Serdar Demirel

Serdar Demirel

Yılan hikayesi

Yılan hikayesi

Yaşadığımız sorunların önemli kısmı yapay sorunlardır. Yani, yaşanan toplumsal hayatta fazla karşılığı olmayan ama bazı merkezlerce kriz üretmek ve bu kriz üzerinden ülkeyi yönetmek üzere kurgulanmış sunî problemlerdir bunlar. 
Başörtüsü meselesinin buna en iyi örnek teşkil ettiğine hep inandım. Toplumun kahir ekseriyetinin başörtüsüyle bir sorunu yok, olmadı da. Bütün toplumsal araştırmalar da bunu teyit ediyor zaten.
Buna rağmen başörtüsüne “öcü” gibi yaklaşan bir kesim de var elbet. Ve hep olacak da. Bunları da ikiye ayırmak gerekiyor. Başörtüsüne ideolojik gerekçelerle karşı olanlar ve başörtüsü üzerinden sınıfsal ayrıcalıklarını tahkim etmeye çalışanlar diye.
Bu ikinci gruptakiler aslında başörtüsünün kendisine karşı değiller. Bunların mücadele verdiği, çevredekilerin, inançlarının toplumsal yansımalarıyla merkeze taşınması. Güç merkezlerinin el değiştirmesidir asıl tehlikeli olan. Bu; siyasette, ekonomide, bürokraside, sinemada ve hayatın canlı yaşanan bütün katmanlarında geçerlidir. özetle, “Beyaz Türkler”in üzerinde durduğu kara zemini örtmek üzere kullanılıyor başörtüsü..
Bunu açıkça söylemeye çıkarları el vermediğinden ideolojik söylemlerin arkasına gizlenmeyi yeğliyorlar. Böylece zinde kuvvetleri daha rahat provoke edebileceklerini düşünüyorlar, ki bu konuda da hayli başarılılar. Toplumsal karşılığı fazla olmayan başörtüsü karşıtlarının önemli bölümünü bu sınıf teşkil eder. öte taraftan ideolojik anlam zemininde başörtüsüne karşı çıkanlar da var. Bunlar, müesses nizamın sert çekirdeğini oluştururlar. Laikliği din gibi telakki eden ve hakikatinde laikliği bile anlayamamış bir kesim. Zira farklı inançtaki insanları çatıştırmadan bir arada tutmak üzere üretilmiş bir yöntemi toplumu çatıştırmak üzere servise sunuyorlar.
Bunların anlam dünyasında “gerçek ile vehim” biribirine karışmıştır. Başörtüsünün “irtica” eksenli bir dünya görüşünün simgesi olduğunu söyleseler de bunun toplumsal algıda bir karşılığı olmadığı onları pek ırgalamıyor. Sadece vehmediyorlar, anlam yüklüyorlar.
Düşman gördükleri o şey her neyse, başörtüsü o mevhum düşmanı temsil ediyor. Bu kadar. Tamamen galat-ı his ürünü bir yaklaşım. Cervantes’in ünlü romanı Don Kişot ve his yanılmasının ürünü olan “düşman yeldeğirmeni”nin hikayesi geliyor aklıma. Bir de yazının başlığında olan yılanın hikayesi..
Anlatayım. Geçenlerde hem ilginç hem de siyasi ve sosyal hayatımızla ilgili ironik çağrışımları olduğunu düşündüğüm bir haber okumuştum. Olay bizden çook uzaklarda, Avustralya’nın başkenti Sidney’de cereyan etmiş.
Bir çift, bahçelerinde can çekişmekte olan bir metre boyunda bir piton yılanı bulmuşlar. Yılanın vucûdu, yutmuş olduğu top şeklindeki nesnelerin şeklini almış durumdaymış. çift, çok geçmeden yılanın kuluçkaya yatmış tavukların kümesine girdiğini ve orada tavukların belirli bir yere yumurtlamasını sağlamak için konulan fol amaçlı dört golf topunu tavuk yumurtası niyetine yuttuğunu anlamışlar. Anlayacağınız, yumurta şeklindeki beyaz golf toplarını yumurta sanmış zavallı yılan.
Acılar içinde kıvranan yılanı hastahaneye kaldırmışlar, röntgeni çekilince de düşündüklerinin gerçek olduğunu görmüşler. Sonrasında da başarılı bir ameliyatla toplar alınmış. Gazetedeki haberde piton yılanının ameliyat öncesi ile topların çıkartılırkenki hâlinin fotoğrafları da verilmiş. Ameliyatı yapan doktor Michael Pyne, “Ameliyat yapılmasaydı piton mutlaka ölürdü”, demiş.
Olay ilk bakışta komik geliyor insana. Bir his yanılsaması yaşanan. His duyguları güçlü hayvanlar bile galat-ı hissin kurbanı olabiliyormuş meğer. Yoksa niye sert golf toplarını yumurta niyetine yutsun ki?
Bu olayı okuyunca, nedense zihnim beni, yukarıda bahsettiğim ideolojik zeminde başörtüsüne karşı çıkanların hâli pür melâline götürdü. Devleti ve onun ideolojisini ayakta tutayım derken toplumsal birliği dinamitleyen akıl tutulması ürünü yasaklara... Kendisini hayatta tutabilmek için golf topları yutan yılanın başına gelenler ile indî mülâhazalarla din karşıtı kurgulanan laikliği korumak amacıyla halka savaş açanların hâli size de benzer gelmiyor mu?
Toplumsal olguları doğru okuyamamanın en büyük tehlikesi, onları komplo teorileriyle açıklamaya sürükler sizi. Buradan en son gündem tartışmasına gelelim. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başörtüsü için “Simge dahi olsa yasaklanamaz” dediği sözüne.
Bu sözün kimi siyasi liderler ve kanaat önderleri tarafından nasıl çarpıtıldığına hep beraber şâhit oluyoruz. Başbakan’ın ne dediği, başörtüsünün ne olduğu önemli değil bunlar için. önemli olan, onların algılama tarzı ve anakronik korkularını isbatlamaya fırsat sunması.
Her toplumda liderler sorun çözmek için vardırlar. Ama bizde, bazı liderler problemin tâ kendisi olabiliyor. Toplumda kördüğüm hâlini almış sorunların çözülememesinin en önemli nedeni, vehmini gerçek sanan bu tarz liderlerdir. Bunlar, hitap ettikleri kitleleri de kendi çıkmazlarına sürüklüyorlar. Bu da bizim yılan hikayemiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Serdar Demirel Arşivi