Ahmet Türk

Ahmet Türk

Erdoğan da Aynı Mukadderata Sürüklendi!

Erdoğan da Aynı Mukadderata Sürüklendi!

Bir seçim sürecini daha kazasız belasız atlattık. Bu Cumhurbaşkanlığı seçiminin, geçmiş Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden daha farklı bir niyet ve hedefi içine barındırıyor olması bu seçimin önemli bir hâl almasına neden oldu. Neticede Tayyip Erdoğan “siyaseten” hakkı olan lakin “tavır, duruş ve yüklendiği misyon” itibariyle hak etmediğini düşündüğüm Cumhurbaşkanlığı makamını ikinci tura bırakmadan kazandı. 

Malumunuz Başbakan Erdoğan; kurumsal mimariyi aşarak, Cumhurbaşkanı seçiminde siyasi parti bağının açık-güçlü biçimde tesisini arzu etmiş, bu fasılda kurumsal mutabakatı bariz bir şekilde ön plana taşımak istemişti. Açılan yoldan her siyasi parti geçebilecek, diğer partiler için halen lüzumlu olmayan güçlü siyasi parti bağı, siyasi zorunlulukla tesis edilebilecekti. Cumhurbaşkanı seçimlerinde güçlü siyasi parti bağının tesisi, bu yolla, “tüm milletin değil” belli bir siyasi çoğunluğun Cumhurbaşkanı tercihinin etkinlik kazanacaktı. İşteÇatı”, Ak Parti’nin “Partili Cumhurbaşkanı” algı yönetimi değirmenine su taşımamak adına Tayyip Erdoğan’ı “Siyasetin dışında çelebi meşrepli bir aday olan Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu rekabete razı bırakarak ” bu oyunu bozdu!

Bunu elde edilen seçim sonucuyla da gördük. Her ne kadar önceki seçimlerde elde ettiği 20 milyon oyu muhafaza etmeyi başarsa da, Tayyip Erdoğan’ın kafasında olan en önemli süreç stratejisi, bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde, en azından 2010 referandumuna yakın ve ya üstünde bir oy oranını (%58) elde edip hemen seçim sonrası baskın bir erken seçim kararı almaktı. Bu hem müstakbel parti içi sorunları ortadan kaldıracaktı, hem de müthiş bir oy oranının motivasyonuyla tazeliğiyle Tayyip Erdoğansız bir seçimin risklerini ortadan kaldıracaktı… Mecliste temsil edilmesine ve her türlü seçim yönetim imkânına sahip olmasına rağmen seçmenlerinin bir kısmını sandığa taşıyamayan ve düşük katılıma sebep olan CHP ve MHP aymazlığına rağmen 2010 referandumunda alınan sonuca yakın bir sonuç elde edilemedi…

Soru şu: Başbakan Erdoğan; yürütmenin başında, güçlü bir Başbakan olarak hatta yasa ve teamülleri olağan üstü şartlar bahanesiyle bile çiğneyebilecek bir otorite ve yetkiye sahipken, ne diye mevcut anayasanın çok fazla performans ve kalori harcamasına fırsat vermeyen Cumhurbaşkanlığı makamına heveslendi?

On iki yıldır sahip oldukları güçlü iktidar motivasyonu ve imkânlarına rağmen bir türlü değiştirilmeyen mevcut Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanlığının yetkileri ortada… Sadece dilediğinde bakanlar kuruluna başkanlık ederek yahut Atatürk Orman Çiftliği içerisinde bin odalık Başkanlık Sarayı’na bakanlıkları taşıyıp, üç dönem şartı neticesi oyun dışı kalmış kişiler ile arpalık verilerek hizaya getirilen yüzlerce kişinin istihdam edildiği danışman kadrolarıyla bu işin olmayacağı da ortada… O halde bu “Ben illa ABD sistemi olsun demiyorum. Öyle çalışalım ki başkanlık Türk sistemi olsun”  dedirtecek ama “kardeşim olsunda Zimbabwe sitemine bile razıyım” mecburiyeti ve teslimiyet ile de tevil edilecek  “Başkanlık” aşkı nereden geliyor?
Israrla yazıyorum ve bu gidilen yolun yol olmadığını ifade ediyorum: Bu süreç yani Recep Tayyip Erdoğan’ı Başkanlık Sürecine motive eden en mühim etken mecburiyettir!

