Lütfü Şehsuvaroğlu

Lütfü Şehsuvaroğlu

Maziye ne kadar uzarsan geleceğe de o kadar uzarsın

Maziye ne kadar uzarsan geleceğe de o kadar uzarsın

Ankara Güdül’de yapılan kazılar gösterdi ki Türklerin Anadolu’ya gelişleri Malazgirt’ten önceye uzanıyor.

Bu da pek iyi bir şey aslında…

Ne kadar eskiye uzanırsan bir toprakta o kadar hak iddia edebilirsin çünkü…

Mazisi kısa olanın istikbali de kısa olur ne kadar mazin eskiye uzanırsa istikbalin de o kadar uzağa erişir…

20.8.2004 tarihinde de hatırlıyorum; Radikal ve Milliyet gazetelerinde yayınlanan bir habere göre Erzurum’un Bulamaç Höyük Kazısı’nda Proto-Türk izlerine rastlandı. Kazı Ekibi Başkanı Dr. Semih Güneri “bu kültür belgesiyle Doğu Anadolu’da prototürklerin 3500 yıllık arkeolojik izleri keşfedildi” dedi.

OTAK (Orta Asya’da Türk Kültürünün Arkeolojik Kaynakları) Projesi çerçevesinde yapılan kazılarla, Türklerin Ermenilerden yaklaşık 1000 yıl evvelinde bölgeye yerleştikleri anlaşılmış oluyor.  

Bu gerçek, alışageldiğimiz, okuya geldiğimiz tarih tezlerimizin eskidiğini gösteriyor. Genellikle bizim millî tarih tezi diye bildiğimiz de zaten Batı’nın âdeta bize de ezberlettiği tarih tezidir.

Türkler İç Asya steplerinden kalkıp Anadolu’ya, Grek – Roma ülkesine geldiler. Malazgirt’te kapıyı kırdılar, içeri daldılar; sonra o kadar ileri gittiler ki, İstanbul’u dahi aldılar. Ardından da durmadılar, Viyana kapılarına dayandılar.

Bu küçüklüğümden beri bana sakat gelen bir tarih teziydi ve genç nesillerimiz kendilerini yaşadıkları vatan toprağında geçici olarak algılıyordu. Yaşadığı coğrafyanın vatanlaşmamasının sebebi burada kök salma arzusunun, duygusunun, estetiğinin, bilgi ve bilincinin zayıflığıydı. 

Orta Asya hâlâ dönüp sığınabileceği bir coğrafya idi, böylece…

Anadolu bile onun öz vatanı olamamıştı.

Avrupa kıtasındaki topraklarını da belki aynı şekilde kökleştirememişti.

Daha önce Avrupa’da yaşamış atalarıyla bağını tesis edememişti. Horasan ve Anadolu Türkmenlerinden çok önce Müslüman olabilmiş Bulgar Türkleriyle bile ünsiyet peyda edemedik. Tarih tezi yaratamadık. Bulgar Türkleri daha 8. asırda kitleler halinde Müslüman oldular. Oysa Orta Asya, Maveraünnehir, Anadolu Türklüğü ancak 9.asrın sonuna doğru Müslüman olabildiler. Fakat Bulgarlar iki ateş arasında kalınca, Balkanlar’da Müslümanlığında uzun süre direnemedi. 

Maziniz ne kadar evvele uzanırsa, istikbaliniz de o derece uzak çağlara kanat çırpabilir.

Yaşadığınız yerde daha güvenlik yaşarsınız.

Toprağınıza göz dikenler vazgeçilmez yurt bilinci karşısında programlarını değiştirirler.

Fatih yüksek tarih bilincinde olduğu ve kendince tarih felsefesi yazdığı için; İstanbul’u fethettiğinde “Ben Truva’nın intikamını aldım” dedi.

Atatürk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bazılarının sandığı gibi yakın çağ kültürümüzden koparak Osmanlı mirasını inkâr ederek Orta Asya Türk mitolojisine dönmedi. Şüphesiz tarihî araştırmalar yapıldı, ancak asıl yaratıcılık Etiler, Etrüksler veya Sümerlerle bağıntı kurma teşebbüsleridir. O da Fatih söylemiyle atbaşıdır.

