Said Nursi'nin meşruiyet formülü

Said Nursi'nin meşruiyet formülü
'Herkes kanuna tabi olmalı, hiç kimse hukukun üzerinde olmamalı. Herkes hakkını almalı, haksızlık yapan da mutlaka karşısında hukuku bulmalı. Devlet dindarlara da bir kısım dinde lakayt ya da dini yaşantısı olmayan insanlara müsaade ettiği gibi müsaade

Bediüzzaman Said Nursi'yi anma çerçevesinde düzenlenen ‘Meşrutiyetten Cumhuriyete Demokrasi Serüveni’ konulu programa, AK Parti’nin kapatılması davası damgasını vurdu. Konuşmacılar, Bediüzzaman Said Nursi’nin bakışıyla günümüz sorunlarına çözüm önerilerini sıraladı.

BEDİüZZAMAN MEŞRUİYETİ NASIL TANIMLAR?
Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen programın açış konuşmasını yapan Yeni Asya Gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular, Türkiye'nin demokratikleşmeyi başaramadığını belirterek, “Bugün demokratikleşmeyi istemeyen kimler, hangi kafa ise geçmişte de aynı kafalardı. Bediüzzaman, meşrutiyetin arkasındaki değerlerin insanı insan yapan değerler olduğunu söyler. 'İstibdat ne zaman gelmiş' diye sorduklarında 'insanlık hayvanlıktan çıkarken onu da beraberinde getirmiş' cevabını veriyor” dedi.

“ASKERİYEYE DAVETİYE BöYLE çIKIYOR”
“Mecliste hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir yazıyor ama hayata yansımasını göremiyoruz. Bugün bile 'referanduma gidelim dendiğinde', 'cahil halka sorulur mu' diye itiraz ediyorlar. 1950'de DP iktidara gelmiş 10 sene dayanabilmişler. İrtica hortluyor, anayasa çiğneniyor diye 27 Mayıs kanlı ihtilali oluyor. Başbakan ve iki bakanı asılabilmiş" diyen Kutlular, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Demokrasimiz kaplumbağa gibi iki de bir ters çevrilmiş. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat'ta demokrasimiz ters çevrilmiş. Ama bu baltaya sap olanlar var. Bir kısmı; 'demokrasi gelirse Atatürk ilke ve inkılapları elden gider' diyor. Bir kısmı; 'hürriyetler gelişirse vatan bölünür' diyor. Bir kısmı 'demokrasi zaten küfür rejimidir' diyor. Ama demokrasiye muhalefette birleşiyorlar. Askeriyeye davetiye de böyle çıkıyor.”

“BEDİüZZAMAN ASRI SAADETİ ESAS ALDI”
“üstad, siyasi, içtimai meselelerde sadece Asrı Saadeti esas almıştır. Gerçek sistem o. Hz. Peygamberimiz (asm) ahirete intikal ederken yerine birisini belirlememiş. Seçime bırakmış. Dört halife seçimle gelmiş. Resulullah (asm) 'ehil olanı aranızdan seçin' demiş. Hz. Ali Efendimiz ile Hz. Muaviye arasındaki hadise İslam'ın kaderini değiştirmiş. Hz. Muaviye hileyle meseleyi halletmiş ve o zaman da saltanata dönüşmüş. Bediüzzaman, 'meşrutiyeti şeriat namına alkışladım. Kimin aksi bir iddiası varsa dört hak mezhebe göre bunun ispatını yapmaya hazırım' demiş. Burada gerçek manasıyla bir hürriyet var. Hürriyeti Asrı Saadette en geniş manasıyla sahabeler yaşamış.”

“HüRRİYETLERİ GASP EDENLERDEN HESAP SORMALI”
“Hürriyetler gasp edildiği zaman zaten dine de, dindara da, giyimine de her şeye o müstebitler karışır. Biz buna layık değilsek demokrasiyi kesintiye uğratanlara; 'niye milli iradeye müdahale ediyorsunuz, oturun oturduğunuz yerde' demek lazım. Silaha sopaya gerek yok. Dilimiz konuşsun. Hangi ırktan, meşrepten, dinden olursa olsun hak ve hürriyetleri savunacak kadar cesaretimiz olmalı. Sen kendi hakkını savunana sahip çıkmazsan o zaman 'bunlar hürriyete layık değildir' derler. Yolda bırakıyorsun çünkü. Bunlara millet olarak dikkat edip, kendimizi çek edip antidemokratik ne varsa onlara yüksek sesle 'herkes yerine otursun, milli iradeyi çiğnemeyin, hakkınız yok' diyebilmelidir.

