23 Ocak 2017 Pazartesi24 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:46Güneş 08:15Öğle 13:23İkindi 15:53Akşam 18:17Yatsı 19:41
    • 1°C Adana
    • -2°C Adıyaman
    • -7°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • -1°C Amasya
    • -3°C Ankara
    • 4°C Antalya
    • 0°C Artvin
    • 3°C Aydın
    • -2°C Balıkesir
  • BIST: 83.067 0.93
  • Altın: 146,538 0.01
  • Dolar: 3,7912 -1.01
  • Euro: 4,0490 -0.54

Allah Ancak Müttakîlerin Kurbanını Kabul Eder

Ahmed Gürkan

Hazret-i Âdem Safiyullah ile Hazret-i Havva’nın her batında biri erkek biri kız olmak üzere ikiz çocukları oluyordu. Her çocuk kendi ikizi haricinde diğerlerinden herhangi biriyle evleniyordu. İşte insanlık böyle türedi. (Batın: karın)

Havva Anamız ilk batında Kabil ve ikinizi, ikinci batında ise Habil ve ikinizi doğurdu.

 

Aziz Allah’tan gelen emir üzere Âdem atamız oğlu Kabil’e, Habil’in ikizi olan hanımı, Habil’e ise Kabil’in ikizini almasını söyledi.

Habil, aynı zamanda “Nebi” olan pederinin sözüne itaat etti. Kabil ise evlenmeye yanaşmadı. Çünkü kendi ikizi olan hanım güzel, Habil’in ikizi olan kendisine evlenmesi emredilen hanım ise çirkindi.

Kabil, güzel olan kendi ikizinin eş olarak hakkı olduğunu düşünüyordu.

Cennette, Âdem atamızı, Havva vasıtası ile kandıran şeytan, dünyada da fitne fesad oklarına Âdemoğullarını hedef seçmişti.

Kabil babasına “Allah böyle şey emretmez, bu senin işindir” diyerek dünyada ilahi emre ilk isyanın fitilini ateşliyordu.

Hazret-i Âdem “o, sana helal değildir”  dese de oğluna anlatamadı. En nihayetinde Habil ve Kabil’e, “ikiniz Allah’a birer kurban takdim edin, hanginizin ki kabul olunursa o evlenmeye daha lâyıktır” dedi. İki kardeş bu teklifi kabul ettiler.

Habil’in davarları vardı. Davarlarından en semizini, en iyisini, bütün ihlas ve samimiyetiyle, Aziz Allah’a kurban olarak ayırdı.

Kabil ise çiftçi idi. Elinde çok güzel ürünler olmasına rağmen en kötü buğdayını tamamen isteksiz bir şekilde kurban olarak seçti.

İki kardeş Hazret-i Âdem’in nezaretinde kurbanlarını adamak üzere dağa çıktılar.

Yol boyunca Kabil, “ben senden daha büyüğüm, o kızla aynı batında doğduğum için bana eş olmaya daha layıktır” diyerek övünüyor ve içinden “kurban ister kabul olsun, ister olmasın, Habil o kızla asla evlenemeyecek” diye geçiriyordu.

Habil’de ise İsmailî bir teslimiyet vardı. Aziz Allah’tan ne gelirse gelsin inkıyad edecek, daha evvel olduğu gibi “işittik, itaat ettik” diyerek Rabbinin rızasına razı olacağını beyan ediyordu. 

Neticede semadan bir ateş inerek Habil’in kurbanını yaktı. Bu onun kurbanının kabul edildiğine işaretti. (Sonradan şeytan, “biraderinin kurbanının kabul olunması onun ateşe ibadet ettiğindendir” diyerek Kabil’i idlal edecek ve bunun üzerine Kabil, büyük bir ateş yakarak, ateşe tapanların ilki olacaktır.)

Aziz Allah’ın kurbanını reddedişine Kabil çok öfkelendi.

“Şeytanın adımlarına tâbi olmayın, şeytanın adımlarına tâbi olana şüphesiz o fahşa ve münkeri emreder.” (Nûr/21)

Rabbimizin Hazret-i Âdem’e bildirdiği hükme rıza göstermeyen Kabil, kurbanının da kabul edilmeyişiyle büsbütün sapıtmış, yuları tamamiyle şeytana kaptırmıştı.

Dünyada ilklerin yaşandığı bu hadise Kabil’in şeytana uymaya devam edip fahşa ve münker bataklığına büsbütün saplanması ile devam edecekti.

