'Hukuksuzluğun bile sınırı olmalı'
“Bir kez daha, ülke olarak demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü yolunda gelişme ümitlerimiz ciddi biçimde yara aldı” diyen Gergerlioğlu, konu ile ilgili bir açıklama yaparak, “Bir kez daha, uluslararası toplum nezdinde mahcup olduk. Başımız bir kez daha önümüze düştü” değerlendirmesinde bulundu.
Gergerlioğlunun açıklamasından önemli ayrıntılar şöyle:
BöYLE BİR HUKUK ANLAYIŞI OLABİLİR Mİ?
“Bir kez daha, 45 yılda 24 siyasi partiyi kapatan yargı/hukuk anlayışı, 25. partiyi de kapatmak için dün sahneye çıktı. DPT hakkında ki kapatma davasını da kattığımızda bu sayının bir seferde 26’ya çıkması ihtimali ile karşı karşıyayız. Böyle bir hukuk anlayışı olabilir mi? Bu zihniyette belirleyici olan normların, evrensel hukuk normları değil de ideolojik kaygılar olmadığını kime inandırabilirsiniz?”
KENDİSİNE TANINAN YETKİYİ AŞTI
“‘Laiklik karşıtı fiillerin odağı haline gelmek’ gibi son derece sübjektif bir gerekçe ile halkın yüzde 47’sinden oy almış ve meşru bir biçimde iktidara gelmiş bir siyasi partinin kapatılmasını istemek ne ile açıklanabilir ki? ülkenin en yüksek yargı organlarından biri olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, açtığı bu dava ile aslında Adalet ve Kalkınma Partisini değil de halkın yarısını dava etmekte değil midir? Medyada yer alan haberlere göre Yargıtay Başsavcısının iddianamesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında bile siyaset yasağı istenmektedir. Bu durumda Yargıtay Başsavcılığı, Yasama-Yürütme-Yargı üçgeninde yargıya tanınan yetkiyi aşmıştır.”
“MUZ CUMHURİYETİ KATEGORİSİ”
Bu şekilde laiklik üzerinden rejimi koruma çabası artık açık bir paranoyaya dönüşmüş haldedir. Bu paranoyanın yargı eliyle ortaya konması ise durumun vahametini bir kat daha artırmaktadır. Yargının siyasallaştığı yönündeki iddialara büyük ölçüde haklılık kazandırmaktadır. Bir ülkede demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin en büyük teminatı olması gereken kurumların başında gelen yargı, ne yazık ki tam aksi bir işlev yürütmektedir. Türkiye’yi bütün dünyada adeta muz cumhuriyetleri kategorisine sokmaktadır.
İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARININ TALEBİ
çYDD başkanı Türkan Saylan’ın yakın geçmişte sarf ettiği ‘Bizim onaylamadığımız hiçbir şeyi, istediği kadar çoğunluğu olsun devlet veya hükümet onaylayamaz. Yapar, eder her şey geri döner’ şeklinde konuşmasının ardından bir hukuk talebi olarak Başörtüsü’ne özgürlük yönünde anayasal düzenlemeler yapılması vb. gerekçeler gösterilerek parti kapatma davası açılması kadar talihsiz bir girişim olamaz. Biz insan hakları savunucuları olarak, bu kapatma davasını Anayasa Mahkemesinin ret edeceğini ümit ediyoruz.”
“KAPATMAYI DüŞüNMEK BİLE TüRKİYE’YE YAKIŞMAZ”
Konuyu değerlendiren HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu da, geçmişte parti, sendika ve derneklerin kapatılmasının Türkiye’ye demokrasi, barış ve istikrar açılarından hiçbir yarar sağlamadığının herkes tarafından bilindiğini belirterek, “Türkiye gibi modernleşme yolunda önemli kazanımlar elde etmiş bir ülkede bırakın kapatmayı, kapatmayı düşünmek bile Türkiye’ye yakışmaz” dedi. Uslu, konu ile ilgili açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“DEFOLU DEMOKRASİ ANLAYIŞI TERKEDİLMELİ”
“Türkiye’nin yeniden bir rejim tartışmasına sokulmak istendiği görülmektedir. Bu tartışma yargı kullanılarak bir iktidar yarışı haline getirilmiştir. Seçimle gelenler seçimle gider ilkesi başka enstrümanlar kullanılarak ortadan kaldırılmak istenmektedir. Yargının siyasete müdahalesi istisna olmaktan çıkmış, kural haline gelmiştir. Türkiye’nin böylesine ayıplı ve defolu bir demokrasi anlayışını çoktan terk etmiş olması gerekirdi. Yeniden geçmiş yıllara dönülmüş olması üzüntü vericidir. Geçmişte parti, sendika ve derneklerin kapatılmasının Türkiye’ye demokrasi, barış ve istikrar açılarından hiçbir yarar sağlamadığını herkes bilmektedir. Türkiye gibi modernleşme yolunda önemli kazanımlar elde etmiş bir ülkede bırakın kapatmayı, kapatmayı düşünmek bile Türkiye’ye yakışmaz.”
“BüYüK SIKINTI VE TEHLİKE DOĞURACAK”
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu da, “Cumhuriyet başsavcısının ‘sen başörtüsü yasağını kaldırmak istiyorsun’ diye böylece laikliğe aykırı iddiasıyla kapatma davası açması, doğrusu demokrasimizin geleceği bakımından büyük bir sakıntı ve tehlike doğuracaktır” dedi.
“ANAYASA MAHKEMESİ’NE YENİ DüZENLEME GEREKLİ”
Siyasi partilerin sicillerinin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutulmasını doğru bulmadığını kaydeden Başoğlu, siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının da doğru olmadığı kanaatinde olduğunu yineledi. Başoğlu, “Hazır sivil Anayasa yapma çalışmaları varken, Anayasa Mahkemesi’ni bir uzmanlık kurumu haline getirmek ve siyasi partiler üze rinde mali denetim yapan ve kapatan bir kuruluş olmaktan çıkartmak lazım gelir. Bir yandan Cumhurbaşkanı Başsavcılığı öte yandan Anayasa Mahkemesinin siyasi partilerimizin üzerinde demokrasinin kılıcı gibi durmaları demokrasimizin gelişmesine engel olan en büyük unsurdur” değerlendirmesinde bulundu.
(Engin Kaşdaş-habervaktim)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.