Miyasoğlu: Ermeniler 25 yılın hesabını versin
NAZİF KARAMAN’IN RÖPORTAJI
Sözde Ermeni soykırımı meselesi ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin 5 Mart günü yaptığı oylamayla yeniden Türkiye gündemine oturdu. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini güçlendirdiği bir dönemde ısıtılıp ısıtılıp önüne getirilen sözde soykırım, ülkemiz insanına artık gına getirmiş durumda. Onlarca Avrupa ülkesi Türkiye’yi Ermenilere soykırım uygulamakla suçlarken kimse Ermenilerin 1895-1920 arasında gerçekleştirdiği, Büyük Ermenistan yolundaki terör faaliyetlerini, tecavüzleri, katliamları gündeme getirmiyor. İşte bu duruma en çok içerleyen aydınlardan bir tanesi de hazırlıklarını yaptığı bir proje çerçevesinde Osmanlı’daki Ermeniler üzerine araştırma yapan Yazar Mustafa Miyasoğlu. Miyasoğlu 1895-1920 arasında Ermenilerin terör faaliyetlerinin dünyaya iyi anlatılması gerektiği kanaatinde. Bu noktada en büyük görevin ise Türk aydınları ile Türk Dışişleri Bakanlığı’na düştüğünü kaydediyor. Mustafa Miyasoğlu ile Ermenilerin Fransız İhtilali ile başlayıp II. Abdulhamid’in iktidardan indirilmesi ile iyice palazlanan ihanetlerini, Anadolu’daki yerli halkı kışkırtarak ne gibi terörist faaliyetler gerçekleştirdiklerini, Ermeni Tehciri’nin perde arkasını ve 1920’de mağlubiyetle son bulan “Büyük Ermenistan” hülyalarını masaya yatırdık.
Ermeniler ne zamandan beridir Anadolu’da?
Ermeniler Anadolu’nun yerli halklarından biridir. Ermeniler Doğu Romalılar tarafından sevilmeyen bir teba idi ve Malazgirt Zaferi’nden beri varlıklarını Müslüman Türklere borçludurlar. Zaman zaman Bizanslı yöneticilerle uzlaşma yaşamışlar zaman zamanda geçinememişler.
1915’teki Tehcire kadar Osmanlı ile ilişkileri nasıl olmuştur?
Teba-i Sadıka bir topluluk olmuşlardır. Genellikle savaşçılıktan uzak, şehirli halktırlar. Esnaf, zenaatkâr, kuyumcu ve sarrafdırlar. Sarayda da sanatkarlık yapmışlardır. Kendilerine Bizanslar gibi zulmetmeyen yönetimlerle iyi geçinmişlerdir. İstanbul’un fethinden sonra Batı Anadolu’ya gelebilmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet onlara İstanbul’da bir Patrikhane izni vermiş, Ortodoks Rumlarla barış içinde yaşamalarını temin etmiştir.
FRANSIZ İHTİLALİ İLE KIPIRDANMAYA BAŞLADILAR
Bu kadar rahat olan bir halk neden isyan etmeye başlamış?
Yükselme döneminde Osmanlı müttefiklerinin çoğaldığını görüyoruz Osmanlı’da gerileme dönemi ile politikamız değişmeye başlıyor. Bu süreçle birlikte müttefiklerimizi kaybetmeye başlıyoruz maalesef. Bu arada, 18. yüzyılın sonu 19. yüzyılın başı itibariyle İngiltere ve Fransa yüzyıllık savaşın ardından akıllandılar ve birbirlerine olan düşmanlıklarını bitirdiler. Bize karşı ittifaklar kurup Hıristiyan tebaayı kışkırttılar. Devamında bizdeki ayrılıkçı unsurları yani Sırpları, Rumları ve Yunanlıları tahrik etmeye başladılar. Bunlar da bağımsızlık hevesine kapıldılar. Bu durum aynı zamanda Fransız İhtilali sonrasındaki milliyetçilik akımlarına da denk düşüyordu. Özellikle İngilizlerle Fransızların müttefik olarak önce Rumları sonra da Rus Ortodoksları yanlarına almaları Katolik ve Ortodoks dostluğunu getirdi. Bizde de ciddi biçimde bunlardan kuşkulanmaya yol açtı. Müttefikler önce Ortodoks, Sırp ve Yunanlıları kışkırttılar, daha sonra da Ermenilere el attılar. Fakat Fransızlarla İngilizler, Osmanlı’daki azınlıklara hiçbir zaman istediklerini vermediler. Onları 100 yıldan fazla oyaladılar. Ermenilerin 1895 ile 1920 yılları arasında, emperyalistlerin telkinleriyle Osmanlı topraklarında Bağımsız Büyük Ermenistan’ı kurabilmeyi hedef aldıklarını iyi bilmeliyiz. Bunun için de önce terör ve sonra da siyasi faaliyetlerle karlılıklarını dünyaya duyurduklarını herkes biliyor. Bu yolda önce Sultan Abdülhamid’e suikast düzenlediler, II. Meşrutiyet’ten sonra da Taşnak ve Hınçak cemiyetleriyle siyasetten teröre kadar her yolu kullanarak, Anadolu Ermenilerini Osmanlı devletine karşı kışkırtıp gençlerini silahlandırdılar.
