25 Mayıs 2017 Perşembe29 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:38Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:32Yatsı 22:16
    • 26°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 24°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 23°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 27°C Aydın
    • 26°C Balıkesir
  • BIST: 97.760 -0.56
  • Altın: 144,314 0.14
  • Dolar: 3,5657 -0.21
  • Euro: 3,9985 0.11

Sayın Başbakan sözünü tutacak mı?

Faruk Köse

Dünyanın her yerinde müslüman kanı akıyor. En çok kanın aktığı Afrika ise tam bir Fransız sömürgesi. Afrika’nın büyük bölümü Fransa’nın doğrudan veya dolaylı kontrolünde. Bu köşede 13.01.2013’te yazdığım “Türkiye’nin Afrika Açılımında Fransa Bağlantısı” başlıklı yazıda da belirtmiştim; Fransa, Afrika’da kendi ülkesinin tam 25 katı büyüklüğündeki coğrafya üzerinde etkin.

Mesela Cezayir, Fas ve Moritanya gibi dolaylı olarak kontrol ettiği ülkelerin yanında, Afrika’da irili-ufaklı 20 ülke Fransa’nın doğrudan kontrolü veya yönetimi altında. Bunların çoğunun resmi dilleri bile Fransızca. Bunlar Benin, Çad, Burkina-Faso, Brundi, Cibuti, Fildişi Kıyısı, Gabon, Gine, Kamerun, Komorolar, Kongo, Madagaskar, Mali, Nijer, Reunion, Orta Afrika Cumhuriyeti, Togo, Ruanda, Senegal ve Zaire.

“Frankon ülkeler” denilen bu ülkelerin toplam alanı 9,5 milyon kilometrekareyi aşıyor. Halkının önemli bir kısmı, çoğunda da ezici çoğunluğu müslüman olan ve zengin hammadde kaynaklarına sahip bu ülkeler, Fransa’nın ürettiği mamüllerin doğrudan tüketicisi. Yani bu ülkeler Fransa için hem hammadde kaynağı, hem de mamül madde pazarı.

Fransa, böylesine büyük bir sömürge ağını “vahşi kıyımlar”la kurdu ve halen aynı yolla sürdürüyor. “Aman İslam yanlış tanınmasın” diye “müslümanların cihadı”na karşı çıkanlar, Fransa’nın 20 Afrika ülkesinde, özellikle de halkı müslüman ülkelerde yaptığı kıyımı, yaktığı canı hesaba katmıyorlar. Bu ülkelerde canı yananların gidip Fransa’da eylem yapmasını kendi “pasifist tutum”larına bakıp eleştirebiliyorlar. Aynı baskı ve zulme uğrasalar kendileri neler yaparlardı, bunu hiç düşünmeden.

İşte bu Fransa, yaptıklarının bir bedeli olarak, ülkesinde bir eylemle yüz yüze gelmişti. Mizah dergisi Charlie Hebdo, Hz. Muhammed’e (sav) hakaret etmişti. Karşılığını kanlı şekilde ödedi. Bunun üzerine, özellikle de halkı müslüman olan ülkelerin liderleri Paris’e gidip “terörü lanet yürüyüşü” yaptılar. Fransa’nın yazıp yönettiği “algı oyunu”nda figüran rolü oynadılar.

Biliyorsunuz, Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu da bu yürüyüşe katılanlardan. Tevafuka bakın, bu köşede 13.01.2013’te yazdığım “Türkiye’nin Afrika Açılımında Fransa Bağlantısı” başlıklı yazıdan günü gününe tam 2 yıl sonra, 13.01.2015’te yazdığım “Sayın Başbakan’a teklifimdir” başlıklı yazımda, Başbakan Davutoğlu’nun Fransa’da “terörü tel’in yürüyüşü”ne katılmasını doğru bulmadığımı vurgulayıp bir teklifte bulunmuştum:

“Sayın Başbakan! Birkaç “İslam düşmanı” öldürüldü diye Fransa’ya “terörü tel’in yürüyüşü”ne katıldınız. Oysa biliyorsunuz, Fransa Mali’de ve diğer Afrika ülkelerinde, Hıristiyan teröristler Orta Afrika’da, İsrail Filistin’de, Batı kuklası cunta Mısır’da, Rusya Çeçenistan’da, İran destekli Nusayri yönetimi Suriye’de, Çin Doğu Türkistan’da, Budistler Arakan’da, ABD Afganistan’da el’an katliama devam ediyor... İşte bu müslüman katliamlarını tel’in etmek ve durdurulmasını sağlamak için Ankara’da bir “müslüman katliamını tel’in yürüyüşü” düzenlemenizi teklif ediyorum....

Sayın Başbakan okumuş muydu bilemem, ama bu yazı yayımlandığı gün AK Parti Grubu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Dünyaya barış ne zaman gelir?... Nasıl Fransa’daki bu terör karşısında bu dünya liderleri omuz omuza yürüdüler; bir gün Gazzeli çocuklar için, Kudüs’te Mescid-i Aksa’da şehit edilenler için dünya liderleri biraraya gelip, dünyanın herhangi bir yerinde omuz omuza yürürlerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Eğer bir gün Pakistan’da terörde öldürülen çocuk yaştakiler için İslamabad’da bu liderler bir araya gelirse, işte o gün dünyaya barış gelir. Eğer Somali’de o açlık karşısında bu dünya liderleri bizim yaptığımız gibi bir sabah bir uçakla Mogadişu’ya inerse, işte o zaman dünyaya barış gelir. Eğer Suriye’deki zulme karşı.... BM’nin 5 daimi üyesi yan yana gelme erdemi gösterirlerse, işte o zaman dünyaya barış gelir.”

Anlaşılan, Sayın Başbakan, yazdıklarımı benimsemiş görünüyor.

14 Ocak’ta Yeni Akit’te de haber olarak çıktı; Başbakan Davutoğlu, aynı konuşmasında, “Avrupa’da bundan sonra yakılan camiler için de liderlerin yürüyüş yapmasını isteyeceğim” sözünü verdi. İşte şimdi Sayın Başbakan’dan bu sözünü tutmasını talep ediyorum.

Zira 14 Ocak’tan bu yana tüm Avrupa ülkelerinde cami saldırıları durmadı. Sadece Paris’te 20’den fazla saldırıdan söz ediliyor! En son 4 gün önce Almanya Dresden’deki bir camiye Hz. Muhammed’e (sav) hakaret içeren yazılar yazıldı.

Şimdi Sayın Başbakan’dan sözünü tutmasını; başta Avrupalı liderler olmak üzere dünya liderlerini, mesela Berlin’de veya Paris’te, “Müslümanların İbadethanelerine Saygı ve Saldırıları Lanetleme Yürüyüşü”ne çağırmasını talep ediyorum.

Bakalım Başbakan sözünü tutacak (tutabilecek) mı?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.