Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

“Parçala ve yut!”

“Parçala ve yut!”

Kimilerinde, “Tayyip Erdoğan’sız AK Parti” sendromu var. Özelde onlara, genelde herkese, aslında bilinen “Üç Boğanın Hikâyesi”ni hatırlatmak istiyorum…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, üç yabani Boğa varmış…

Biri siyah, biri sarı, biri alaca renkte Boğalar, öyle samimi arkadaşmışlar ki, yedikleri-içtikleri ayrı gitmezmiş…

Birlikte otlar, birlikte oynar, müthiş bir dayanışma örneği göstererek, kardeş kardeş yaşarlarmış…

Tehlike anında güçlerini birleştirdikleri için de vahşi hayvanlar yanlarına sokulamaz, böyle bir durum ortaya çıkar çıkmaz kuyruk kuyruğa gelir, boynuzlarıyla tehlikeyi bertaraf ederlermiş…

Üç kafadar Boğa huzur içinde yaşarken, bir Kaplan onları fark etmiş. Hazırlanıp saldırıya geçmiş. Ama öyle sert bir direnişle karşılaşmış ki, yara-bere içinde geri çekilmek zorunda kalmış.

Bir ağacın altından olup biteni keyifle seyreden Tilki’ye müthiş kızmış:

“Sırıta sırıta ne bakıyorsun?” diye bağırmış, “tüm öfkemi senden çıkartırım şimdi…” 

“Yaparsın” demiş Tilki, “ama bunu yapman, o semiz Boğaları yemene imkân vermez. Eğer bana dokunmaz, eline geçecek ganimetten de bir miktar verirsen, Boğaları nasıl avlayacağını öğretebilirim.”

Kaplan güçlü, ama Tilki kurnaz: Kaplan’ın gücü, üç Boğa’ya yetmeyince, mecburen Tilki’nin yardım teklifini kabul etmiş:

“Dayanışma içinde hareket ettikleri için avlayamadığım Boğaları avlayabileceğim bir akıl verirsen, söz, seni de ganimete ortak edeceğim; hadi bir çare söyle...”

Kurnazlığıyla meşhur Tilki, “Önce onları bölmelisin” diye akıl vermiş, “bir birinden ayırmalısın.”

“Ama bir birlerini çok seviyorlar, asla ayrılmazlar.”

“Ayrılırlar” demiş Tilki, “önce Sarı Boğa ile Alaca Boğa’yı kandır, onlara güven ver, arkadaşları Kara Boğa’yı kötüle, bencil olduğunu, kendileri hakkında kötü şeyler düşündüğünü söyle.”

Bu fikir Kaplan’ın aklına yatmış. Denemeye karar verip üç Boğa’nın yanına dönmüş. Niyetinin yalnızca konuşmak olduğunu söyleyip Alaca Boğa ile Sarı Boğa’yı bir kenara çekmiş:

“Size bir kastım yok” diye yemin billâh etmiş, “sizin iyiliğiniz için söylüyorum: Kara Boğa aslında sizi hiç sevmiyor. Bölgedeki bütün hayvanlar bunu biliyor, sadece siz bilmiyorsunuz.”

Hâlâ tereddüt ettiklerini görünce de, “Bakın, çok açım” diye devam etmiş sözlerine, “bu durumda üçünüze birden saldıracağım. Ben de yorulacağım, siz de yorulacaksınız. Hanginizi yakalarım o da belli olmaz. İyisi mi şu Kara Boğa’yı bana verip canınızı kurtarın!”

“Bana dokunmayan yılan (kaplan) bin yaşasın” şeklindeki atasözümüz, hayvanlar âleminde de geçerli mi, bilinmez; ancak Tilki’nin plânı tıkır tıkır işlemiş.

“Madem öyle peki” demişler, Kara Boğa’yı gözden çıkarmışlar. 

Aç Kaplan, yalnız başına kalan Kara Boğa’ya saldırmış, Kara Boğa, her zamanki gibi, arkadaşlarının yardıma gelmesini bekleye bekleye can vermiş.

Kaplan birkaç gün sonra, Sarı Boğa ile anlaşıp Alaca Boğa’yı yemiş...

Tek başına kalan Sarı Boğa, sonunda hatasını anlamış, ama iş işten de geçmiş. 

O da arkadaşları gibi Kaplan’ın midesini boylamış.

Nasıl derler? “Önce parçala, sonra yut!”

Sahi, bu taktik, “Yahudi taktiği” değil miydi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi