Erdoğan'dan, Avrupa'daki Türklere destek

Erdoğan'dan, Avrupa'daki Türklere destek
Başbakan Erdoğan: "Türkiye Avrupa'da yaşayan insanların entegrasyonuna "evet", asimilasyonuna ise "hayır" demeye devam edecek"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa'da yaşayan vatandaşlarının entegrasyonuna "Evet", asimilasyonuna ise "Hayır" demeye devam edeceğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, Avrupa'daki Türklerin bulundukları ülke ve topluma intibakların kültür ve değerlerinden uzaklaştıkları anlamına gelmeyeceğini kaydederek, "Türkiye'nin konuya ilişkin hassasiyetlerini Almanya Başbakan'ı Angela Merkel'e anlattım." dedi.

Başbakan Erdoğan, "Ulusa Sesleniş Konuşması"nda ülke gündemine ilişkin görüşlerini ortaya koydu. Konuşmasının büyük bölümünü Avrupa'daki Türk nüfusunun entegrasyonuna ayıran Erdoğan, Ludwigshafen'de meydana gelen yangına da değindi. Yangın olaylarının kendilerini kaygılandırdığını dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Entegrasyona 'evet' ama asimilasyona 'hayır' dedim. Asimilasyon bana göre bir insanlık suçudur, bunu da açıkça dile getirdim'' dedi.

Şubat ayının dış politikada hareketlilik getirdiğine işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti: "Almanya ziyaretimiz esnasında Başbakan Angela Merkel ve diğer Alman yetkilileriyle başta ikili ilişkilerimiz olmak üzere, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müzakereleri ve çeşitli dünya meselelerini görüşme imkanı bulduk. Münih'te katıldığımız Güvenlik Konferansı'nda açış konuşması yaptım; Türkiye'nin küresel barış ve istikrara katkılarını anlattım.

Halen 3 milyon civarında Türk, Almanya'da yaşıyor. Yine 3 bin civarında Alman girişimci şu anda Türkiye'de yatırım yapıyor. Dış ticaret hacmimizde Almanya ilk sırada. ülkemizi geçen yıl ziyaret eden Alman turist sayısı 4 milyonu aştı. Bütün bu gerçekler Almanya'yı Türkiye için, Türkiye'yi Almanya için klasik diplomasi ilişkilerinin ötesine taşacak biçimde önemli kılıyor.

Almanya ve Türkiye'nin birbirini iyi tanımak, iyi anlamak, ilişkilerinin gelişmesinde, problemlerinin çözüme kavuşturulmasında samimi gayret içinde olmak mecburiyetindedir.

Sayın Şansölye ve diğer Alman yetkililerle yaptığımız görüşmelerde bu önemli hususu özellikle vurguladık, Almanya'da yaşayan insanlarımızın içinde bulundukları sosyal ve ekonomik şartların bizim için ne kadar önemli olduğunu açık ve net olarak ifade ettik.

Köln şehrinde yaklaşık 20 bin gurbetçimizle de buluşma, kucaklaşma mutluluğuna eriştik. Almanya'daki kardeşlerimize, hem kendi hayat standartlarının yükselmesi, hem Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilere katkılarının sürmesi için yaşadıkları topluma entegre olmalarının önemine değindim.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'da yaşayan Türk unsurların da her alanda aktif olmasını isterken, burada yaşayan vatandaşları sorumluluk almaya davet etti.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunun için de iyi bir eğitim almaları, bulundukları ülkenin dilini layıkıyla öğrenmeleri, verilen imkanlardan yararlanarak kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekiyor. Bu düşüncemizi oradaki insanlarımızla da paylaştım, yaşadıkları toplum içinde üstlenecekleri rollerin ne kadar önemli olduğu gerçeğinin altını çizdim.

Bu noktada vurguladığımız bir başka husus daha var. O da şudur: Avrupa'daki Türklerin yaşadıkları ülkeye ve topluma intibakları, asla öz değerlerinden, kültür ve geleneklerinden uzaklaşmaları anlamına gelmiyor, gelmemeli. Bu konuda Türkiye'nin hassasiyetini Alman yetkililerine ve kamuoyuna da açık ve net olarak ifade ettim.''