Batılı emperyalist güçlerin oyuncağı haline gelen Ermeniler 1915 yılında gerçekleşen tehcire kadar neler yaptılar?
19. yüzyıldaki Tanzimat Fermanı’ndan itibaren özgürlük hevesine kapıldılar. Ermenice kitaplar bastılar. Hınçak ve Taşnak Cemiyetlerini kurdular. 93 Harbi’nde Osmanlı’nın Ruslara karşı yenilmesi ile de bağımsızlık hevesleri arttı. Çünkü Osmanlı’nın yenilebileceğini gördüler. 1895’te ayrılıkçı Ermeniler ilk kez isyan bayrağı kaldırdılar. Ruslar da Karadeniz’den gönderdikleri gemilerle bu isyanı desteklediler. Osmanlı bu isyanı bastırsa da onlar bu rüyalarından vazgeçmediler. Jön Türkler ve İttihat Terakki Hareketi içinde fedailik yaptılar. II. Abdulhamid’i öldürmeye, Yıldız Sarayı’nda Cuma namazında çıkarken suikast düzenlemeye kadar işi vardırdılar. İttihatçıların şairi Tevfik Fikret suikatçı Ermeninin Abdulhamid’i vuramamasını bir şiirinde hayıflanma konusu yapacak kadar ileri gitmişti. İttihat ve Terakkicilerin Osmanlı düşmanlığından da faydalanan Ermeniler Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde cepheye giden askerlerin evlerine baskınlar, yağmalar ve tecavüzler gerçekleştirdiler, Avrupa’da aleyhimize yayın yaptılar, Türk düşmanlığını yaydılar. Bizi her bakımdan arkadan vurdular.
Ermeni Tehciri bir zaruriyet mi olmuştu?
Tabii ki. Bazı bölgeler terörden korunamayacağı gerekçesiyle boşaltılıyor. Savaşa girmişsiniz ve savaştaki askerin ailesi komşuları tarafından öldürülüyor. Siz askerinize gönül rahatlığı ile savaşmasını, ailesi tehlikede iken vatanı için ölmesini nasıl söyleyebilirsiniz? Tehcir sadece Ermenilere de uygulanmamıştır. Osmanlı tarih boyunca kargaşa çıkaran her topluluğu başka başka yerlere göndermiştir. Karaman Türkleri Karaman’dan, Konya’dan alınıp Rumeli’ye gönderilmiştir. Osmanlı Tehcir yapmasaydı, Ermeniler Tehcir yapacaktı; bu açıkça ortadadır. Hâlâ Doğu Anadolu’ya Batı Ermenistan diyen Ermeniler bu niyetlerini bugün de saklamıyor.
ERMENİLERİN TERÖRÜ HİÇ KONUŞULMUYOR
Tehcir’in öncesi hiç gündeme gelmiyor. Ermenilerin yaptıkları hiç konuşulmuyor...
Evet, bu durum Türk diplomasisinin düştüğü en önemli tuzak… Diplomatlarımız daha iyi çalışmalı, yakın tarihimizi etraflıca öğrenmelidir. Tehcirin öncesi ve sonrası iyi okunmalı, yaşananlar iyi gündeme getirilmelidir. 1895 isyanı var, Abdulhamid’e yönelik suikast var, 1908’de II. Meşrutiyet’ten sonra başlayan bağımsızlık çabaları var. En önemlisi de Hınçak ve Taşnak cemiyetlerinin terör faaliyetleri var. Terör yoluyla siyasi varlıklarını kabul ettirdiler.
Soykırım söz konusu mu? Yoksa ortada ne var?
Mukatele yani karşılıklı öldürme söz konusudur. Ermeni meselesinin temeli karşılıklı husumet, çatışma ve birbirini öldürme şeklindedir. Çoluğu çocuğu katledilen, dindaşı katledilen Müslüman Türkün de kendine göre cezalandırma çabası olmuştur. İçerden dışarıdan saldırıya uğrayan insanların intikam hırsıyla bir miktar Ermeniyi öldürmüş olmaları mümkündür. Bu da sonraki yıllarda kurulan mahkemelerle tespit edilip cezalandırılmıştır. Ermeni Meselesi’ni 1915 yılındaki Tehcir ile sınırlayarak konuşmak çok büyük bir hatadır.
Soykırım denebilmesi için planlı bir şekilde yapılması gerekiyor zannedersen...
Evet, tabii ki... Soykırım Hitler’in Yahudilere yaptıklarına odaklı bir adlandırmadır. Soykırım bir soyun yok edilmesine ilişkin bir eylemdir. Tehcir böyle bir şey değil. Osmanlı Devleti İttihat Terakki yönetimi ile katliama karar vermiş olsaydı, Tehcir’den sonra şikayetçi Ermenileri dinleyerek mahkeme kurmaz, 64 kişiyi idam etmezdi. Şikayetçi Ermeniler Osmanlı mahkemelerinde dinlenmiş, suçlular bu mahkemelerde çok sert şekilde yargılanmışlardır. Mahkemelere Ermeni, Rum şahitler de getirilmiş, kasıtlı olarak adam öldüren ya da ihmali görülenler, yönetici olsun vatandaş olsun cezalandırılmışlardır. Sonra İlgilizler İstanbul’da tehcir olayı ile kurdukları mahkemede Osmanlı mahkemelerinin kararlarını onaylamışlardır.
Tehcirden sonra Ermeniler İstiklal Savaşı’nda başka neler yaptılar?
Tehcirden sonra da 1915’ten 1920’ye kadar Ermeniler ile bulundukları bölgede güvenlik meselesi oldu, bir çatışma ve tehdit yaşandı. Tehcir yoluyla, kendi topraklarını ve milletini koruyan insanlar savaşırken, onun ailesi korunmuştur. Gönüllü askerin eşi, çoluğu çocuğu cephede olan insanları daha fazla koruma altına aldı. Tehcir sırasında yolda yolakta salgın hastalıktan ölenler olmuştur, ama aynı şey cepheye savaşa giden insanlar kadar, Karaman Türkleri Yugoslavya’ya gönderilirken de olmuştur. Kasti bir şey söz konusu değildir yani.
Ermeni tehditi nasıl bertaraf ediliyor?
1915’deki Tehcire kadar Ermenilerin terör saldırıları ile geçen dönem önemlidir. Bu bilinmeden Tehcir anlaşılamaz ve onların 1915-1920 arasında intikam için önce Rus, sonra Fransız, sonra da Ermenistan ordusunun üniformasıyla bize intikam saldırıları anlaşılamaz. Ermenistan ordusu ile saldırmaları onların son dönemi oldu ve son çırpınışlarını yaptılar. Eski heyecanlarını korumaya çalıştılar, fakat Kazım Karabekir komutasındaki Doğu Ordusu’na yenildiler. Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayali üç aşamadan geçerek bitmiştir.
Birinci dönemde Rus üniforması giyerek Kuzeydoğu Anadolu’dan Osmanlı’ya saldırdılar. Rus generallerin Moskova’daki arşivlerde insanı ürperten sözleri var. Ermenilerin tecavüz yaptıklarını, katliam yaptıklarını, Rus üniformasını ve adlarını lekeledikleri için daha fazla birlikte kalamayacaklarını anlatıyorlar. Yani Moskof bile bunların insanlık dışı hallerinden utanır ve onları bırakır giderler, Rusya’ya dönerler; “Biz askeriz, katil değiliz!” derler.
