Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Hicret hayatımızın neresinde?

Hicret hayatımızın neresinde?

Hicret, şirkten tevhide yükselişin, sabırdan cihada uzanan aksiyonudur. O, fert planında “dini yaşayışı arama”, sosyal planda ise, “İslam toplumunu takviye ve dini ikame” etmektir.


Müşrik bir toplumu terktir hicret. Çünkü hicret, İslam’ı en nazik ve hareketli noktasından kavramak demektir. Müslümanlar bulundukları yerde, görecekleri baskılara sabırla mukabele merhalesini aşmış, hicretle cihada iştirak merhalesine ulaşmışlardı. Hicret, hiçbir zaman bir kaçış değil, kelimenin tam anlamıyla bir arayış, bir talepti. Bu sebeple de hicret, “düşmanla savaş var olduğu müddetçe”, “güneşin batıdan doğuşuna kadar” devam edecektir. Çünkü o, tebliğ dinamizminin sembolüdür. Kısaca Hicret; Allah’ın yasakladıklarını terk etmektir.

Bütün Peygamberler ‘hicret yolcusu’durlar. Bütün Peygamberler hicreti öğretmek için gönderildiler. Hz. Adem’den, sapkın bir toplumdan hicret edip yepyeni bir toplum temeli atan Hz.Nuh’a… Muhacirlerin atası Hz. İbrahim’den, gerçek adını hiç kimsenin bilmediği fakat “hicretin” adının yerini aldığı Hacer’e. Kölelikten sultanlığa hicret eden Hz.Yusuf’tan, Mısır’dan Filistin’e bir farklı “hicret yürüyüşü” gerçekleştiren Hz.Musa’ya. Tarihin bütün Allah’ın nurunu taşıyan nur yüzlü adamları ve kadınları, her biri farklı bir hicretin muhaciri olmuşlardı. Fakat bizden öncekilerin yaşamadığı en dehşetli gurbeti, modern zamanların insanları yaşadı. Bu; modern oyuncaklarla oyalanan, hipnotize edilmişçesine insanlığından sürülüp çıkarılan, âdeta iç dünyalarında bir “hicret” bekleyen toplum ne zaman maddi-manevi muhacir olacak? Bütün insanlık, insanlığının garibi oldu. Yusuf (a.s) ahlaksız teklife karşı zindan hayatını tercih etti. O da ‘hicretin çocuğu’ oldu. Zindan arkadaşları ne diyordu: ‘Sen niye geldin aramıza, hangi suçu işledin?’ Yusuf (a.s) ‘Ben bir kavmin hayat tarzını terk ettim’ diyerek hicretini açıklıyordu. Saray sosyetesinde yozlaşmış bir hayatı, fuhuşu, zinayı, içkiyi, kumarı tek kelimeyle ahlaksızlığa karşı tek başına “ahlak isyanı” başlatıyordu. Utandığından, ‘ayıp olur’ düşüncesinden değil, ‘ahiret inancı’nın gereği olarak “şuurlu bir hicret” gerçekleştiriyordu Hz. Yusuf (a.s). Ayrıca Hz. Yusuf’un hicreti, kuyulara atılmak, köle diye satılmak, iffet, liyakat, hikmet, hizmet ve gayretle Mısır’a sultan olmakla ‘bir muhacir ne yapabilir’ veya ‘başına neler gelebilir’in de cevabını yaşayışıyla veriyordu. Hz. Davud iktidar-hicret münasebetinin nasıl olması gerektiğinin dersiydi. Hz. Süleyman, güç ve servetin hicretle nasıl ölçü ve dengeyle nasıl yaşanabileceğinin ve ‘ahlakın gücü’nü öğretiyordu. Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya şehadetin de bir hicret olduğunu bedel ödeyerek öğrettiler. Hz. İsa, insanlığı nefret ve zulümden, sevgi ve merhamete yâni hicrete dâvet ediyordu. Alemlere rahmet Peygamberimiz ‘Hicret Medeniyeti’ni inşâ ediyordu Ümmetine. İşte rehberlerimiz Peygamberler silsilesinin yol göstericiliğinde bir hicret yolculuğu.

