Darbecilere baro balyozu!
Konu ile ilgili olarak Bitlis Adliyesi önünde bir araya gelen avukatlar adına konuşan Bitlis Baro Başkanı Av. Mezher Yürek, "demokrasiyi, toplumsal barışı, millet iradesi ve milli egemenliği ortadan kaldırmaya yönelik eylem planı hazırlayanlar ve bu düşüncede olanların varlığını üzüntü ile öğrendiklerini" belirterek şu açıklamayı yaptı:
"1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 76. Maddesinde Baroların hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak" gibi bir niteliğinden söz etmektedir. Aynı yasanın 95. Maddesinin 21. Bendinde baro yönetim kuruluna “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye istinaden biraz önce sorumlular hakkında Bitlis Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduk.
Bizler Bitlis Barosu Avukatları olarak demokratik düzeni askıya alma çaba ve teşebbüslerinin asla tasvip edilemez olduğunun altını önemle çiziyoruz. Her şeyden önce demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde bu tür düşüncelerin bazı kesimler tarafından hala yaşatılıyor olmasını endişeyle görmekteyiz. Bugüne kadar tarihsel süreç içerisinde sahip olduğumuz deneyimler göstermektedir ki, demokrasiye, hukuka aykırı eylemler hiç kimseye fayda sağlamamıştır. Aksine ülkemizi olması gerektiği çağdaş uygarlık düzeyinden çok daha geriye taşımıştır. Ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyinden daha geride kalmasını bu ülkeyi seven hiç kimsenin istemeyeceğini biliyoruz.
Çağdaş uygarlıklar; özgürlükçü, katılımcı, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünün tartışmasız olduğu, sosyal ve kültürel eşitliğin sağlandığı ve herkesin birbirinin hakkına saygı duyduğu, evrensel hukuk ilkelerinin uygulandığı uygarlıklardır.
Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi de bu çağdaş uygarlık düzeyine dayanmaktadır. Hukukçular olarak; kurulduğu günden bu yana çağdaş uygarlık düzeyini hedef alan ülkemizin, darbe yanlılarınca hedefine ulaşmasının engellenmesine göz yummamız mümkün değildir.
Basına yansıyan haberlerden ve ilgililerince tevil yolu ile ikrar edilen bazı girişimler, soruşturma açısından bilgi toplama derecesini aşmış, kamu davası açılması konusundaki yeterli şüpheyi de geride bırakarak, darbeye teşebbüsün kuvvetli şüphelerini taşıdığı düşüncesindeyiz.
Yani, 5237 sayılı TCK’nun 312. Maddesinde belirtilen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye…” hükmünün ihlal edildiği, bunun yanında suç duyurusu dilekçemizde de belirttiğimiz üzere; TCK md. 319; Askerleri İtaatsizliğe Teşvik, TCK md. 314; Silahlı Örgüt, TCK md. 313; Hükümete Karşı Silahlı Eylem, TCK md. 311; Yasama Organına Karşı Suç, TCK md. 309; Anayasayı İhlal, TCK md. 304; Devlete Karşı Savaşa Tahrik, TCK md. 303; Devletin Birliğini Ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak, TCK md. 279; Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi, TCK md. 216; Halkı Kin Ve Düşmanlığa Tahrik, TCK md. 170; Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması, TCK md. 153; İbadethanelere Zarar Verme, TCK md. 135; Kişisel Verilerin Kaydedilmesi suçlarının da işlendiği her türlü izahtan varestedir.
Bu sebeplerle Türk Ceza Kanununun 3. maddesinde, ‘‘Ceza Kanununun uygulanmasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik veya diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz’’ denilerek hiç kimsenin, hiçbir gerekçe ile suç işleme hürriyetinin bulunmayacağı ortaya konulmaktadır. Hukuk devletinin en temel özelliğinden birisi hiç şüphesiz, hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Hiç kimse yasaların suç olarak belirlediği bir eylemi, ülke menfaati, millet menfaati, kurum menfaati ya da başka bir ad altında gerçekleştiremez. Yasaların suç saydığı eylemler kim tarafından işlenmiş olursa olsun yapılması gereken, suç işleyenin toplumsal konumu, sıfatı, vb. ayırt edici hiçbir özelliğine bakılmaksızın yargı karşısına çıkartılması hukuk devletinin bir gereğidir.
Bunun sağlanmasında başlıca görev başta TBMM, siyasi partiler, iktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasetçiler, bürokratlar, devletin temeli olan yargı, güvenliğimizin teminatı olan ordu ve emniyet güçleri, halkın tercümanı olması gereken basın yayın organları ve bütün sivil toplum örgütleri olmak üzere toplumun tüm kesimlerine görevler düşmektedir.
Bu bağlamda;
Hak ve özgürlükleri ön plana çıkaran, katılımcı, özgürlükçü, insan haklarına dayanan, hukukun üstünlüğünü amaçlayan ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan sivil bir Anayasanın bir an önce hazırlanıp yürürlüğe konulması gerekmektedir.
Öte yandan sıfatlarına bakılmaksızın toplumsal barışa karşı suç işleyenlerin bağımsız, tarafsız sivil mahkemelerde yargılanmalarının sağlanması,
Milli iradeyi hiçe sayan, demokrasi karşıtı, insan haklarına saygısı olmayan tüm unsurların ortaya çıkartılarak kurumların güvenirliğini zedeleyenlere imkan tanınmaması,
Milli birlik ve beraberliğin, kardeşliğin, huzur ortamının sürdürülebilirliğinin sağlanması için her kesimin gerekli sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin, herkesin menfaatine olduğunu hatırlatırız.
Bitlis Barosu olarak hukuka, insan haklarına, demokratik düzene ve toplumsal barışa aykırı eylemleri esefle kınıyor, bu eylemleri yapanlar ve bunlara göz yumanların yargı önünde hesap vermeleri için ilgili mercilerin gereğini yapmalarını temenni ediyoruz.
Tüm kamuoyuna saygı ile sunuyoruz."
HABERVAKTİM.COM
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.