Meczup tartışması sürüyor
Önceki hafta bir şahsın Atatürk heykeline saldırıda bulunmasından sonra SAÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman'ın saldırıya tepki göstermeye çağırmasını Prof. Seyyar eleştirmiş, bir meczuba nasıl tepki gösterilebileceğini, bu anlayışın yanlış olduğunu dile getirmişti.
Rektör Durman da Seyyar'a cevap vererek, konunun özünden saptırıldığını belirterek, Seyyar'ı saldırıları gerçekleştirenleri masum göstermekle suçlamıştı. Seyyar'ın, Rektör Durman'a cevabı ise gecikmedi. Seyyar, Durman'ın meczup kelimesini yerinde kullanmayarak spekülasyonlara yol açtığını kaydetti.
Seyyar, yaptığı açıklamada, Rektör Durman'ın, Türk Dil Kurumu'nun Büyük Sözlüğünden hareketle 'Meczup' kelimesinin birinci anlamının 'Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş kimse' olduğunu itiraf etmesinin yanında "Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş gerçek kimselerin maddi ve manevi değerlere saldırı yapması asla düşünülemez" diye tespitte bulunmasının konuya açıklık getirmesi açısından takdire şayan olduğunu kaydetti.
Durman'ın, bununla birlikte kelimenin birinci ve asıl anlamından uzaklaşarak, 'Meczup' kelimesinin daha çok 'Aklını yitirmiş kimse, deli' manasında anlaşılması gerektiğini iddia ettiğini hatırlatan Seyyar, "Hangi bilimsel araştırmalara dayandırıldığını bilmediğimiz bir varsayımla, Türk halkının da 'Meczup' kelimesinden bu ikinci manayı anladığını öne sürmektedir." dedi.
Prof. Seyyar, Rektör Durman'ın, 'Atatürk'ün manevi şahsiyetine yapılan saldırının da ancak yönlendirilmeye açık bu kişilerin yapacakları saldırıdır' tezini savunduğunu dile getirerek açıklamasını şöyle sürdürdü: "Sayın rektörün şahsî değerlendirmelerine göre 'Meczup', 'aklını yitirmiş kişidir. O halde Sayın rektör 19.03.2010 tarihli ilk kınama duyurusunda neden yanlış anlaşılmalara hiç sebebiyet vermeyecek bir şekilde açıkça 'aklını yitirmiş kişi'den bahsetmemiştir de 'yarı deli ve yarı veli' olarak da bilinen 'Meczup' kelimesini tercih etmiştir? Sayın rektör 'Meczup' kelimesini yerli yerinde kullanmamasından dolayı değişik spekülasyonlara yol açmıştır. Bu bağlamda yeterince bilimsel hassasiyet ve özen gösterilmediği gibi akademik, bürokratik ve idarî taksir (hata, kusur) de işlenmiştir. "Meczup" kelimesinin birkaç anlam taşıyabileceği, akademik bir unvan taşıyan bir kişi tarafından bilinebilir, bilinmiyorsa bile önceden araştırılıp bulunabilirdi. Kaldı ki bu kelimeyi, üniversite camiası adına bir bildiri yayınlama yetkisini ve kudretini kendinde gören bir rektör ise burada daha dikkatli ve rikkatli davranılması gerekirdi."
"REKTÖR MASUMİYET KARİNESİNİ İHLAL ETTİ"
Rektör Durman'ın, şahsına yönelik, "Saldırıları gerçekleştirenleri, çeşitli rahatsızlıklarından dolayı masum gibi gösterme çabası içinde olan bir akademisyenin konuyu tamamen çarpıtan düşünce ve yaklaşımları" biçimindeki suçlayıcı ve yadırgayıcı ifadelerinin isabetli olmadığı gibi hukuken de doğru olmadığının altını çizen Seyyar, "Benim işlediğim konu, suçu kimin işleyip işlemediği belli olmadan bütün meczupların (veya akıl hastalarının) zan altında bırakılmasının sakıncalı olduğunu vurgulamaya yönelik idi. Diğer yandan saldırıyı gerçekleştiren kişi, 'meczup' veya 'aklını yitirmiş herhangi birisi'nin dışında normal bir kişi de olabilirdi. Bir başka ifadeyle, sayın rektörün açıklamasında 'meczup' tabirini kullanmadan böyle bir ithamda bulunsaydı yine de 'masumiyet karinesi' dediğimiz 'suçu sabit olunana kadar herkes masumdur' ilkesi ihlal edilmiş olunacaktı." diye konuştu.
Akıl hastalığının ceza hukukunda kusur yeteneğini etkileyen hallerden biri olduğu ve Türk Ceza Kanunu'nun da madde 32'de düzenlendiğini hatırlatan Seyyar açıklamasına şöyle devam etti:
"Buna göre, "Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur."
Bir başka deyişle, eğer akıl hastalığı olan kişi, fiilinin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yetkisine sahip değilse kendisine ceza verilemeyecektir. Durum bu kadar açık olduğu halde, ruhsal özürlüler kapsamına giren akıl hastaları için kullanılan, 'Tüm vatandaşlarımızın değerlerimize yönelik bu tür saldırıları ancak yönlendirilmeye açık bu kişilerin yapabilecekleri' yönündeki aşağılayıcı ifadeler, özellikle saldırının hukukî anlam ve sonuçlarını algılamayacak düzeyde olan kişiye, ailesine ve dâhil olduğu sosyal gruba (akıl hastalarına) yönelik bir hakaret ve tahkir de sayılabilir. Hangi özürlü gruptan olursa olsun, engellilerin ötekileştirilmediği ve dışlanmadığı duyarlı bir toplum olma yolunda hepimize büyük sosyal sorumluluklar düşmektedir."
(CİHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.