İbrahim Bektaş

İbrahim Bektaş

Biliyorum: Bu ne ilk idi, ne de son olacak!

Biliyorum: Bu ne ilk idi, ne de son olacak!

Eskilerde çok sık kullanılmayan “darbe” sözcüğü, günümüzün en popüler kelimelerinden biridir.

Arapça kökenli bu kelime, günlük hayatta “vurma, çarpma, basma (para)” anlamları ile bilinir.

TDK’nin Türkçe Sözlüğü’nde darbe, “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi” olarak tanımlanır. 12 Eylül askeri darbesi ve Mısır’da Sisi’nin meşru cumhurbaşkanını devirerek yönetimi ele geçirmesi birer darbedir.

Yani darbeler en yumuşak ifade ile birer zorbalıktır.

Darbe kelimesine anlamca yakın olan ihtilal ise, bir halkın mevcut yönetime karşı ayaklanarak bu yönetimi ortadan kaldırmasını ifade eder. Mısır’da Hüsnü Mübarek’in iktidardan uzaklaştırılması en son örneklerdendir.

Doğal olarak darbe ve ihtilaller, hükümet, parlamento, kral ve padişah gibi yönetenlere karşı yapılır. 

Bu açıdan, yöneticilerin iktidardan normal yolların dışında her türlü alaşağı edilmeleri birer darbedir.

Dünya tarihinde bilinen ilk darbe, MÖ 876 yıllında İsrail oğullarından komutan Zimri’nin kral Elah’ı devirmesidir. 

İslam Dünyasındaki ilk darbe ise 75’li yıllarda Ebu Müslim Horasani’nin Emevileri devirerek yerlerine Abbasilerin gelmesini sağlamasıdır. 

Türk Dünyasında bilinen ilk darbe ise, M.Ö. 209 tarihinde Orta Asya Hun Devleti –Bilinen en eski Türk Devleti- hükümdarı Teoman’nın, oğlu Mete tarafından öldürülerek tahtın ele geçirilmesidir.

Osmanlılarda ilk darbe, 1473’de Fatih Sultan Mehmet Han’ın, İran seferine gittiğinde, yerine kaymakam olarak bıraktığı Şehzade Cem’in lalaları tarafından Sultan ilan edilerek, saray halkından biat alınmasıdır. Fatih Sultan Mehmet Uzun Hasan’ı mağlup ederek geri dönmesi ile bu saray darbesi akim kaldı. 

Cumhuriyet Döneminin ilk darbesi ise 27 Mayıs 1960 tarihinde Merhum Başbakan Adnan Menderes hükümetine karşı yapılan askeri müdahale idi.

Bu darbenin failleri Türk Milletinin vicdanında bugüne kadar berat edemezken, darbe mağdurları millet mabeyninde çok seçkin bir yer edinmişlerdir. 

Türk tarihine 1960 yılında bırakılan bu kara lekeden sonra da darbeler devam etmiştir.

1972 muhtırası ile emellerine ulaşamayan darbe heveslisi muhterisler, 1982 yılı 12 Eylül’ünde yeniden sahne aldılar.

1984 seçimlerinde halktan yedikleri tokatla sersemleyen bu densizler, yeniden perde gerisine çekildiler ve uygun anı kollamaya başladılar.

Bekledikleri fırsatı, 28 Şubat 1997’de yakaladılar.

Daha önceleri, her girişimlerinde halktan yedikleri şamarı unutmayan bu darbe sever ucubeler, bu defa işi sivil kuklalarını kullanarak, “Post Modern” şekilde hallettiler. 

Bin yıl sürecek diye ilan ettikleri bu “ucube darbe”, on yılı bile dolduramadan 2002 seçimleri ile halktan yedikleri sille ile yerle bir oldular ve 28 Şubat’ta çiğnemeden yuttukları mazlumlar, bu ucube darbecilerin kursaklarını parçalayarak dışarı çıktı. Onlara da sindirim artıklarını yutmak kaldı.

Ak Parti ile yakalanan izzetli ve onurlu yükseliş, birilerini yine rahatsız etmeye başladı. Daha öncekilerin aksine bu defa derinden ve sessiz ilerlemeyi seçtiler. Bu amaç doğrultusunda 2004-2007 tarihleri arasında Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adları altında başlatılan askeri darbe girişimlerinde bulunan uslanmaz darbe perestler, hükümetin akıllı ve zamanında karşı hamlesi ile hapishanelere tıkıldı.

Bu girişimlerin de sonuçsuz kalması ile birlikte, hükümeti yemekten başka kurtuluşları kalmadığını düşünen aç kurtlar, bu defa yöntem değişikliğine gitti. Artık gayri meşru yollardan, iç müdahalelerle Ak Parti’den kurtulma imkânı ebediyen tarihe gömülmüştü.

Yapılacak tek şey, Müslüman Türk Milleti’nin kadim ve uslanmaz dış düşmanlarını devreye sokmaktı.

Öyle de oldu. Siyonistlerin güdümündeki tarihi din düşmanları, Asrı Saadet’ten beri yaptıkları gibi yine millete karşı ittifak ederek, halkın meşru yollardan iktidara getirdiği bir partiyi, tez elden iktidardan düşürmek için “Toptan bir Siyonist taarruzu” başlattılar. Bombalarının ellerinde patlayacağı muhakkak olan bu “Tost modern” kalkışmanın da “milletin sinesi”ne toslayarak parçalanacağından ve bu fosilleşmiş kalıntıların bir kere daha alt edileceğinden eminim. 

Ancak, bu iç ve dış mihrakların Türkiye üzerindeki kirli emellerinden, “biz onlardan oluncaya kadar” vazgeçeceklerinden emin değilim...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
İbrahim Bektaş Arşivi