ERMENİLER EN BÜYÜK KATLİAMI VAN’DA YAPTI
Ruslar bile illallah diyor…
Aynen, Ruslara bile illallah dedirtiyorlar. Gümüşhane, Erzurum, Kars ve Van’a kadar gidiyorlar. Van’da 80 bin nufusun 60 bini kaçıyor, 20 binini katlediyorlar. Taş taş üste bırakmıyorlar Van’da. O yüzden Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu, Van ilinin önüne “şehit” kelimesinin eklenmesini teklif etmişti. Van’da yaşananları Türkiye yeterince bilmiyor. Sonra Vanlılar da maalesef bunun pek derdinde değil... Esasen bütün düşmanlarımızla ilgili bilgiler unutulmaya terk ediliyor.
Aydınlarımızda pek oralı değil öyle değil mi?
Ermeniler, bizim romancımız Orhan Pamuk’a bile katledildikleri yalanını söyletebiliyorlar. Dünyada 20 parlamentoya soykırım yalanını onaylatıyorlar, ama bizim aydınlarımız bizim meselemizi 1915’e kadar Ermenilerin yaptıkları katliamları hiçbir yere dile getirmiyorlar. Dünya 1915’e kadar neler yaşandığını bilmiyor. Ermenilerin, Rumların bizi arkadan vurdukları unutturulur, ama Arapların bizi arkadan vurdukları abartılarak anlatılır durur.
İkinci aşama neydi hocam?
İstiklal Savaşı’na yol açan işgalin ardından Fransız ordusuna yardım etmek için, Fransız üniforması giyerek Antep-Urfa bölgesinde saldırıya girişiyorlar ve katliam yapıyorlar. Fransızlar da rahatsız oluyor bunların tavrından. Ruslar gibi Fransızlar da tiksiniyor bunlardan. Üçüncü aşama ise bunların Ermenistan üniforması giymesi oluyor. 1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilali olduğunda Rusya Ermenistan’a özerklik verdi ve Doğu Anadolu’dan tamamen çekildiler. Ermeniler bu durumu fırsat bilerek bu sefer kendi üniforması ile Kars’a, Erzurum’a ve Sarıkamış’a yani Kuzey Doğu bölgemize tekrar saldırı yaptılar. Bu durumda Büyük Millet Meclisi, kendisine bağlı ilk düzenli ordu olan Kazım Karabekir’in kumandasındaki Doğu Ordusu’na 1920’de Sarıkmış, Kars ve Gümrü gibi yerlerin Ermenilerden geri alınması için izin verir.
1920’nin hangi ayında oluyor?
Bu Eylül 1920’de oluyor. Yani meclis kurulduktan 5 ay sonra. 29 Eylül’de Kars’ı, 30 Ekim’de Sarıkamış’ı ve 6-7 Kasım’da Gümrü’de savaşı kaybederler ve teslim olurlar. Gümrü’de bir konferans düzenlenir ve 2 Aralık 1920’de Gümrü Anlaşması imzalanır. Gümrü Anlaşması 1921’deki Moskova Anlaşması’na yine 1921’in Kasım ayındaki Kars Anlaşmasına temel teşkil eder. Bu anlaşmalarla Doğu Cephesi sağlama alındığı için, oradaki ordunun bir kısmı Batı Cephesi’ne gelir ve Yunanistan’a karşı daha güçlü oluruz. Bu zafer, İnönü’nün Mart ayında iki zafer kazanmasını sonra da Atatürk’ün 26 Ağustos 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi’ni ve 1922 Büyük Taarruz’da büyük bir başarı kazanmasını sağlar.
İSTİKLAL SAVAŞININ İLK ZAFERİNİ KAZIM KARABEKİR KAZANMIŞTIR
Resmi tarihimiz İstiklal Savaşı’nın ilke zaferini İsmet Paşa’nın İnönü Tepesi’nde kazandığını söylüyor, ama demek ki gerçek böyle değil sizin de anlattığınız gibi..
Resmi tarih İnönü’yü ülkenin mâkus tarihini yenen komutan olarak gösteriyor. Fakat Kazım Karabekir Paşa hiç anlatılmıyor. Halbuki Ermenistan’a karşı zafer kazanılmasaydı, Yunan Ordusu Batı Anadolu’da yenilemez,düşman denize dökülemezdi.
Kazım Karabekir Paşa’nın başarısı neden göz ardı ediliyor sizce?
