Dayı Güner: Bir haftadır dışarıya çıkamıyorum
Vakit’in 19 Mart 2008 tarihli sayısında, “Abisinin cenazesine bile gitmemiş” sürmanşeti neşredilmişti. Suruçluların ifadelerine dayanılarak verilen haberde; “dindarlığı” ile meşhur olan Bakır Yalçınkaya’nın, ömrünün son dönemlerini el evlerinde, bakıma muhtaç bir şekilde geçirdiği belirtiliyordu.
Başsavcı Yalçınkaya’nın ise, bu durumdaki ağabeyinin ziyaretine köylülerin defalarca telefon açmalarına rağmen gitmediği, cenazesine bile katılmadığı ve taziye görevini yerine getirmediği ifade ediliyordu. Şanlıurfa’daki aile fertleri ise, Dindar Ağabeyi Bakır Bey’e böyle davranan Abdurrahman Yalçınkaya’nın, içkiliyken intihar eden diğer ağabeyinin cenazesine ise katıldığını söylediler.
Başsavcı’nın dayıoğlu ve Urfa’nın ilk İmam Hatip Müdürü, Eski Müftü Ziyaeddin Güner Efendi’nin evladı Mete Güner’i evinde ziyaret ettik. Mete Bey; “Biz, Kur’an’la Namazla anılan bir aileyiz. Başörtüsüne serbestîden yanayız. Bu çağda bu yasağı uygun bulmamız düşünülemez” diyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesinde bol bol referans olarak haberlerine yer verdiği Hürriyet gazetesinin 6 Mayıs 1999 tarihli sayısında şöyle bir haber dikkat çekiyor: “üniversitede intihar etti:
Dicle üniversitesi Deontoloji Ana Bilim Dalı öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Tuncer Yalçınkaya, tabancayla intihar etti. Evli ve 2 çocuk babası olan Yalçınkaya’nın (45) üç gün önce okuldaki odasında içki içtikten sonra ruhsatlı tabancasını başına dayayarak ateş ettiği tespit edildi. Doç. Dr. Yalçınkaya’nın 6 aydır ruhsal tedavi gördüğü belirtildi.” Olay resmi kayıtlara da bu şekilde intikal ederken; müteveffanın memleketi Şanlıurfa Suruç’ta ziyaret ettiğimiz vatandaşlar ısrarla; “Hayır intihar etmedi. Kendisi sol bir örgüte fikren yakındı, bir sağ örgüt tarafından öldürüldü” diyorlar.
MEZARINA GELMİŞ
Bugün için, Hüseyin Yalçınkaya’nın gerçek ölüm sebebini tespit etmek mümkün değil. Resmî kayıtlara itibar etmek ve ölümün aşırı alkol aldıktan sonra intihar olduğunu kabullenmek gerekiyor. Gerçek ölüm sebebi bir yana, Hüseyin Yalçınkaya’nın cenazesi de, Vakit’in ortaya çıkarttığı bir gerçekle birlikte değerlendirildiğinde, dikkatleri “ilginç” bir duruma yönlendiriyor. Vakit’in 19 Mart 2008 tarihli sayısında, “Abisinin cenazesine bile gitmemiş” sürmanşeti neşredilmişti. Suruçluların ifadelerine dayanılarak verilen haberde, bölgede “evliya gibi bir zat” olarak bilinen, “İbadetlerdeki hassasiyeti”, “yardımseverliği”, “müşfik tavrı”, “hoş sohbeti” kısacası “dindarlığı” ile meşhur olan Bakır Yalçınkaya’nın, ömrünün son dönemlerini, el evlerinde, bakıma muhtaç bir şekilde geçirdiği belirtiliyordu.
Başsavcı Yalçınkaya’nın ise, bu durumdaki ağabeyinin ziyaretine, köylülerin defalarca telefon açıp, “Bakır Bey zor durumda. Sürekli olarak sizden bahsediyor. Yanınıza almayabilirsiniz, sizden maddi beklentimiz de yok. Yeter ki, gelin kendisine moral verin. Kanser hastalığı, ilgisizliğinizin yol açtığı üzüntüden dolayı hızlanıyor” demelerine rağmen gitmediğine dair ifadeler de haberde yer alıyordu.
