Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

Çanakkale, Erlerin Zaferidir

Çanakkale, Erlerin Zaferidir

Şunu, peşînen söyleyeyim. Atsız, Atatürkçü değildir. İstiklâl Harbi’nin komutanına derinden bağlıdır. Bu, Mustafa Kemal değil de başka biri olsa gene aynısını yapardı. Nitekim şiirinde, “Gâzi’yi ortaya çıkaran şanlı mâzi”den bahseder. Ne demek bu? O olmasaydı başka biri de olurdu.

Atatürkçü olsa ne Lozan’ı eleştirirdi ne de Çanakkale’ye giderdi. Fakülteden atılmayacağı için dekanı da tokatlamazdı. Şimdiki Türkçülerin yaptığı gibi yat kalk andımızı okurdu.

Atsız, nev’i şahsına münhâsır bir insandı. Türk’e âit herşeyi severdi. Osmanlıydı; Selçukluydu; Göktürktü. 2. Abdülhamit Han’a “Göksultan” dedi. Vahdettin Han’ın vatan hâini olmadığını söyledi. Yahudiyi çok iyi tanırdı ve iyi bilmezdi. Tek sorunu, dînî inancıydı ki bu da kendisini bağlar. Ayrıca, ileriki yaşlarında, inanç konusunda nasıl bir tekâmül geçirdiğini bilmiyoruz. 

Benim bildiğim, 70’lerde yazdığı Ruh Adam romanında, Çanakkale savaşı hakkında müthiş fikirler ortaya koyduğu. Meselâ; “Çanakkale, erlerin; İstiklâl Harbi, subayların savaşıdır.” fikri. Evet, Çanakkale ne Mustafa Kemal’in zaferidir ne de bu fikre karşı çıkanların dediği gibi Enver’in. Mehmetçiğin zaferidir. Savaş olmasaydı, O Mehmetler, 20. asrı Türk asrı yapacaklardı.  

Şimdi dönelim 1933’e. Atsız’ın fakülteden atılması, Zeki Velidî Togan’ın Türkiye’yi terk etmek zorunda kalması, Kemalistler ile Türkçüler arasında mühim bir kırılma noktasıdır ve 3 Mayıs 1944 Türkçülük olaylarının başıdır. Fakat, her nedense 3 Mayıs’ı bayram olarak kutlayanlar, Atsız’ın 33’deki hâlini konuşmazlar. Onlar da haklılar. Konuşurlarsa andımızı okumaları tam bir garâbet değil mi? Bu yüzden, herşeyi, İnönü dönemine bağlarlar. Hoş, artık İnönü’yü de CHP’ye yakınlaşma uğruna bağırlarına basıyorlar. 

Vaktiyle, “Ya andımızdan vazgeçin ya Nihal Atsız’dan” diye bir yazı kaleme aldım. Ne bileyim ulusalcılık uğruna, Atsız’dan vazgeçtiklerini. Cevâben, benden “Türbanlı bir Kerime” diye bahseden tuhaf bir yazının konusu oldum. Açayım efenim. Bu takım milliyetçilerin dilinde, “türbanlı” demek, Ak Partili demek. 

Millî şef dönemine güzelleme yapacak kadar CHP’ye yakınlaş; sonra da git tabutluklarda inleyen Türkçülerin başında vatan millet Sakarya edebiyâtı yap. Biz de salağız. Papua Yeni Gine’nin ülkücüleriyiz değil mi?

Neyse… Bunlar vak’a-i âdiyyeden şeyler. Benim merâk ettiğim, Anzak anıtlarına böylesine isyân eden Atsız, Atatürk’ün 1934’deki Anzak tâziyesinde nasıl bir hayâl kırıklığı yaşadı acaba? Bir hâyli ileri derecede olmalı ki sistemle savaşı sertleşti. Dalkavuklar Gecesi romanını yazacak kadar gözü karardı. 

Çanakkale’den buralara geldik. İyi de ettik. Türk milletinin Çanakkale’ye sâhiplenmesinde, Atsız’ın dahlinin bilinmesini istedim. Nihal Atsız yaşasaydı, Çanakkale şehitlerinin başına giden devlet büyüklerine saygı gösterirdi. Reşid Gâlib’in emriyle kendisini fakülteden atan dekanı nasıl tokatladıysa, hükûmete inat andımızı okuyan milliyetçileri de öyle tokatlardı.

Yerim dar. Salı’ya devâm edelim inşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Kerime Yıldız Arşivi