Necmettin Türünay

Necmettin Türünay

Neresi burası?

Neresi burası?

28 Şubat döneminde ülke olarak maruz kaldığımız şiddetli baskılar karşısında, birtakım İslâmcı sınıfların, kendilerini sahil-i selâmete çıkaracak payandalara ihtiyaç duyduğunu hepimiz biliyoruz. Başka fikir ve ideolojilere sığınmak, başkalarının terminolojisi ile konuşmak, demokrasi ve liberalizm adına da kılıktan kılığa girmek!.. Yani artık kendisi olamamak, kendi adına konuşamamak, ayrıca da hep başkalarının ortak cephesine tuz-biber olmak gibi!..


Buna bir nevi modernizm kompleksi demek gerekiyor.


Kendisini kendi olarak ifade edemeyen, hemen daima bir başka paravanın arkasına gizlenerek konuşan bir ruh hali!.. Bunu böyle ifade ederken ne çağın gereklerini, ne de içinde yaşadığımız şartları göz ardı ediyor değilim. Kasdettiğim sadece kişinin kendi hakikati ve sorumluluğu ile yüzleşmesi.


Malûm, Milli Eğitimle ilgili son yasa değişikliği ile, okullarda siyer, Kur’an vs. gibi derslerin seçmeli olarak öğrenilmesine imkân sağlandı ya!.. Ulaşılan bu sonuçtan, Milli Eğitim bürokratlarının dahi ürküntü duydukları anlaşılıyor. Güya bu görüntüyü dengelemek ve tek yanlı bir şartlanmadan yana olmadıkları duygusunu vermek için, çırpınıyor da çırpınıyorlar.


Meğer okullarda İngilizce öğretimini ikinci kademeden birinci kademeye indirmemişler mi? Bunu yaparken de o kadar masum bir hava veriyorlar ki şaşar kalırsınız!.. Belki bir takdir, belki de bir alkış bekliyorlar. Yani kendilerinin sırf İslâmcı, sırf muhafazâkar olmadıklarını, aynı zamanda çağdaş ihtiyaçları da nazarı itibara alan yanlarının bulunduğunu hatırlatmak gereğini duyuyorlar. Dolayısıyla ortaya çıkacak sonuca bakarak, Milli Eğitim bürokrasimizin böyle bir haleti ruhiye içinde yüzdüğüne rahatlıkla hükmedebilirsiniz.


O zaman soralım kendilerine:


Yabancı dil öğretimini, ilköğretim seviyesine indirmiş kaç ülke var dünyada? Ayrıca bu ülkeler hangileridir bayım? Siz kendinizi Tunus, Pakistan, Hindistan, Cezayir, Filipinler gibi, eski sömürge ülkelerinin bürokratı mı sanıyorsunuz? Eğer siz bilmiyorsanız biz hatırlatalım: Yaptığınız tercih tam bir sömürge uygulamasıdır. O ülkeler kuşkusuz uzun sömürge dönemleri geçirdiler. Sömürge güçleri, kendi dillerini ikinci bir anadil seviyesine yükseltmek için de, onun öğretimini en aşağı kademelere kadar icbar ettiler. Öyleyse sizin yaptığınız ne mânâya geliyor?


Fakat merak etmeyin!.. Mütareke ve ilk Cumhuriyet yıllarında sizin bu aşermelerinize heves edenler az olmadı. Kılığını kıyafetini, hukukunu değiştiren topluma bunu da lâyık görenler oldu yani. Aynen camiler gibi, dil evi’mizle de oynamayı düşünenler az olmadı. Uydurulmuş, bozulmuş bir dille (Türkçe) bilim yapılamayacağını, bu yüzden eğitim dilinin, bir başka dille (yabancı) yapılması gerektiğini ileri sürenleri siz hatırlamaz mısınız?