Fatih İstanbul’u aldıktan sonra buraya Türkmenleri yerleştirmek için çok uğraştı. Kolay olmadı Türklerin İstanbul’u benimsemeleri… Fatih çok değişik tedbirler aldı. Paşalarına cami mihverli bir medeniyetin gereği olarak cami etrafında külliyesi, medresesi, çarşısı kısaca bir mahalle muhiti olabilecek mekânlar yaptırttı. Hata daha önce Yahudileri çağırdı, ticareti geliştirdi, Türkleri öyle çekebildi. 

Daha da ileri giderek Eyüp Sultan’ın muhasarası ile ilişkilendirdi fethini… Sanki arada başka bir çağ yaşanmamıştı. Bizans dönemini anokranik kılmak için fikir üretti. Eyüp Sultan’ın mezarını icad etti. Orası bugün dahi en çok ziyaret edilen kutsal mekânlardan biri oldu. Fetihle ilişkili bu müthiş yaratıcılık geri dönülmez bir ilahî nefes kazandırdı, insanlar İstanbul’un Eyüp Sultan’dan beri İslambol oluşunu kurguladılar.

Diyarbakır İstanbul’dan evvel Türk ve Müslümandı. Diyarbakır bugün de asla Türklüğün yani İslam silahşorluğunun asla ve kat’a terk etmeyeceği biricik şehirlerimizdendir.

Bu mukaddes Türk şehrini bir milyon baş versem terk etmem.

Mukaddestir, çünkü sahabe şehridir. Mukaddestir, çünkü evliya yatağıdır. Mukaddestir, çünkü medeniyet ve kültürümüzün büyük isimleri buradan yetişmiştir. Mukaddestir, çünkü Avrupa Birliğinin yolu şuradan veya buradan geçse ne olur geçmese ne olur; ama Türklüğün mazisi ve istikbali bu yoldan yani Diyarbakır’ı İstanbul’a, Bağdat’a, Harezm’e, Tebriz’e bağlayan yoldan geçer. 

Aksi takdirde Türk imes….

Bu böyle biline…

Bütün dünyaca….

Rubai

Hak intikam alıcıdır, tevekkeltü tealallah

Sıbgetullah kalıcıdır tevekkeltü tealallah

Mümin asla boş veremez her geçene paşam demez

Sabır onun ilacıdır tevekkeltü tealallah

Günün Tweet'i

Artık geçit de kalmadı geçecek

Kalakaldık burada buz gibi gerçek

BEREN SAAT KÖSEM SULTAN MI OLACAKMIŞ?

Haylidir Kösem Sultan dizisi konuşuluyor Muhteşem Süleyman’dan sonra.

Vizyona girmekte geciktiği gibi, çekimi için bile ekşin denmedi henüz.

Bugünlerde Kösem’i kimin oynayacağı konuşuluyor.

Bazı magazinciler Beren Saat’in oynayacağını ileri sürüyorlar. Bazıları ise hani şu kapıcı kızı Feriha rolünü üstlenen Hazal kaya’nın…

Böyle saçma şey olur mu?

Daha başta dizi çuvalladı demektir.

Yani ki, diziyi yazanlar Kösem’i hiç bilmiyor anlamı çıkar buradan.

Zira kösem dev gibi bir kadın.

Yetmiş yaş civarında katledildiğinde bile üç yeniçeri onu kolay kolay yere yıkamamıştı.

Bu rolü dev gibi bir oyuncu oynamalı.

Ne bileyim basketbol ya da voleybol milli takımımızdan birisi mesela.

Ya da Berrak gibi uzun boylu bir oyuncu. Fakat o da çok zayıf, birazcık kilo alması şart.

Neyse bize göre Kösem Sultan’ı dizi yapacakların biraz daha tarih okumaları gerekiyor. 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Lütfü Şehsuvaroğlu Arşivi