Hastalığı boyunca ağabeyini ziyaret etmeyen Başsavcı’nın, vefattan sonra da aynı tavrını sürdürdüğünü belirten köylüleri şöyle devam ediyorlardı:
“Maalesef merhumu Belediye kaldırdı. Hayatta olan tek erkek kardeşi, cenazesine bile gelmedi. Burada ‘taziye’ denilen bir gelenek vardır. Sayın Başsavcı’nın birinci derecedeki yakını olarak en az üç gün taziye için orada olması ve gelenlerin başsağlığı dileklerini kabul etmesi gerekirdi. Başsavcı, cenazenin tek sahibidir. Zira merhumun babası ve erkek kardeşi rahmetlidir. Cenaze sahibi olarak geriye sadece Abdurrahman Bey kalmıştır. Bu görev ona düşmektedir. Maalesef, kendisi anlayamadığımız bir sebepten dolayı Bakır Bey’e bu görevini de ihmal etmiştir.”
Bunları söyleyen köylüler, Abdurrahman Yalçınkaya’nın baba evinin de yerle bir olduğunu ve bir ailenin tarihi anlamına gelen bu eve sahip çıkmamasının, yıkılanın yerine yenisini yaptırmamasının da kendilerini ziyadesiyle üzdüğünü belirtiyorlardı.
Vakit ekibi, bölgenin bazı önde gelenleri ve bazı köylülerle birlikte, Abdurrahman Yalçınkaya’nın Merhum Ağabeyi Bakır Yalçınkaya’nın Kara köyündeki mezarını ziyaret ettikten sonra Suruç’ta da vefakâr insanlarla görüşmüştü.
Merhum Bakır Yalçınkaya’yı son nefesine kadar yalnız bırakmayan, kendisinin bakımını üstlenen köylüler, “Merhum, kendisini ihmal eden kardeşi için hep dua ederdi. Hakkında olumsuz bir ifade kullandığı duyulmamıştı” ifadelerine haberde yer vermemizi özellikle rica etmişlerdi.
Bu haberin neşredilmesinin ardından; Şanlıurfa’da görüştüğümüz akrabaları, bizi oldukça şaşırtan bir ayrıntıdan bahsettiler.
O zamana kadar aklımıza gelmeyeni hatırlatan akrabaları, dindar kişiliğiyle bilinen Ağabeyi Bakır Efendi’yi hastalığı boyunca ziyaret etmeyen, cenazesine bile gelmeyen, taziye görevini de yerine getirmeyen Abdurrahman Yalçınkaya’nın, resmi kayıtlara aşırı alkol aldıktan sonra intihar etmesiyle geçen diğer ağabeyi Hüseyin Yalçınkaya’nın cenazesine katıldığını söylediler.
BAŞSAVCI AçIKLAMA YAPACAK MI?..
Bazı akrabaları, bu tavrı, “Abdurrahman Yalçınkaya’nın laiklik konusundaki hassasiyetine” bağlasa da, biz; “Umarız öyle olmamıştır. Umarız cenazeleri arasında bile ideolojik ayrım söz konusu olmamıştır. Sayın Başsavcı umarız, bu konuda bir açıklama yapar ve hepinizin kalbini rahatlatır” demeyi tercih ettik.
ŞANLIURFA’DAKİ AKRABALARI İLE GöRüŞMELERİMİZ...
Başbakan Erdoğan’ın programını takip için gittiğimiz Şanlıurfa’da, Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın yakınlarını da ziyaret etme, “duygularını öğrenme” imkânını bulduk. Bizi, son derece sıcak bir ilgiyle karşılayan Yalçınkaya’nın yakın akrabalarının büyük bir bölümünün Vakit okuyucusu olmaları da, ayrıca memnuniyet vericiydi.
