İbrahim Bektaş

İbrahim Bektaş

Yılanın başını yanlış yerde arıyoruz

Yılanın başını yanlış yerde arıyoruz

Rahmetli Nasreddin Hocamızın “evde kaybettiği yüzüğünü dışarıda araması” gibi, biz de “son büyük komplo”nun faillerini birbirimizde arayarak bana göre yine defalarca tekrarladığımız hatalarımıza bir yenisini daha eklemiş oluyoruz.

Asrı Saadetten beri peşimize düşen yılan, biz başımızı her kuma gömdükçe, sırtımızdan bizi ısırdığının farkına artık varmak zorundayız.

Bunu bazen kendi yaptı, bazen de uşaklarına yaptırdı.

Hizmet-Hükümet diye türetilen suni kavga beni hiçbir zaman tatmin etmedi.

Çünkü ne hizmetin hükümetle bir sorunu vardı. Ne de hükümetin hizmetten yana bir şikâyeti.

Özellikle son on yıldır, hükümet-millet birlikteliği çok önemli sonuçlar doğurdu.

Yapılan demokratikleşme çabaları ile Türkiye değişim ve gelişim içerisine girdi.

Bunun sonucu, Türkiye’nin irtifa kaybı durdurularak, bir ivme kazanması sağlandı.

Daha üstün olduğu için “alan el değil veren el” olmaya namzetti.

Bir üst lige çıkmaya çok yakındı. 

2023 hedefi de bunun en temel ayaklarından biri idi.

 Atılan doğru adımlar sayesinde, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar” diye son 60 yıldır anlatılan masal, gerçeğe dönüşmeye başladı.

Bundan böyle dış sömürücüler, mazlum milletleri istediği gibi ezemeyecekti.

Çünkü onların da artık bir “Abisi” vardı. 

İşte bugün Türkiye’nin başına örülmeye çalışılan çorap, bu “Abilik”ten duyulan endişenin dışa vuruşundan başka bir şey değildir.

Gelelim Türkiye’ye milyar dolarlar kaybettirdiği öne sürülen son komploya.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri, Ülke sermayesinin % 80’inden fazlası dar bir sermayedarın kontrolündedir.  Aynı zamanda, borsa sermayesinin de % 65’den fazlası yabancıların elindedir.

Bu sermayenin büyük bölümünün ne şekilde elde edildiği yıllardır tartışılıyor.

Ancak, son yıllardaki atılımlar ile birlikte, Türkiye sermayesinde söz konusu patronlara yeni ortakların gelmesinin muhtemel olması, tam anlamıyla arının kovanına çomak sokmaktı.

Çünkü, dışarıdan güdümlü bu sermayedarlar, sadece paranın değil, aynı zamanda ülkede TSK’dan siyasete kadar birçok alanın da patronuydu.

Adeta ülkenin kaderi bu kesimin eline miras olarak bırakılmıştı. Millet ise bunların hegemonyasına hapsolmuş “uşaklar” konumundaydı.

Gelinen noktada, millet bu hegemonyadan kurtulmak istiyor.

Siyaset sahnesinin aktörleri de kendi kararlarını bu “monopol sermayedarların” iznine bağlı olmadan vermek istiyor.

Yani Ak Parti hükümeti iktidarını, bir avuç sermayedarın değil, milletin çıkarları için kullanmak istiyor.

Oysa bu politika dünyaya hükmetmek isteyen Siyonist ve masonların politikalarına taban tabana zıttır.

O zaman, yapılacak şey bellidir.

 İktidarları kontrol etmek ya da yok etmek.

Bu iddiaların doğruluğu, Cumhuriyet Dönemi boyunca Merhum Menderes ve Özal’da olduğu gibi, 28 Şubat’tan beri yaşanan süreçlerde de açıkça görülmektedir.

Hemen her taşın altından bunların çıktığı, ama bunlara karşı kimsenin sesinin çıkamadığı herkesin malumudur.

Bu kumpaslardan kurtulmak isteyenlerin başına Ergenekonvari çetelerin, gezilerin ve son yaşandığı şekilde komploların getirilmesi artık sıradanlaşmış ve beklenir durumdadır.

Bütün bunlardan sonra soruyorum sizlere, yılanın başını (dışarıda) bırakıp kuyruğunun peşine düşmek ne derece kârı akıldır?

 Bu durumda bize düşen, birbirimize düşmek değil, bizi birbirimize düşürenlerin peşine düşmek değil midir?

Aksi halde “aynı delikten birden çok ısırılanlar”dan olur ve yine kaybederiz. 

Benden söylemesi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum
İbrahim Bektaş Arşivi