Kırgızistan'da neler oluyor?
Semerkand doğumlu bir Özbek olan Prof. Dr. Juliboy Eltazarov, Türkoloji alanındaki çalışmalarıyla biliniyor fakat o, aynı zamanda, etnisite ve strateji konularında analizler de yapıyor. Daha önce 3 yıl Japonya’da da çalışan ve Orta Asya etnisitesi üzerine yazdığı ve Japonca yayımlanan Soviet-go-no Chu-ou Asia: bunka, rekishi, gengo-no sho-mondai (Sovyetler sonrası Orta Asya: kültür, tarih ve dil alanlarındaki problemler) adlı kitabıyla, Orta Asya’nın etnik yapısı ve buna bağlı stratejik konumuna dair bilimsel tespitleri de var. Juliboy Eltazarov, ayrıntısı Türkiye kamuoyunca bilinmeyen ve Türkiye siyasetinde gereken önemin verilmediği Kırgızistan olaylarıyla ilgili şu bilgileri verdi:
-Namık Açıkgöz: Sayın Eltazarov, Orta Asya’daki soydaş devletler arasındaki ilişkiler nasıl cereyan ediyor? SSCB yıkıldıktan sonra ne oldu?
Juliboy Eltazarov: Kısaca söylediğimiz zaman SSCB yıkıldıktan sonra Orta Asya’daki Türki Dilli Cumhuriyetler bölgesel siyasi ve ekonomik entegrasyonu, bölgesel güvenlik sistemi oluşturamadılar ve kanaatimizce oradaki bugünkü bütün sorunlar aynı bu başarısızlıktan kaynaklanıyor. Örneğin, 1990’ların başında Özbekistan Cumhurbaşkanı ‘Türkistan ortak evimiz’ sloganını ortaya atmış, Taşkent’te Orta Asya aydınlarının mahsus kurultayı toplanmış, ‘Türkistan ortak evimiz’ Forumu düzenlenmiş ve rahmetli Cengiz Aytmatov bu Forumun Başkanı olmuştu.
Kader ve tarih çağdaş Orta Asya topluluklarına dünyanın başka mıntıkalarından coğrafi, ıklım ve etnik yapısı bakımından mutlaka farklı bir ortak Vatan - Türkistani vermiş, bu topraklarda en eski tarihlerden buyana Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar, Türkmenler, Tacikler ve başka yerli etnosların dedeleri yaşayıp büyük devlet ve uygarlıkları kurmuştular. Sovyet İmparatorluğu dağılınca Tarih Orta Asya topluluklarına yine bir defa buralarda bir büyük çağdaş uygarlığı kurma şansını verdi. Bu arzuya ancak bölge halklarının ananevi ve beşeri değerlere, eşitlik, birlik beraberliğe dayanan demokratik birliğiyle kavuşabilirdi. 1993’te kurulan Türkistan Aydınları forumu işbu amaçlara vesile olmak için kurulmuştu ve o bölge halkları tarafından büyük ilgi görmüştü. Maalesef o dönemde Özbekistan yönetimi, hem de Orta Asyanın öncü aydınlarının bu hayati önem taşıyan gayeleri bölgenin başka devlet liderleri tarafından benimsenmemişti. Onun yerine bölgedeki bazı kilit konuma sahip ülkeler yönetimleri tarafından ‘İsviçre tipi tarafsızlık’ veya ‘Avrasya Birliği’ gibi gayelerin peşinden boşuna koşmak ise zaman ve imkân kaybına yol açtı. Sonradan dünyadaki süper güçlerinin Orta Asya’daki yarışması ortaya çıktı ve böylece mıntıkada ne siyasi-ekonomik bütünleşme ve ne de etkili güvenlik sistemi oluşturulabildi.
-Namık Açıkgöz: 1989-1990’larda Özbekistanda, Özbeklerle Mesket-Ahıska Türkleri arasında yaşanan olumsuzlukların sebebi ne idi; şimdi Özbekistan’da Mesketlerle durum nedir?
Juliboy Eltazarov: 1989 Yılındaki Fergana olaylarında Özbeklerle Mesket-Ahıska Türkleri arasında yaşanan olumsuzluklar eski Sovyetler Birliğinin dağılmasını önlemek ve bölgedeki kardeş halkların arasına nifak tohumlarını ekmek için Sovyet gizli servislerinin organize ettiği kışkırtma idi. Bir de Sovyet rejiminin son yıllarında yaşanan müthiş kıtlık da bu olayların sosyo-ekonomik sebeplerinden idi. Yoksa İkinci Dünya savaşı döneminde milyonlarca mülteciyi milleti ve mezhebine bakmadan bağrına basan ve barındıran bir toplumun kendi kardeşine kin ve adavet duyması mümkün değil.
Şimdilik Mesket Türkleri Özbekistan’da Özbeklerle beraber yaşayan 100 den fazla etnik gruplarla eşit hak ve imkânlara sahiptirler.