'Türkiye olarak, orada yaşayan insanlarımızın içinde bulundukları ülkeye ve topluma entegre olmaları konusunda bize düşeni fazlasıyla yapmakta olduğumuzu, yapmaya hazır olduğumuzu söyledim.

"ASİMİLASYON BİR İNSANLIK SUçUDUR"

'Entegrasyona 'evet' ama asimilasyona 'hayır' dedim. Asimilasyon bana göre bir insanlık suçudur, bunu da açıkça dile getirdim. Olması gereken budur, doğrusu budur. Türkiye Avrupa'da yaşayan insanlarının yaşadıkları topluma entegrasyonuna sonuna kadar 'evet', asimilasyona ise 'hayır' demeye devam edecektir.

Aslında daha önce de bir çok kez dile getirdiğimiz bu görüşlerin, Alman medyası ve siyaset dünyasında yol açtığı tartışmaları biraz da doğrusu şaşkınlıkla izliyorum. Zira demokratik toplumlar, tanımları gereği çoğulcudur, çok sesli ve çok renkli olmak durumundadır. Farklı renkler, demokratik toplumlar için bir zafiyet değil, tam aksine bir zenginlik ve güç kaynağı olarak görülmelidir. öyle zannediyorum ki, Alman dostlarımız da entegrasyonun, toplumu oluşturan bütün fertleri aynılaştırmak, tek tipleştirmek olmadığı konusunda bizimle hemfikirdir.''

çoğulculuk' ilkesinin, çağdaş özgürlükçü demokrasinin temel değerlerinin başında gelmekte olduğunun altını çizen Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:"Farklılıkların olmadığı bir yerde zaten özgürlük bir talep ve ihtiyaç olarak ortaya çıkmayacaktır. Bugün eğer insanın doğuştan gelen temel hak ve özgürlüklerinden söz ediyorsak, bu bütün bir tarih boyunca aynılaştırılamayan doğal farklılıklarımızın olduğunu gösterir. Kin ve düşmanlık sebebi sayarak farklılıklarımızı yok etmeye çalışmak gibi imkansız bir çabanın içine girmektense, biz diyoruz ki, gelin ön yargılarımızı kırıp birlikte yaşamayı öğrenelim. Bunun aksi, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin kendi kendini inkarı olacaktır.''

Meseleyi doğru bir şekilde ortaya koymaya çalışıyoruz ki kültürel çatışmaya meydan vermeden entegrasyon hedefinin daha hızlı ve sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesine katkımız olsun. Biz bu düşüncelerimizde samimiyiz."

-''BU AHLAKİ VE HUKUKİ BİR ZORUNLULUKTUR''-

Başbakan Erdoğan, ''açık ve samimi olarak Almanya'da yaşayan vatandaşların, yaşadıkları topluma entegre olmalarını istediklerini'' belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Onları artık Alman toplumunun uyumlu ve ayrılmaz bir parçası olarak görmek istiyoruz. Elbette insanlarımız vatandaşlığını aldıkları ülkeye ve topluma bağlılıklarını gösterecektir. Bu ahlaki ve hukuki bir zorunluluktur. Ancak, Alman vatandaşı olmaları, oradaki kardeşlerimizle insani akrabalık bağlarımızın sona ermesi anlamına gelmez. Kimsenin bunu istemeye hakkı olmadığı gibi bundan rahatsız olmasına da gerek yoktur.

Avrupa'da yaşayan insanlarımız bulundukları ülkenin siyasi, hukuki, sosyal ve ekonomik her türlü yükümlülüklerini yerine getirecekler; o ülkelere bağlılıklarını ortaya koyacaklardır ama elbette kültürlerini, inançlarını, değerlerini de yaşatacaklardır. Biz, Almanya'daki Türkleri, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri güçlendiren bir dostluk köprüsü olarak görüyoruz. Kendilerine, parçası oldukları topluma ve ülkelerimiz arasındaki iyi ilişkilere faydalı olsunlar istiyoruz. Bundan başka bir beklentimiz ve hesabımız yoktur.''