Hızını alamayan Kabil öz kardeşinin yanını gidip, “Seni öldüreceğim” dedi. (Maide/27)

Habil, “Ne diye beni öldüreceksin?” diye sual edince Kabil, “Allah senin kurbanını kabul etti, benimkini ise geri çevirdi, ne ben o çirkin ikizinle evlenirim, ne de senin benim güzel ikizimle evlenmene razı olurum” dedi.

Bunun üzerine Habil, “Allah ancak müttakilerin kurbanını kabul eder” diyerek mukabelede bulundu.(Maide/27)

“Yani ben ittika ettim. Kurbanım kabul olundu. Sen de ittika et ki senin de kurbanın kabul olunsun.” demek istedi. (M. Vehbi Efendi Tefsiri, Cilt 3, shf:1199)

Habil devamında, “Yemin olsun, sen beni öldürmek için elini uzatsan, ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyerek kardeşini ittikaya davet etti. (Maide/28)

Nihayet Kabil’in nefsi onu kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü, bu yüzden de kaybedenlerden oldu. (Maide/30, Celaleyn Tefsiri, Cilt 1, shf:323)

Habil ile Kabil kıssasından birkaç kitaplık ders çıkarılabilir. Lâkin bizim dikkat çekmek istediğimiz husus kurban kabulünün ana şartı olan “müttakilik” mevzuudur.

Müttaki, ittika eden, yani Aziz Allah’tan ileri derecede korkan mü’mine, mü’mineye denir. Bu korku o mü’mini hatadan, günahtan, isyandan, her türlü nefsanî ve şeytanî kötülüğe düşmekten Habil misalinde olduğu gibi men eder.

Bir yerde o korku Rabbül Âlemin olan Allah’ımıza kulluğumuzun izharıdır, ispatıdır.

O ittika olmadı mı Âdemoğlundan Rububiyet (ilahlık) havası eser ve nefsinin hevasını ilah edinir. (Furkan/43)

İslâm’ın böylesine mühim bir konusu olan müttakilik, “tagvanın ileri aşaması”dır.

Tagva da “Allah korkusu”dur lâkin “ittika” o korkuyu kat be kat aşar, insanı kulluğun zirvelerine yakınlaştırır.

O korku “ittika” seviyesinde olmasaydı Habil, Aziz Allah’ın hükmüne rıza göstermeyebilir, “Nasıl olsa o hanım benim hakkım, ne diye kurban adayacakmışım” diyerek Kabilleşebilirdi.

Ahir zaman ümmeti olarak bizler “içimizdeki Kabil”i ancak Allah korkusu ile dizginleyebiliriz. O korku bizim için emniyet sibobudur.

O korku insanı insan eder. O korku alındı mı insandan, hiçbir farkı kalmaz hayvandan.

Kurbanlarımızı gönlümüzden koparak, Rabbimize tam bir teslimiyetle yönelip, Aziz Allah’ın karşısında acizliğimizi hissedip, kulluk şuuruna ererek, Habil atamızı gibi ihlasla adamalıyız.

“O hayvanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Allah’a sizin tagvanız ulaşır.” (Hac/37)

O tagvayı talep edip, gereğini yerine getirelim ki, kurbanlarımız yerini bulsun.

Habil-Kabil kıssasının anlatıldığı âyetlerden sonra gelen Maide/35’te ise Rabbimiz şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, Allah’tan ittika edin, Allah’a ulaştıracak vesile arayın, Allah için mücahede edin ki, felah bulasınız.” (Maide/35)

Bu âyette geçen “vesile” bir yerde bize o tagvanın, ittikanın yolunu öğretip, bizi müttakiliğe taşıyacak olan Şanlı Peygamberimizin -aleyhisselam- vârislerimdir dediği, Yesevîler, Gazalîler, Hacı Bektaş-ı Veliler ve onların izi üzere giden Mürşid-i Kâmillerdir.

Üniversitedeki dersleri dahi verebilmek için aylarca hocasından eğitimini alıp ancak geçebiliyorsak müttakilik gibi bize dünya ve ahiret niamını kazandıracak büyük bir dersi tek başımıza talim etmemiz mümkün olmasa gerek.

İşte yukarıda bahsettiğimiz “Tasavvuf Mektebi”nin “Resûlullah Tasdikli”, “hakikî irşad ehli” Hocalarının tedrisatı vesilesiyle ancak bu azîm dersi geçebiliriz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.