İnönü’ye hak etmediği itibarı vermek için Kazım Karabekir Paşa hak etmediği ölçüde unutturuluyor. Batı Anadolu’daki zaferlerin kazanılması, Doğu Cephesi’ndeki Kazım Karabekir’in başarısı ile yakından ilgili. Fakat bugün Ermeniler Gümrü, Moskova ve Kars Anlaşmalarını tanımamakta, her şeyi Tehcir ile sınırlı olarak adlandırmakta ve Tehcir öncesi ve sonrası yokmuş gibi davranmaktadırlar. 1895’ten 1920’ye kadar geçen 25 yıl boyunca sürekli silahlı mücadele yaptıklarını unutturup sınırları belli bir ülkeye ihanet etmelerinin cezasız kalmasını ister gibi bir görmezden gelmekte ve yaşadıkları ülkeye ihanet etmeleri yanlarına kar kalmalarını istemektedirler. Dünyanın hiçbir yerinde bu olmamıştır.
TÜRK DIŞ POLİTİKASINA DÜŞEN GÖREV
Türk Dış politikasının bahsettiğiniz 25 yıllık süreci dünyaya iyi anlatması gerekmez mi?
İşin tuhafı, Dış İşlerimizin bu 25 yılı iyi anlatamaması ve Ermeni meselesini Tehcir üzerinden müdafaaya çalışması Ermenilerin elini güçlendiriyor. Halbuki Ermenilerin 25 yıl boyunca “Büyük Ermenistan” hayaliyle katliamlar yaptıklarının, cinayetler işlediklerinin anlatılması gerekir. Ermeniler Anadolu’da hamile kadınlarımıza tecavüz etmişler, doğmamış çocukları ana rahminden çıkararak Rumlar gibi vahşet gerçekleştirmişlerdir. 25 yılı çok iyi anlatmalıyız, anlatamazsak bugün Ermeni katili, yarın Rum katili daha sonrasında da Süryani katili olmayı kabul etmek zorunda kalırız. Bizim arşivlere kimse bakmıyor. Bizden de Osmanlıca bile bilmeyen tarihçiler çıkıp bizim adam öldürdüğümüzü anlatıyor. Adam Nobel ödülü alabilmek için adam öldürdüğümüzü söylüyor mesela. Elin ABD’lisine İsveçlisine de bu sözler ilginç geliyor ve işimize yarıyor diyorlar ve veriyorlar Nobel ödülünü sözde aslan gibi bu adama...
Türkiye’yi soykırımla suçlayan ülkelerin tarihleri çok mu temiz peki?
Asıl melese budur tabii… Hepsi katliam yapmışlar bunların. Almanlar Yahudileri, Fransızlar Cezayirlileri, Ruslar Kırımlıları, ABD’liler Kızılderelileri, İtalyanlar ise Trablusgarplıları, İspanyalılar Latin Amerikalıları öldürdü. Yani kendileri katliam yapmışlar. Ülkemize karşı da peşin hükümlüler. Yani katliam yapmamış büyük devlet olmaz diye düşünüyorlar; mesele bu.
RESMİ TARİH YENİDEN YAZILMALI
Resmi tarihimizin elden geçirilmesine sizce ihtiyaç var mı?
Gayet tabii. Resmi tarihimizin abartılmadan, ayrıntıya boğulmadan bir ansiklopedi sadeliği içinde yeniden yazılmaya ihtiyacı var. Kazım Karabekir’e gereken önemin verilmemesi bunun gerekliliğinin en büyük delili değil mi?
Mahşerden Önce isimli bir senaryo ve roman üzerinde çalıştığınızı biliyoruz. Bu projede Ermenilerin Osmanlıya yönelik katliamlarını da anlatacaksınız. Nasıl bir proje bu?
Ermenilerin ihanetlerinin yanı sıra 1890’li yıllardan başlayarak Osmanlı’nın yavaş yavaş çöküşe nasıl gittiğini, Fransız İhtilali ile başlayan bağımsızlık hülyalarını II. Abdulhamid’in emperyalistlerin topraklarımıza saldırılarını öngörmesini, bunu geciktirme çabalarını, Jön Türkleri, İttihat Terakki dönemini, Cumhuriyet’te geçiş döneminden 1980’li yıllara kadar anlatmak istiyorum bu projemde… İnşallah bir film ve nehir roman projesi bu…
VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.