KIRGIZİSTAN’DA NELER OLUYOR?
-Namık Açıkgöz: Kırgızistan’da neler oluyor? Birkaç ay önce büyük olaylar patlamış ve üst düzey yönetim değişmişti. Geçtiğimiz günlerde gene olaylar patlak verdi ve maalesef ölümler oldu. Neler oluyor Kırgızistan’da?
Juliboy Eltazarov: Kırgızistan bir zamanlar Orta Asya’daki yegâne Batı tipi demokrasi ve yönetime sahip ülke diye ün salmıştı. Kanaatimizce bu ülkeyi son 20 sene yönetenler bir takım sosyo-politik değerlerin zinciri olan demokrasinin ancak basın özgürlüğü, gösteri düzenleme hakkı gibi dış görünüşlere önem verdiler. Demokrasinin altyapısını oluşturan sağlam sosyo-ekonomik sistem ise maalesef oluşturulamadı. Bir de 120’den fazla etnik grup yaşayan ülkede etnokratik bir devlet düzenini kurmaya çalışıldı. Basit bir örnek: Kırgız Anayasasındaki devlet adının Kırgızistan Cumhuriyeti (Republic of Kirghizstan) yerine Kırgız Cumhuriyeti (Kirghiz Republic) gibi değiştirilmesi bir taraftan Oş olaylarını çıkaran provokatif unsurların tetiklenmesine, başka taraftan burada yaşayan milyonlarca başka etnik asıllı vatandaşın kendisini yabancı hissetmesine yol açmış olabilir.
Çok etnisiteli bir toplumda etnoslar arası hoşgörü ve dayanışma gayeleri teşvik edilmeli ve devlet bu prensiplere herkes tarafından uyulmasını sıkı kontrol etmelidir. Ancak ülkeyi yönetenler işin bu tarafını da gözden kaçırdılar.
Başka taraftan gelmiş geçmiş Kırgız yönetimlerinin mıntıka ve dünyadaki jeopolitik dengeleri hesaba katmadan siyaset yaptıkları da ülkeyi bu feci duruma götüren faktörlerden biri oldu. Aynı zamanda dünyadaki iki jeopolitik kutbun temsilcilerinin askeri üslerini kendi topraklarında konuşlandırma ve her iki taraftan ücret alıp, bu parayı kendi cebine koyma gibi hatalar Kırgız rejimlerinin sonunu getirdi ve ülkeyi kargaşaya sürükledi.
Meselenin başka tarafına da göz atalım. Eğer hatırlarsak Oş’ta bundan 20 sene önce de etnik çatışmalar patlak vermiş ve o zaman da mağdur taraf Kırgızistan’ın güney bölgelerinde yaşayan Özbekler olmuştu. O zamanlar bu olayları çıkaran ve Kırgızistan’daki yüzlerce Özbek vatandaşı öldüren, yaralayan ve evlerini ateşe verenler maalesef adalete teslim edilmemiş, cezalandırılmamış, sonuç olarak toplumdaki etnik nefret ve adavet gibi faşist duyguları önleyecek önlemler alınmamıştı. Ancak 3-5 militan hafif cezaya çaptırılmış ve bununla yetinmişti. Ya netice?
Bugünlerde Oş ve Celalabat’ta aynı vahşetleri yapan bilinçsiz gençler ise bundan 20 yıl önce Özbeklere vahşet uygulayanların çocukları… 20 sene önceki vahşet için babalarının cezasız bırakılması onların çocuklarının hiç çekilmeden dün aynı okulda beraber okuyan, aynı bahçede beraber çay içen, aynı düğünde beraber dans eden, dili, dini ve vatanı bir Özbek kardeşine saldırmasına yol açtı diyebiliriz.
Toplumu yönetenler etnisite ve etnik ilişkiler gibi hassas konularda dikkatli olması, seçimlerdeki oylar ve şahsi popülarite için ırkçılık veya etnik adaveti tetikleyecek adımları atmamaları lazım. Maalesef Kırgızistan’da bunlar oldu…
-Namık Açıkgöz: 1992-93’lerde Azerbaycan’da rahmetli Ebülfez Elçibey iktidarına karşı bir kalkışım oldu ve maalesef Elçibey iktidardan darbeyle uzaklaştırıldı. Şimdi Azerbaycan’da, baba Aliyev’den sonra oğul Alyev dönemi var ve olaylar duruldu. Kırgızistan’dan başka diğer soydaş cumhuriyetlerde sosyal patlamalara yol açan olaylar yok. Kırgızistan’daki bu sosyal patlamanın sebebi nedir?
