Milletin, “Oh bee” dediği darbeler de var

Milletin, “Oh bee” dediği darbeler de var
12 Eylül darbesine alkış tutunların bile bugün demokrasiden dem vurmaları, 12 Eylül zamanında ses çıkarmayıp şimdi  tuzsuz Deli Bekir gibi naralar atması dikkatleri çekiyor...

Aylardır Türkiye genelinde birçok belediye meclislerinde çok önceleri 12 Eylül darbesini yapan konseyin başkanı Kenan Evren’in adının verildiği Bulvar isimleri, okul isimlerinin silindiği ve Evren isminin kaldırılması için öneriler yapılmakta.

Kenan Evren adı verilen birçok cadde-bulvar ve okul isimleri bazı il ve ilçelerde kaldırılırken, hatırladığım kadarı ile geçen aylarda bir AK Partili Belediye başkanı bu teklife karşı çıkarak bu tür davranışların nezaketsizlik olacağını belirtmişti.

Şimdi ise, Adana Büyükşehir belediyesinde bir CHP’li meclis üyesi Adana’da ki ‘Kenan Evren Bulvarı’ n da ki ‘Kenan Evren’ adının kaldırılarak yerine başka bir isim konulması için belediye meclisine bir teklif sunmuş.

Adana Büyükşehir Belediyesinin MHP’li başkanı Aytaç Durak’ta teklife karşı çıkarak, bu hareketin yanlış olduğu gibi haksız uygulama olacağını belirterek, “ 12 Eylül darbesini yapanlardan Allah razı olsun” demiş.

Ve Durak’ın bu sözlerine bazı haberciler “ Vay, darbe isteyen başkan” diyerek kıyamet kopardıklarını görmekteyiz.

Aytaç Durak, bu ifadeleri söylerken tabi 12 Eylül askeri darbesinin haklılığını çok teferruatlı anlatmakta.

Bende 12 Eylül darbesini yaşayanlardan ve ailem ile birlikte çok ağır faturaları haksız şekilde ödeyen birisiyim.

18 gün anadan doğma, ellerim-gözlerim bağlı olarak ağır işkenceler gördüğün gibi, işlemediğim onlarca suçları bana zorla imzalattırıp Mamak zindanlarına gönderdiler.

Neleri imzaladığımı ise Mamak cezaevine girdikten 6 ay sonra birçok dostun vasıtası ile ancak öğrenebildim.

Ve kardeşlerimle birlikte yıllarca haksız yere tattım.

Cumhuriyet gazetesinin ve Doğu Perinçek’in düzmece İntikam Tugayı kurma iddiaları ile yine işkenceler gördüm.

Tabi yıllarca zindanlarda yattıktan sonra tüm yargılamalar sonucu hepsinden Beraat ettik.

Ağır zararlara uğradığımız gibi, ailevi parçalanmalara maruz bırakıldık.
Beraat etmemize rağmen sürgünlere maruz bırakıldık.

Tek suçumuz ise, Müslüman ve Türk olmak, bu manevi değerlerimize karşı savaş açmış soysuzlarla mücadele etmek.

Tıpkı bu gün ki gibi.

Tabi birileri o zamanları da ve halen de demekteler ki,

“Yahu kardeşim, memleketin polisi-askeri var. Memleketi savunmak Ülkücülere mi kaldı?”

Ben 15 yıl anamın-babamın yüzünü görmedim beyler.
Çünkü Türk milliyetçisi olduğum için soysuzların silahlı baskıları yüzünden, kendi canımı kurtarmak ve ailemin huzuru için memleketimden kaçmak zorunda kaldım ve bir daha gidemedim.

Yani, öz yurdumuz da garip bırakılmıştık.

Ve benim gibi binlerce Müslüman Türk genci bu çileleri çektiği gibi, soysuzların kurşunları ile şehit oldular.

Öz Ülkemizde istediğimiz yere gidemez olmuştuk.

Din ve vatan düşmanlarının yerli işbirlikçileri tarafından kurtarılmış bölgeler vardı.

Devletin polisi de ikiye bölünmüştü. Zaten poliste kendi can güvenliğini koruyamaz hale gelmişti. Yüzlerce polisimizin şehit edildiğini ne çabuk unuttuk.

Rusya-Çin ve Yunanistan tarafından ağır silahlar ile donatılan Marksist-Leninist örgütlerin bir günde 22 ülkücü şehit ettiğini bilirim.

Ülkeyi düşmanlara ‘Devrimcilik’ maskesi ile peşkeş çekmek isteyen yerli işbirlikçi soysuzlar o kadar güçlenmişlerdi ki, artık Türk milliyetçilerinin ve Ülkücülerin can güvenliği sıfırlara inmişti.

Bu huzursuzluk ve çıkmazlık Türk milletinin canına tak etmişti.

Ve nihayet ülke uçurumun eşiğinde iken Ordu yönetime el koydu.

Türk milleti derin bir ‘Oh’ çekmişti.

Ve Bizler de ağır haksızlıklara uğramamıza rağmen darbeyi yerinde görmüştük.

Zaten rahmetli Alpaslan Türkeş’te darbeden aylar önce ülkenin çıkmaza sürüklendiği ve ordunun beklemeden yönetime el koyması çağrılarını defalarca yapmıştı.

Çünkü siyasi otorite bitmişti. Boşalan otoriteyi ise anarşistler doldurmuştu.
Ülkeyi yıkmak isteyen hainler her yerde cirit atıyorlardı.

Ben daha önce de yazdım, şimdi de açıkça söylüyorum.

Evet, Evren ve arkadaşlarından çok haksızlıklar gördük, çileler çektik ama şurası da inkâr edilmez bir gerçektir ki 12 Eylül darbesi geride kalan tüm milliyetçilerin-ülkücülerin katledilmesini önlemiş, yaşamlarını garantiye almıştır.

Türk milliyetçiliği fedakârlık ister. Yufka yüreklilerle de çetin yollar aşılmaz.

Bu yüzden zarar da görsek 12 Eylül darbesinin yapılmasında haklılık payının çok büyük olduğunu ifade etmek zorundayız.

Yani bazı darbelerinde haklılığı var. Eğer halk desteklemiş ise bunda da siyasilerin suçu var.

İşte Aytaç Durak’ta bunları anlatarak, Kenan Evren adının bulvardan kaldırılmasına karşı çıkmış.

Şimdi Evren ismine karşı savaş açan sahte demokratlar, 12 Eylülde darbeye alkış tutmakta idiler. Sesleri çıkmıyordu.

Ne zaman ki rahmetli Turgut Özal siyasi hükümeti kurdu, bu sahte demokratlar tekrar sokaklara çıkıp, tuzsuz Deli Bekir gibi naralar atmaya başladılar.

Tıpkı şimdiler de ki gibi.

(Göktürk Tunçtürk - www.haber2000.com)


HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.