir büyük orman ağacının iddiası yok, meyve vermiyor, gölgesinde insanlar serinlemiyor, kerestesinden faydalanılmıyor. Zira o artık bir saksı ağacı!

CHP’de oy oranı olarak yüzde 15 ile 25 arasında gidip gelen üyelerinin Atatürkçülük refleksi ile kerhen desteklediği “Bak, başka çarem olmadığı için sana oy veriyorum, senden ne köy, ne kasaba olmayacağını ben de biliyorum” dedikleri bir parti olarak daima “yoğun bakım ünitesine bağlı” bir halde yaşamayı benimsemiş bir halde yaşıyor.

Aynı Siyaset Raporu programında önceki haftalarda da gazeteci Sevilay Yükselir nefis bir CHP eleştirisi yapmıştı. Aileden de CHP’li olan sayın Yükselir, CHP’deki tüm hastalıkları bir uzman hekim titizliğiyle tek tek saymış ve yaptığı “check-up”tan sonra da tedavisini söylemişti. Demek ki sayın Kılıçdaroğlu sadece “Siyaset Raporu”nu hulus-i kalple dinlese ve külahını önüne koyup bir nefs muhasebesi yapsa bile bayağı mesafe alacak. Ama böyle yapmayıp da özgürce fikirlerini söyleyip, CHP’yi ayağa kaldırmayı düşünenleri “siz de mi Brütüs” diyerek partiden yollarını ayırmaya davet etmek nasıl bir mantıktır üzerinde düşünülmelidir.

Zaman zaman düşünürüm. CHP’liler böyle bir genel başkanı hak ediyorlar mı diye? Baksanıza bir fezleke dolayısı ile arslanlar gibi(!) ortaya fırlayıp “Asın beni, kesin beni! Partim için ölmeye hazırım!” gibi ucuz kahramanlıklara soyunan bir genel başkan olsa olsa komedi dünyasında Cem Yılmaz’a rakip olur. Pardon, o da tartışılır ya...

Bu CHP, bu kafayla daha çook iktidar bekler. Bizde ölmezsek göreceğiz bu partinin seçimlerdeki hal-i pürmelâlini...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Fatih Uğurlu Arşivi