"YANGIN OLAYLARI BİZİ DERİNDEN KAYGILANDIRIYOR"

Almanya'nın Ludwigshafen kentindeki yangın olayının kendilerinde derin bir yaraya yol açtığına dikkat çeken Erdoğan, şöyle dedi: "'Böyle acıların bir daha hiç yaşanmaması en büyük temennimizdir. Ancak bu elim hadisenin en ince ayrıntılarına kadar incelenmesi, eğer kaza dışında bir suç ihtimali varsa gereğinin dikkatle ve hassasiyetle yapılması da çok önemli. Alman makamlarına milletimizin bu konudaki hassasiyetini belirterek, soruşturmanın takipçisi olduğumuzu ilettik.

Alman makamlarının da bu gerçeğin bilincinde olduğunu, gereken hassasiyet içinde olayı soruşturduklarını görmekten duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek isterim. Türkiye'den 4 kişilik bir uzman ekibin de katıldığı soruşturmanın kesin sonuçlarının en kısa sürede kamuoyuna açıklanacağını umuyorum.

Ne yazık ki bu trajik hadiseden sonra Almanya'nın başka bölgelerinde de bir dizi yangın olayı yaşandı. Sonuçları bu kadar ağır olmasa da, ucuz atlatılmış olsa da arka arkaya gelen bu yangınlar, bizi derinden kaygılandırmaktadır. Alman makamlarının benzer trajedilerin yaşanmaması için gereken her türlü tedbiri almakta olduğuna inanıyor, herkesi söz ve eylemlerinde dikkatli ve sağduyulu olmaya çağırıyorum.''

"KOSOVA'NIN BAĞIMSIZLIĞININ BALKANLAR'DA BARIŞA HİZMET ETMESİNİ TEMENNİ EDİYORUM"

Kosova'da, Şubat ayı içinde önemli gelişmelerin olduğunu belirten Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi: "17 Şubat günü Kosova Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. Türkiye, Kosova Cumhuriyeti'ni tanıyan ilk ülkelerden biri oldu. Buradan bir kere daha Kosova Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ülkem ve milletim adına kutluyorum. Bu gelişmenin Balkanlar'da barış ve istikrara hizmet etmesini temenni ediyorum. Bu tarihi görev ve sorumluluk şu anda Kosova halkının ve Kosovalı yöneticilerin omuzlarındadır.

Balkanlarda huzurun tesisi, biraz da Kosova'da yaşanacak bu tecrübeye bağlıdır. Bu sebeple Kosova'da her kesime eşit mesafede duran, barış, huzur, istikrar, birlik ve beraberliğin korunması için samimi çaba gösteren bir yönetimin bulunması her zamankinden önemli hale gelmiştir.

Türkiye'nin, Kosova ile ortak bir tarihi, kültürel bağları, ortak değerleri bulunuyor. Yıllar yılı Kosova'nın yaşadığı her sıkıntının Türkiye'de de mutlaka yansımaları olmuştur. Bugün de birçok vatandaşımızın Kosova'da halen akrabaları, yakınları yaşamaya devam ediyor. Kosova'da güzel şeyler olmasını, barışın ve huzurun tesisini samimiyetle istiyoruz.

Kosova Barış Gücü'ne 750 personelden oluşan bir taburla destek vererek bu beklentimizi daha önce de göstermiştik. Kosova halkının yaşadığı sıkıntılara milletimizin ne kadar büyük bir hassasiyet gösterdiği, vatandaşlarımızın Kosova halkına yardım elini uzatmak için ne büyük bir gayret içinde olduğu da hala hatırlardadır.

Bugünden sonra da Kosova Cumhuriyeti'ne siyasi ve ekonomik anlamda katkı ve desteğimiz sürecektir. Kosova halkının ve yönetiminin bu hassas süreci başarıyla tamamlayacağına, birlik ve beraberliklerini koruyarak bütün Balkanlar'a yayılacak bir barış ve huzur örneği ortaya koyacaklarına gönülden inanıyorum.''