“28 ŞUBAT 50 YIL KAYBETTİRDİ”
"Başörtülüler okula gidebiliyordu. Ama 28 Şubat'ta kaplumbağa ters çevrilince 50 senelik kazancımız bir anda gitti. Anaysa Mahkemesi öyle bir siyasi karar da verdi ki; ilke ve inkılaplara karşıdır, laikliğe karşıdır, başkaldırmaktır dedi. Biz Bin 400 seneden beri Müslümanız. örtü Allahın emridir, farzdır. Gelenek görenek değildir. Tesettür ibadetimize girmiştir. Asker siyasete, siyaset de askere karışmasın. Askerin yeri kışladır, milli iradeye itaattir. Siyasetin de yeri TBMM'dir. Kanunların ve anayasanın vermediği yetkiyi kimse kullanmaya kalkmasın. Laikliği de dinsizlik olarak anlamayalım. Laiklik din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır. İnançlara giyimlere kimse karışamaz. Ama bizde karışıyorlar. Neden? Suskunluktan, alkışlamaktan, davet etmekten, dalkavukluk yapmaktan dolayı bu sıkıntıdan kurtulamıyoruz.”

DEMOKRASİ MACERASINDA DİN-SİYASET GERİLİMİ
Türkiye'nin 100 senelik demokrasi macerasının din-siyaset geriliminde geçtiğini ifade eden Hukukçu-Yazar Nihat Derindere de, bugün de aynı şeylerin tartışıldığını söyledi. Derindere, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin 100 senelik demokrasi macerasında, bugün geldiğimiz noktada, daha iki gün önce, iktidar partisi hakkında açılan kapatma davası aslında şunu söylüyor: Türkiye aslında modern ulus-devletin yaşadığı küresel krizin bir yansımasını yaşıyor. Modern ulus devlet kurulurken, dini, bu devletin kontrolü altına almak isteyen bir yaklaşım geliştirmiştir. Şimdi burada aslında, vatandaş eğer dindar olmak istiyorsa, ‘Sen dindar mı olmak istiyorsun? Dindarca yaşamak mı istiyorsun? Tamam. O zaman dini ben tanımlayayım. O dinin içinde neyi yapacağını, neyi yapmayacağını ben sana söyleyeyim’ deniliyor.

NEYİ öRTMEYE çALIŞIYORLAR?
“Hukuk devletinde milleti aşağılamak suçtur. Peki bu milletin aşağılanması suç ise bu milletin büyük bir ekseriyetle getirmiş olduğu mesela Demokrat Partiyi, mesela sonradan Adalet Partisini, mesela sonradan Refah Partisini, mesela şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi'ni yargı önüne getirip karakolluk eden güç aslında bu millete hakaret etmiş olmuyor. Sürekli olarak Türkiye'de bir karakolluk hava uyandıranlar, sürekli olarak Türkiye'de postal sesleri özleyenler, sürekli olarak memleketin her tarafı yeni işgalden çıkmış gibi çok yüksek bayrak direklerine bayrak asarak milliyetçilik yaptıklarını zannedenler aslında gözden kaçırdıkları bir şeyi yapıyorlar. Modern-ulus devletin krizini örtmeye çalışıyorlar."

“ESAS KRİZİ BU GüNKü ANAYASA üRETİYOR”
"Bir kesim sürekli koruma görür. Hatta 1982 Anayasasının tamamını açıp okuduğunuz zaman 20 maddesinde bir kesimin koruma göreceği açıkça ilan ediliyor. Bir görüş sahiplerinin, her görüş sahiplerinden üstün tutulduğu ve diğer görüşlerin onun karşısında koruma görmeyeceği, anayasada başlangıç kısmından itibaren bir çok maddesinde de vardır. Bu kadar açık-net biçimde kayırma uygulandığı zaman, ‘Toplumda bölücülük yapılıyor, toplumun bir kesimini diğerine karşı kışkırtıyor’ diye gürültü yapanlar aslında anayasanın kendi içinde böyle bir kriz ürettiğini görmek istemiyorlar. Esas krizi üreten bugünkü anayasadaki mevcut yaklaşımdır."

BEDİüZZAMAN’IN MEŞRUİYET FORMüLü
“Tehdit algılaması sürekli uyanık tutuluyor. İç tehlike nedir? 1- İslamcılar 2- Etnik ayrımcılar. Bu şekilde sürekli olarak toplumda güvenliği hürriyetin üzerinde tutan, ‘Ben olmasam bu tehlikeler, bu memleketi parçalar, böler, yok eder’ diye korkutan bir meşruiyet formülü. Bu meşruiyet formülü artık zaten Bediüzzaman'ın ancak 100 sene sonra gelir dediği noktaya geldi şuan, çok ciddi tıkandı. Artık bunu yürütemeyeceğini de anladı. Yeni bir meşruiyet formülü arayışında olması lazım. O meşruiyet formülünün de özeti Bediüzzaman'ın dediklerinde saklıdır. Nedir? Bediüzzaman Türkiye'de hukukun üstünlüğünün bütün şahıs imtiyazlarının üzerinde olmasını savunmuştur. Herkes kanuna tabi olmalı, hiç kimse hukukun üzerinde olmamalı demiştir. İkincisi; Bediüzzaman adalet istemiştir. Yani, herkes hakkını almalı, haksızlık yapan da mutlaka karşısında hukuku bulmalı. üçüncüsü de; Devlet dindarlara da bir kısım dinde lakayt ya da dini yaşantısı olmayan insanlara müsaade ettiği gibi müsaade etmelidir."

(Engin Kaşdaş-habervaktim)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.