Başkanlık niyetli Cumhurbaşkanlığı Süreci ile Çözüm Süreci “eşgüdümlü” bir şekilde taahhüt altına girilerek yürütülen bir projedir.  Bir ülke içerisindeki tüm etnik kimliklerin, kendi kaderini kendilerinin belirleme hakkını uluslararası hukukun denetimine ve her türlü müdahalesine açık hale getiren; ne acıdır ki, Anayasamıza göre iç hukuk hükmünde telakki edilen, 2003 yılında (tam da ırak'ın işgali gerçekleşirken) onayladıkları “İkiz Yasalar”la start alan bir sürecin nihai aşamalarından biridir!

İşte o dönemde ellerine tutuşturulan “Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve millî hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir…” memorandumu mucibince amel eden hükümet, “kurbağa haşlaması” metoduyla; yerel yönetimler reformu, istinaf mahkemeleri, kalkınma ajansları yoluyla hazırlanan önce özerklikler sonrasında eyalet sistemi altyapısıyla projelendirilen bu süreci “Başkanlık Sistemi” ile taçlandırmak istiyor!

Maalesef yüzde 3’ler civarından, Çözüm Süreci nedeniyle meşruluk kazanarak bu Cumhurbaşkanlığı Seçiminde yüzde 10’lara ulaşan ve egemenlik haklarımızın üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanıp, her geçen gün bir önceki güne oranla hacmini arttırdıkları elindeki silahlı kuvvetleriyle tabelaya ortak olmaya gelen BDP/HDP/PKK da yukarıdaki sürecin; yani Çözüm Süreci’nin bir sonucudur!

Hülasa,

Böyle bir seçim zaferi sonrası bu zaferin sarhoşluğuna kapılanların hoşuna gitmeyeceği, bazılarının ütopik veya önyargılı, bazılarının ise gayet cesur bulabileceği bir öngörüde bulunacağım: Siyaseti bundan önce Ak Parti konsolide ediyordu, bundan sonra Tayyip Erdoğan hem Ak Parti'yi ve hem de Türk siyasetini konsolide etmek zorunda kalacak! Siyaseten Tayyip Erdoğan’ın dahi makro ekonomik müdahaleleri dışında Ak Parti'yi konsolide etmesi kolay değil! Ak Parti'nin Türk Siyasetini konsolide etmesi imkânının ise geri dönüşü olmayacak şekilde bittiğini düşünüyorum! Daha sonraki yazılarımda detay vermeye çalışacağım, eğer önümüzdeki dönem kriz alanlarına dair farklı okumalarım gerçekleşirse ve en önemlisi Tayyip Erdoğan’ın alacağı risklere katkı çok olursa ciddi krizler yaşanacaktır. Yani 2014-2015 yılları Türk siyasetinin çuvalladığı yıllar olacak şeklinde bir kanaate sahibim!

Başbakan Erdoğan; doğrudan halk tarafından seçilecek Cumhurbaşkanlık makamının maksimum yetkilendirilmiş olmasını, siyasi parti bağının güçlü olmasına yaslamak istemektedir. Halk tarafından seçilen yeni Cumhurbaşkanı’nın erişmek istediği “iktidar kapasitesi”nin tüm halkı temsil etmesiyle yapılandırılması mümkün değildir.  Çünkü Erdoğan’ın siyasi tarzı buna elverişli hiç değildir. Bu nedenle, Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı’nın rıza üretme ve iktidar kapasitesini güçlü siyasi parti bağına dayandırmak bakımından birçok kısıtlamalara ve risklere açık süreç yönetecektir. Bu süreçlerin çoğu da Tayyip Erdoğan’ın seçim sandığını adres gösterecek alanlar da değildir!

Cumhurbaşkanını halkın seçmesi bir ayrıcalıktır ama bu durum seçilen cumhurbaşkanının mevcut anayasada olmayan yetkileri kullanmasını meşru kılmaz! Yetki ve sorumlulukta paralellik ilkesi vardır. Yani bir makam sorumsuzsa yetki verilemez!

Maalesef şu anda toplumumuz uzlaşma kültürünün güzel örneklerinden çok çatışmacı ve kutuplaştırıcı politikaların mühendislik alanı haline gelmiş durumda. Balkon konuşmasının içeriğine mugayir olarak rahatlıkla diyebilirim ki; Ülke, "evdeki %50" ve "ötekilerin oluşturduğu%50" şeklinde fiili olarak ikiye ayrıldığı ve nimet ile külfetin adil paylaştırılmadığı konusunda kanaatler kesinleşmişse, ağrı kirlilik iddiaları yargıda hala aklanmamışsa, “uzlaşmacı kültür” nalıncı keseri gibi kendisine yontulmadığı zamanlarda hatırlanmıyorsa, mevcut güçlü bir iktidar tablosu ile dahi işler güçleşebilir!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum
Ahmet Türk Arşivi