Muhsin Meriç

Muhsin Meriç

Suriye’de son perde!

Suriye’de son perde!

Suriye konusundaki fotoğraf, uçağımızın düşürülmesi sonrasında daha da netleşti. Kuklalar, kuklacılar, Esed dostları, Baas işbirlikçileri büyük oranda deşifre olduğu gibi bölgesel ve küresel dengeler ölçeğinde mevzuunun hassas noktaları da bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı.


Teknik detaylar, hadisenin gelişim seyri, iç ve dış politikadaki yankıları çokça yazılıp çizildiği için burada tekrar edip israf-ı kelam etmeyeceğim.


İki haftadır bu köşeden dikkat çektiğim Doğu Akdeniz jeopolitiği ve enerji güvenliği ve küresel enerji rekabeti meselesi ile Suriye ve müttefiklerinin konuyla münasebeti, Suriye’nin uçağımızı hedef alan saldırısı ile kuvvetli bir şekilde teyit edilmiş oldu. Ayrıca, Akdeniz Kalkanı’nı hedef alan bu saldırı ile küresel enerji devleri de Suriye ve Türkiye üzerinden birbirilerine mesaj vermiş oldular.


Tüm bunları İran’ın bölgedeki planlarından ve terör kartını malum odakların şiddetini artırarak kullanmalarını göz ardı etmeden söylüyorum. Suriye’nin zaaflarını gayet iyi bilen bölgesel ve küresel (f)aktörler Türkiye’ye ve Suriye halkına yönelik en akıl almaz ve vahşice tertipleri sahneye koymaya devam edeceklerdir.


Suriye rejiminin İran’a zırh, İsrail’e kalkan olma özelliği, Türkiye’yi ateşe çekme teşebbüslerine verilen iştahlı desteklerden de görüldüğü gibi gizlenemiyor artık. Bölgede görünenin ve bilinenin aksine çok daha kuvvetli ve perde altından kirli ittifakların kurulduğunu ve sürdürüldüğünü görmemek artık en hafif tabiriyle ciddi bir muhakeme zafiyeti demektir!


Ekranda hasım olanların kapalı kapılar ardında hısım oldukları bir coğrafya Ortadoğu! Hasbi halkların hesabi liderler tarafından ezim ezim ezildiği bir coğrafya Ortadoğu! Son küresel savaşın Afro-Avrasya kıtasının merkezi olan Suriye’de cereyan etmesi de şaşırtıcı değil onun için!


Şaşırtıcı olan, on binlerce mazlumun haykırışının İslam âleminde ve Türkiye’de hakkıyla karşılık bulamaması! İlginç olan, bir uçağımızın düşmesinin, Türkiye kamuoyunda on binlerin katlinden daha derinden etki yapması!


Tam da bunun için uçağın düşürülmesini bile komploya ayarlı arızalı kafalar Baas sözcüsü edasıyla yorumluyorlar!


Son dönemde yükselen bir grafikle, istikrar ülkesi ve cazibe merkezi haline gelen Türkiye’nin önünün kesilmesi için bulunmaz fırsatlar barındıran konjonktür, meş’um odaklar tarafından ayrıntısına kadar kullanılmakta bugün.


Bu bağlamda belki de en hassas konu, Davos sonrası Başbakan’ın şahsında Türkiye’ye yönelik artan sevgi ve ilginin, yükselen beklentinin örselenme riski. Bu riskin iyi analiz edilip, sadece Suriye’de değil, mazlum Müslüman coğrafyalarda atılacak adımların isabet oranının artırılmasına gayret etmek gerekir. Yazıldığının aksine Türkiye’nin abartılmış güç zehirlenmesine maruz kaldığını söylemek bu memleketi anlamamak olur; lakin karar vericilerin karar verme sürecinin sıhhatinin temini için bugün hükümete yapılacak insaflı ikazlar hükümet için de altın gibi değerli görülmeli ve değerlendirilmelidir.


Yine altını çizmemiz gereken ve buradan defalarca ifade ettiğimiz bir hakikat de şudur: Başbakan’ın şahsında hükümet ve hariciye teşkilatının Suriye politikası, gerek Türkiye’de gerekse İslam âleminde bugüne kadar yeterli kamuoyu desteği elde edememiştir. Gerek basının konuya marazlı yaklaşımı gerekse iç meselelerin kamuoyunu fazlaca meşgul etmesi “Suriye bizim iç meselemizdir” söylemini boşa çıkarmıştır. Önümüzdeki günler bu konuda ciddi çalışmalar yapılmalıdır.


Uçağımızın düşürülmesi sonrası yazılıp çizilenler dikkatle takip edildiğinde, dün Başbakan’ın grup toplantısındaki konuşmasına kadar, gelişmeler ve basına yansımaları maalesef büyük oranda Suriye’nin istediği şekilde cereyan etti. Düne kadar ne konunun bölgesel ve küresel yapısı ne de katledilen on beş bin Suriyeli gündeme dahi gelemedi. Hatta bazı dışişleri mensupları bile krizin artık Türkiye-Suriye sorunu olduğunu bile söyleyebildi.


Başbakan’ın Anadolu-Şam arasında güvenlik irtibatı kurması ve Suriye halkına açık destek ifadeleri önümüzdeki aylarda somut karşılık bulursa şayet, Esed ve müttefikleri için acı ama hırçın bir döneme girdik denilebilir. Zira zalim ve müstebitler yanarken yakarlar! Yıkılırken hırçınlaşırlar!


Demek ki vakit, gücümüzü ve kimliğimizi bilmek ama zaaflarımızı ve noksanlıklarımızı da ikmal etmek vakti.


Vakit, fiili ve kavli dua vakti!


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhsin Meriç Arşivi