Ne kadar garip!.. Türkiye’nin hedefleri büyüdükçe, şuuru açıldıkça, evrensel sorumlulukları da bir bir konuşulur hale geldikçe, bürokrasisi hayrettir o kadar küçülüyor, adeta buharlaşıyor!.. Tam bir çağdaşlık, tam bir sömürge duyarlığı değil de nedir bu? Daha da acısı, bu hastalıklı ruhun kılavuzluğu İslâmcı kadrolara mı düşmeliydi? Dolayısıyla istikbaldeki Türkiye’nin genç nesillerinin ruhuna siz böyle mi şekil vereceksiniz?


Bir defa şunu unutmayın: Herkese yabancı dil öğretmek gibi bir mecburiyetiniz yok!.. Aynı şekilde hiç kimsenin de yabancı dil öğrenmek gibi bir mecburiyeti bulunmuyor!.. Onu dileyen, ihtiyaç duyan öğrenmelidir. Bundan ötesi tam bir sömürge gayretkeşliğinden başka bir şey değildir.


İkincisi ilköğretim, ana dilini öğrenme ve öğretme dönemi olarak telâkki edilir. Bütün dünyadaki uygulama bu çerçevededir. Öyleyse lütfen çocuklarımızın saf zihinleri ile oynamayın!.. Kendi ruhumuzdaki bir arızayı onlara da boca etmeyin lütfen.


Üçüncüsü de, yabancı dil eğitimi ile kalkınma arasında her hangi bir ilişki bulunmamaktadır. Eğer böyle bir ilişki bulursa idi çoğu İslâm ülkesi, eski sömürge ülkelerinin hemen tamamı kalkınmış, gelişmiş ülkeler arasına girerdi. Meselâ Mısır’da, Katar’da, Pakistan’ta ve Hindistan’da, şoförler ve ameleler bile su gibi İngilizce bilir. Orta Asya Türk halkları da aynı şekilde Rusça bilirler. Öyleyse maksat nedir? Hakim gücün ve medeniyetin dilini empoze icbar değil midir?


Bizim ihtiyacımız ise, okulun meslek insanı, teknisyen, işten anlayan insan yetiştirmesidir. Fakat her nasılsa siz buna da asla heves duymuyorsunuz. Dolayısıyla mesleksiz insan yetiştirmek, bizdeki eğitimin asıl amacı haline gelmiş oluyor. Tekrar hatırlatırım, sömürge ülkelerinin müfredatı da aynen bu şekildedir. Model insan fabrikaları gibi bir şey yani!..


Dördüncü bir husus daha: Rahmetli Özal ve Avni Akyol bu hususu çok düşündüler. Ulaştıkları sonuç şu oldu: Anadolu liselerinin hazırlık sınıfında yabancı dil eğitimini tamamlamak!.. Ve de orda bitirmek!.. İşte bu uygulamadan müthiş bir sonuç hasıl oldu. Anadolu çocuklarının önündeki bütün engeller kalktı. Özel okulların, yabancı okulların cazibesi bir anda sona eriverdi!.. DPT, Hazine, TRT, müfettişlik, hariciye, üniversite ve maliye sınavlarını hep bu çocuklar kazanır hale geldi. Yani Anadolu’nun bahtı açıldı.


Sonra ne oldu biliyor musunuz?


Görünmez birtakım eller Milli Eğitim’e, Talim Terbiye’ye, daha doğrusu da AK Parti’den Milli Eğitim Bakanı’na kadar uzanarak, Özal’ın ve Avni Akyol’un o harika uygulamasına son verdirdiler. İngilizce-Fransızca öğretimini yıllara dağıtarak o okulları adeta öldürdüler.


Böylece de hem yabancı okullara, hem özel okullara gün doğdu!.. Onun için hem o eski yönetimin, hem de şimdiki bakanın uygulamalarını büyük bir hayranlıkla takip ediyoruz. Encâmı hayır olur inşaallah!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Necmettin Türünay Arşivi