21 Temmuz 2017 Cuma26 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:51Güneş 05:43Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:39Yatsı 22:22
    • 26°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 15°C Amasya
    • 18°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 106.736 -0.63
  • Altın: 141,095 0.40
  • Dolar: 3,5210 -0.02
  • Euro: 4,0955 0.94

Polis tahakkümüne hayır!

Faruk Köse

Yeni “Demokratikleşme Paketi” ile bir yandan kaşıkla verilenin, öbür yandan kepçeyle geri alındığına dair emareleri görüyor ve bir süredir bunun üzerinde duruyoruz. Bazı “kısmi memnuniyetler” olsa da, hemen her kesim “Paket”e dair endişelerini, eleştirilerini dile getirip hoşnutsuzluklarını izhar ediyor.

Elbette yapılanlardan “herkes”in ya da “her kesim”in memnun olması mümkün değil. Bu tür değişimlerde ve dönüşümlerde “esaslı yaralar”a bakılması ve öncelikle onların tedavi edilmesi en makul olanı. Bu esnada alışageldiklerinin değiştiğini, dönüştüğünü görenlerin tepki göstermesi, endişeye kapılması elbette normal.
Bu süreçte “stratejik” olan, birbirinden farklı beklentilere, hislere, taleplere, inançlara sahip “toplum kesimleri arasındaki denge”yi sağlayacak adımların atılmasıdır. Ancak bunu yaparken, durumu şirazeden çıkarmamak, kaşıkla verdiğini de kepçeyle geri almamak lazım, değil mi? Denge sağlama adına yanlış yapma lüksümüz olmamalı.
Nedir yapılan ya da yapılmaya çalışılan yanlış? Bunun “Dekmokratikleşme Paketi” bütünlüğünde olanları hakkında bir hayli söz sarf edildi, tekrara gerek yok. Dikkat çekmek istediğim başka bir husus var: “Polisin yetkileri” artırılıyormuş!...
Biliyorum, “ne var bunda?” diyeceksiniz. “Polis asayişi sağlamakla mükellefse, lazım olan yetkileri de haiz olmalı” diye ekleyeceksiniz.
Ama kazın ayağı öyle değil. Bu öyle bir yetki artırımı ki, tam bir “Polis tahakkümü” getirebilecek nitelikte. Çünkü dikkat edin, tam da “Demokratikleşme Paketi”nin ardından ve o “Paket’e denge olması” bâbından yapılmak istenen “polise yetki artırımı”nın mahiyeti, kabul edilebilir nitelikten fersah fersah uzak. Basına yansıdığı kadarıyla, Polise verilmek istenen yeni yetkiler şunlar:
Polis, “olay çıkarma potansiyeli” ya da “eylem yapma olasılığı” olanları, eylem öncesinde hâkim ve savcı talebi olmaksızın, direkt olarak 12-24 saat süresince gözaltına alıp onlara “önleme hapsi’ uygulayabilecek. Bu süre daha sonra hakim kararıyla uzatılabilecek.
Şimdi şu yapılmak istenene bakar mısınız? Bu yetkinin tam bir “Polis tahakkümü” getireceği gün gibi ortadayken, Hükümet’in, sırf kendine karşı yapılan “Gezi eylemleri”ni ya da benzeri kalkışmaları bitirme adına, “Polise keyfi davranma kulvarı” açması, “Polise keyfi davranma yetkisi” vermesi neyle ve nasıl izah edilebilir? Bunun “hak”la, “adalet”le, “özgürlük”le, “hukuk”la ilintisini kurabilecek biri varsa lütfen izah etsin de anlayalım. Hukuk ve siyaset bilimi hususunda az-çok mürekkep yalamış biri olarak ben alâkayı kuramadım da...
Burada, Polisin “gözaltına alarak önleme hapsi” uygulayacağı şahıslar hakkındaki tanımlamaya dikkat edin: “Olay çıkarma ihtimali” ya da “eylem yapma olasılığı” olanlar... Peki, burada ölçü ne? Kim, neye göre karar verecek “olay çıkarma ihtimali”ne ya da “eylem yapma olasılığı”na? Polisin, ideolojik ya da yanlı davranıp, “ihtimaller/olasılıklar” üzerine keyfi gözaltılara başvurmayacağını kim, neye göre garanti edebilir? Demek ki “demokratikleşme” böyle bir şey!
Şimdi 4 Mart 1925 tarihli “Takrir-i Sükûn Kanunu”na, yani “Huzurun Sağlanması Yasası”na bakalım. Kanunun 1. maddesi şöyleydi:
“İrticaa ve isyana ve memleketin nizam-ı içtimaisini (toplumsal düzen) ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlale bâis (bozmaya yönelik) bilumum teşkilât ve tahrikat ve teşvikat ve teşebbüsat ve neşriyatı (örgütlenmeleri, kışkırtmaları, yüreklendirmeleri, girişimleri ve yayınları), Hükümet, Reisicumhurun tasdikiyle ve re’sen ve idareten men’e mezundur (kendi başına yasaklamaya yetkilidir). İş bu ef’al erbabını (bu eylemleri işleyenleri) Hükümet, İstiklâl Mahkemesi’ne tevdi edebilir.”
Gördünüz mü? O zamanlar İslam’a karşı yürütülen devlet politikasına karşı “imani ve insani duruş” gösterenler hakkında, Hukuk olmadan, mahkeme kararına gerek kalmadan, Hükümet yargı yetkisini kullanıyor ve “idari karar”la ve “direkt olarak” müdahale edip yasak getirebiliyordu. Peki, şimdilerde Polise verilmesi düşünülen yetkinin bundan farkı ne?
Başımızı önümüze eğip, elimizi vicdanımıza koyup, aklımıza, basiretimize ve izanımıza danışıp hakikati ikrar edelim:
Adalet “hukuk”a ve “özgürlükler”e göre değil de “güç”e ve “yetki”ye göre belirlenip biçimlendirilirse böyle oluyor demek ki.
Ancak anlamadığım, eğer adaleti böyle bir mantalite üzerine kurgularsanız, yarın güç ve yetki karşıtlarınızın eline geçtiğinde, aynısı size uygulanmaz mı? Burayı da bir düşünseniz iyi edersiniz derim.
Asayişi sağlama adına “adalet”i, “hukuk mantığı”nı, “hak ve özgürlükler”i kolluk güçlerinin kanaatlerine teslim ederseniz, yaptığınız bütün güzellikleri silip süpürür, heba eder ve nihayetinde, “etme-bulma dünyası”nda bunun altında ilk kalan siz olursunuz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.