"EKONOMİ SAĞLAM ZEMİN üZERİNDEDİR"

Erdoğan, Türkiye ekonomisinin, çok sağlam bir zemin üzerinde, sağlıklı ve dirençli bir şekilde yoluna devam ettiğini belirtti ve ekledi:" ''Yüzümüzü güldürecek gelişmeler birbirini izliyor''

Erdoğan, şunları kaydetti: "Ancak daha yapacağımız çok iş var. Daha ulaşmak istediğimiz çok fazla hedef var. Ben, milletimizin ekonomi noktasındaki beklentilerini çok iyi biliyor, çok iyi anlıyorum. Geçmişte Türkiye'yi yönetenler yıllar boyunca sizlere çok büyük vaatlerde bulundular. Enflasyonu düşürmeyi, milli geliri çoğaltmayı, ihracatı, üretimi, istihdamı artırmayı vaat ettiler. Zaman zaman ekonomik imkanlarınızda artışlar da oldu. Ancak bu artış dönemi, bu iyileşme dönemi, saman alevi gibi gelip geçici oldu. Arkasında da hep bizlere büyük krizlerin enkazını bıraktılar. Birkaç ay, maaşlarınızda, alım gücünüzde, üretiminizde, satışlarınızda bolluk yaşadınız ama bu çok kısa iyileşme dönemleri omuzlarınıza, enflasyon gibi, yüksek faizler gibi, daralma gibi, kriz gibi yükler bıraktı.

Bakınız, biz bunu tercih etmedik ve asla tercih etmeyeceğiz. Milletimize, yeni bir hayal kırıklığı yaşatmaya hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz. İşte biz, yaşadığımız acı tecrübelerden yola çıkarak, meseleyi kökten ele aldık, kronik sorunlara el attık, yıllardır yapılmayanları yaptık ve sağlıklı bir büyüme zeminine nihayet kavuştuk. Dikkat ediniz, bir nesil, ömründe ilk kez enflasyonu tek haneli oranlarda görüyor.''

Bakınız, kişi başına milli gelir 2006 yılında 5 bin doları aştı, şimdi ise 7 bin dolar civarında. İhracatta yıllık 106 milyar dolar seviyesine ulaştık. Turizm gelirlerimiz 18 milyar doları aşmış durumda. Küresel yatırım miktarı 22 milyar dolara ulaştı. Bunlar Türkiye'de ilk kez oluyor. Bu büyümede istikrardır. İstikrarlı bir şekilde hayat şartlarımızın iyileşme gösterdiğini bu rakamlar ortaya koymaktadır.

Hedeflerimiz bellidir, 'Türkiye'de kişi başına düşen milli geliri öncelikle 10 bin dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye'yi dünyanın en güçlü 10 ülkesi arasına sokmak için çalışıyoruz. İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında Türkiye'yi göreceğiz."

Yoksulluğu azaltma noktasında çok önemli mesafeler kaydettiklerini vurgulayan Erdoğan, ''Daha fazlasını da yapacağız, yapıyoruz. Türkiye'nin son beş buçuk yıla yakın zamanda aldığı mesafe gerçekten tarihi bir başarıdır'' dedi.

''2002 yılında iç piyasadan borçlanabilmek için yüzde 63,4 faiz ödemek zorundaydık'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Bugün bu oranı yüzde 16'lara kadar düşürdük. Türkiye'nin borçları, bakınız, buranın altını özellikle çiziyorum, ilk kez bizim dönemimizde gerilemeye başladı. 2005 yılından itibaren, kamu kesimi net borç stoku, yani devletin net borç stoku nominal olarak gerilemeye başladı; 249 milyar YTL seviyesine kadar geldi ve bu gerileme devam ediyor. Borcumuzun milli gelire oranı ise yüzde 78,4 seviyesinden yüzde 39'lara kadar geriledi. Bunun net rakamları da önümüzdeki günlerde belli olacak ve açıklanacak.

Merkez Bankamızın rezervlerine bakıyoruz, bugün yaklaşık 70 milyar dolara ulaşmış durumda. 2002 yılında bu rakam neydi biliyor musunuz? Sadece 27 milyar dolar. Bu arada, mutlulukla ifade edeyim ki, Uluslararası Para Fonu'na da borçlarımızı ödedik, ödüyoruz.''

Bugün 6,9 milyar dolara kadar düşürdük. Bunlar hem sağlam bir zeminde olduğumuzu gösteren, güçlü bir ekonomi yolunda ilerlediğimizi gösteren rakamlar hem de geleceğe ilişkin umutlarımızı artıran rakamlar. Türkiye bunu hak etmiştir. Milletimiz bunu hak etmiştir. Türkiye, bunun çok daha iyilerini hak etmektedir. Allah'ın izniyle o seviyelere de hep birlikte ulaşacağız. Bundan çok daha müreffeh, daha mutlu ve aydınlık günleri inşallah göreceğiz."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.