Şimdi de bir hicret seferberliği olmalı. Önce, Kur’an’ın “Aranızda hayra çağıran, iyi doğru ve güzeli emredip kötü, yanlış ve çirkinden sakındıran bir topluluk bulunsun” dediği o topluluk kendine hicret etmeli. Yani imkanların bittiğini sandığı “bozgun” diye adlandıracağımız bir ruh halinden, gönülleri feth eden bir ruh haline hicret. Günahtan sevaba, kötülükten iyiliğe, alçaktan yüceye, değersizden değerliye, evden sılaya, dünyadan ukbaya hicret. Cehaletten marifete, gafletten tezekküre, nefretten muhabbete, kindarlıktan dindarlığa, hayalden hakikate hicret. Pasiflikten aktifliğe, taklitten tahkike, cimrilikten cömertliğe, tembellikten gayrete, bencillikten diğergâmlığa, nicelikten niteliğe hicret…

Eğitimle ilgili teorilerde insanı kuşatan çevreye çok önem verilir. İnsan, beşeri karakterini fıtratına uygun bir çevre içinde kazanır. “İnsan çevrenin mahsulüdür” denir. Bir zihniyet ve düşünce sisteminin gelişmesi, bunu hakkıyla benimsemiş insanların yetiştirilmesi müsait çevreye sahip olmasını gerektirir. Aksi takdirde yabancı çevre şartları içinde boğulur gider. Hira’da ilk vahye muhatap olduğu andan itibaren cahili çevreyle mücadele eden ve onu İslamileştirmeye çalışan Rasulullah 13 yıl uğraşmasına rağmen, Hicret öncesinin Mekke’sinde bu mümkün olmaz. Habeşistan’a yapılan hicretler böyle bir arayıştır. Ne var ki, Habeşistan Hıristiyan kültürünün hâkim olduğu bir çevreydi, etkisini de birkaç sahabiye kendi zihniyetini vermekle gösterdi. Onun için oraya gidenler devamlı olarak Arabistan’da müsait bir çevre oluştuğu haberini bekler bir vaziyetteydiler.

Taif’in acımasız karşılamasının ardından Akabe biatlarıyla önceden hazırlanan çevreye hicretle birlikte Medine’de ulaşılmıştır. Bu sebepledir ki, Hicret, sıradan ve klasik bir yaklaşımla, zulüm gören ve umûmi boykota maruz kalan Müslümanların, zulümden ve boykottan uzak, huzur dolu, sıkıntısız bir sığınma hareketi değil, yeni zihniyete uygun bir çevre oluşturma çabası olarak da değerlendirilebilir. Rasulullah, müminleri namaza çağırma meselesini bir dâvet müessesesi olan ezanla hallederken, kimsesizler için önceleri ilk sosyal güvenlik, bilahare eğitim organizasyonu durumuna getirdiği Suffe ile bu organizasyonu başlatmıştı. Hicret sonu Kuba ve Medine’de ilk inşa edilen binaların mescidler oluşu, hicreti, aynı zamanda bir ‘müesseseleşme’ faaliyeti olarak bizlere takdim eder. Mali sıkıntı içinde olanlara, önceleri ihtiyari olarak başlatılan yardımların bilahare zekat-öşür olarak müesseseleştirilmesi de yine dikkat çekicidir.

Hicret; Cami merkezli bir hayattır. Hicret; Ev merkezli bir hayat. Evin merkezinde namaz. İbadet eksenli bir hayat. Eğitim merkezli bir ev. Modernizmin evsizliğine mukabil, İslam ev merkezli bir hayatı teklif ediyor insanlığa. Bu da evsizlikten eve hicreti gerektiriyor. Sokaktan, başıboşluktan eve hicret. ‘Sokak çocuğu, sokak kadını’ olmaktan kadını ve çocuğu kurtarır hicret. Bugün Müslümanlar, çarşı-pazarlı, alışveriş merkezli bir hayatı tercih eder hale gelmişler. Öyle ki AVM’lerde o kadar vakit kaybediyorlar ki ‘namazları kazaya kalmasın’ diye AVM’lerde mescid ihtiyacını gündeme getiren ‘şuurlu Müslüman’ muamelesi görebiliyor.

Peygamberimize ilk hicret emri ilk vahiylerin inmeğe başladığı günlerde nüzul sıralamasında ikinci sûre olan Müzzemmil suresinde “Onların söyleyebilecekleri her şeye karşı sabırla diren. Ve güzellikle uzaklaş onların çirkin tavırlarından.” Kötülerden iyilere hicret. Hicret, ‘eylem ahlakı’dır aynı zamanda. Mekke’den Medine’ye hicret en son hicrettir. İlk emir (ilk hicret) insanın iç yolculuğudur. Nüzül sıralamasında dördüncü sure olan Müddessir’de “Ey yatan iyi. Kalk! Başkalarını uyar-uyandır” buyurulur. ‘Bütün kötülüklerden, günahlardan hicret et’ manasındaki “Elbiseni temiz tut! Bütün pisliklerden uzak dur!” İlahi emri, hicretin bir inşa süreci olduğunu da gösterir.

Hicret karnemizi kontrol edip, 1434 yılına girerken 1433’ün muhasebesi yapıp yeni bir ruh, yeni bir heyecan, samimiyet gayret ve salih amel işleme cehdi içinde hayatı ibadet, ibadeti hayat olan hicretlerde buluşuruz İnşaallah...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yaşar Değirmenci Arşivi