Kendileriyle görüşmelerimizde, mümkün olduğunca hassas konulara girmemeye özen göstersek de, hislerini anlatmamak ellerinden gelmiyordu. “Kendilerinin, başörtüsüne, tesettür kurallarına son derece bağlı insanlar olduklarını, bazılarının AK Parti’yi desteklememekle birlikte, üniversitelerde ve diğer kamu kurumlarında başörtüsü serbestîsinden yana olduklarını” belirten yakın akrabalar, şu ifadeleriyle dikkat çekiyorlardı:
“Bizler, Şanlıurfa’da Kur’an eğitimiyle, Sünnet’e bağlılığıyla anılan bir aileyiz. Bu yüzyıllardır böyledir. Türkiye’nin ve Urfa’nın manevi potansiyelinde, bizim ailemiz de Allah’a şükürler olsun ki önemli bir yer almıştır. Molla Muhammed Efendi’den başlayın, Hacali Efendi’ye, Molla Abdurrahman Efendi’ye gelin... Bunlar, Abdurrahman Bey’in dedeleridir. Abdurrahman Bey ismini, Molla Abdurrahman Efendi’den almıştır. Bizler, başörtüsünün Allah’ın kesin emri olduğunu bilen insanlarız. Başörtüsü yasağına sonuna kadar karşıyız. Böyle bir ailenin fertleri olarak, şu anda karşı karşıya bulunduğumuz durumu tasavvur edebiliyor musunuz?..”
Hayır… Tasavvur edemiyorduk. Bundan dolayı da bize yardımcı olmalarını istedik.
Sayın Başsavcı’nın dayıoğlu ve Urfa’nın ilk İmam Hatip Müdürü, Eski Müftü Ziyaeddin Güner Efendi’nin evladı Mete Güner’in söyledikleri:
“Ben kalp ameliyatı geçirmiş bir insanım. Dolayısıyla üzüntüden, heyecandan uzak durmam gerekiyor. Maalesef, bu son gelişmeler bizi çok üzdü. Sokağa bile çıkmak istemiyorum kaç gündür. Diğer akrabalar da o durumda. Ya biri çıkıp da, olmadık laflar ederse. Ya, ‘Başörtüsünü serbest bırakmak istediği için AKP’ye dava açan sizin akrabanız değil miydi?..’ gibi ifadeler kullanırsa. Bilemiyorum; belki de Şanlıurfalılar böyle davranmaz. Ancak, ben üzüntülüyüm. Kendisine telefonla ulaşmaya çalıştım; bir çift söz edecektim. Ancak, önceleri bazı telefonlarıma çıkan Abdurrahman Bey, şimdi hiçbir telefonuma çıkmıyor, not bırakıyorum dönmüyor. Ben, görevini yerine getirmesine bir şey demiyorum. Ancak, bu devirde başörtüsünün yasaklı kalması nasıl savunulabilir?.. Hemen şunu ifade edeyim ki; ailemizin AK Parti’ye oy vermeyen çok sayıda mensubu var. Burada önemli olan, AK Parti’nin kapatılmak istenmesi değil. önemli olan, Kur’an eğitimi gibi, Başörtüsü gibi, bizim ve ülkemizin temel değerleriyle paralel olan, onları simgeleyen hususların bu şekilde tehdit olarak görülmesi. Bu bizi üzdü.”
CENAZEYİ DE SORDUK
Sayın Mete Güner’e, “Abdurrahman Yalçınkaya’nın Merhum Bakır Yalçınkaya’nın hastalığına, cenazesine, taziyesine gitmediğine dair köylü ifadelerini hatırlattıktan sonra, diğer kardeşi Hüseyin Yalçınkaya’nın Şanlıurfa’daki cenaze merasimine katılıp katılmadığını” sorduk.
“Biz de vardık cenazede, Abdurrahman Bey de vardı. Hüseyin Bey’e son görevimizi hep birlikte yerine getirdik” karşılığını aldık.
“Peki, Bakır Bey için farklı, Hüseyin Bey için farklı tavır içinde olmasını neye bağlıyorsunuz?” sorumuz ise, karşılığını sözle değil de, mânâlı bir gülümsemeyle buldu!..
(Serdar Arseven - Vakit)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.