Juliboy Eltazarov: Bence burada mesele iktidarın babadan oğula geçmesinden fazla önem taşıyan husus var. Herhangi bir ülkede, özellikle Post-Sovyet ülkelerde güçlü ve sağlam devlet kurumlarına hayati ihtiyaç var. Güçlü devlet ve iktidarın buralarda çağdaş, demokratik toplum inşasındaki yeri ölçülemez derecede önemlidir. Demokrasi gelenekleri olmayan, sivil toplum ananelerinden yoksun, en azından 80-100 etnisiteden oluşan toplumlarda halkı acil vazifelere yönlendirecek, sosyo-ekonomik reformlar yapacak, demokrasi unsurlarını kademeli şekilde topluma konuşlandıracak, etnoslar arasındaki birlik, beraberlik ve eşitliği sağlayacak devletten başka kim olabilir ki? Azerbaycan ve baba oğul Aliyevler örneğinde devletin yıpranmasını ve ülkenin etnik kargaşa ve kaosa sürüklenmesinin önlenmesi gibi başarılı durumu şahidiyiz.
Kırgızistan’da ise toplum için hayati önem taşıyan sosyo-ekonomik reformlar yapılmadı. Sovyetlerden kalma altyapı darmadağın edildi, onun yerine yeni enfrastruktör yapılandırılmadı. Yerli üretim durdu ve ülke Çin mallarının deposuna dönüştürüldü. Bunun üstüne toplumu sarsan yolsuzluk, yöneticilerin tribalizme dayanan devlet anlayışı, iç ve dış siyasetteki müthiş hataları her 4-5 senede devrim ve ayaklanmaların ortaya çıkmasına ve netice olarak devletin yıpratılmasına ve kaosa yol açtı. Kolay kolay hükümet devirmeğe alışan toplum kendi vatandaşına da kolayca saldıracak hale geldi. Oş ve Celalabat’taki olayların sebepleri zinciri bununla bitmez bile…
-Namık Açıkgöz: Daha önce Güney Kore, Almanya ve Japonya’da da çalıştınız. Şimdi Türkiye’de çalışıyorsunuz. Bir “Orta Asyalı” soydaş olarak, dışarıdan bakınca, Türkiye’nin diğer Asya soydaş cumhuriyetler veya özerk bölgelerle ilişkileri hakkında neler dersiniz?
Juliboy Eltazarov: Türkiye ülkeyi modernize etme ve önemli sosyo-ekonomik reformları liberal demokrasi şartlarında başarılı yapabilen tek Asya ve Türk-İslam devleti olarak yeni gelişmekte olan Doğu topluluklarına iyi bir örnektir. Çünkü Japonya, Güney Kore, Malezya gibi Asya’nın başarılı modernize olmuş devletleri tüm bu süreçleri otoriter rejimler veya cuntalar döneminde yaptılar, ama artık o fasıl kapandı. Bundan dolayı Türkiye’nin modernite tecrübesi günümüzde çok önem arz etmektedir.
Türkiye ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin ilişkilerine gelince, bu ilişkiler son 20 senede iniş çıkışlı oldu. Rahmetli Özal dönemindeki duygusal ilişkiler zamanını daha sonra durgunluk dönemi izledi. Şimdilik Türkiye - Orta Asya ilişkileri ulusal menfaatlere ve ekonomik çıkarlara dayanan pragmatik yaklaşım sergiliyor olması sevindiricidir. Çünkü ancak şiarlarla donatılmış, ülkelerin milli menfaatleri ve ekonomik çıkarlarına uymayan bir siyaset sonunda hüsrandan başka şey getirmez. Türkiye ve Orta Asya devletleri arasındaki ilişkilerin daha geliştirilmesinden doğacak potansiyel ve imkânlar hayal edilemeyecek kadar büyüktür. Örneğin Orta Asya devletlerindeki gaz ve petrollerin Türkiye üzerinden dünya pazarlarına taşınması meselesini alalım. Bu duruma fende ‘boru hatları jeopolitiği’ denilir. Dünyada geleneksel yakıt türleri yatakları devamlı azalırken ve petrol hamda gaza yakın gelecekte alternatif bulunamazken, Orta Asya ve Azerbaycan’ın kapıları açılmamış büyük petrol ve gaz yatakları Batı ve tüm dünya için jeopolitik ve jeostratejik bir önem kazanır. Bu petrol ve gazı ihraç eden ve boru hatlarını kontrol eden ilkelerin de dünyadaki önemi ve nüfuzu artar. Bu boru hatları geçen mıntıkalarda refah, barış ve güveni sağlamak herkesin, ilkönce jeopolitik güçlerin menfaatinde olacaktır. Yani dünyadaki nüfuzlu güçler Türk toplulukları arasındaki demokratik koşullarda oluşacak siyasi, ekonomik entegrasyona artık engel olmayacaktır. Şu ana kadar tarihte hep bunun aksı görülmüştür.
Nâmık Açıkgöz: Teşekkür ederim.
Juliboy Eltazarov: Görüşlerimi Türkiye kamuoyuyla paylaşma imkânı verdiğiniz için ben de teşekkür ederim.
gazeteboyut.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.