Avcı makam için kapı kapı dolaştı!
Hanefi Avcı, umduğu makamlara gelebilmek için neler yaptı? AKP kurmaylarıyla ilk ne zaman temas kurdu? Hangi gazetecilerle sürekli görüşüyordu? Bugün inkar ettiği Ergenekon için eskiden ne düşünüyordu?
Dün Hanefi Avcı’nın yazmadığı, yazamadığı doğruları anlatırken, bugün için sizlere Ergenekon Davası’nın başlangıcıyla ilgili basına hiç yansımamış bilgiler aktaracağımıza söz vermiştik. O sözümüzü birkaç paragraf aşağıda bulacaksınız. Ama bundan daha önce Hanefi Avcı’nın kızaktan indiriliş sürecine dair bilinmeyenleri anlatalım.
Avcı 28 Şubat Süreci’nde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan yardımcısı ve daha sonra vekili oldu. Oradan da askerlerin baskısı ile kızağa alındı. Ankara – Dikmen’de Emniyet Genel Müdürlüğü binasının beşinci ya da altıncı katında, AKKM’de (Ana Komuta Kontrol Merkezi’inde) görev yapıyordu. Avcı’nın tayini buraya çıktıktan sonra AKKM gazetecilerin uğrak noktası haline gelmişti. Necdet Açan, Faruk Mercan, Tuncay Opçin, Soner Arıkanoğlu, Adnan Gerger, Ferhat Ünlü, Gürkan Zengin, Cüneyt Özdemir vb. pek çok gazeteci Avcı’nın yanına sık sık giderdi. Ya da Ankara ve İstanbul’da buluşur, görüşürlerdi. Avcı’nın yalnızlaştırıldığı, lanetli ilan edildiği o günlerde yanındaki isimlerden bir tanesi de Önder Aytaç’tı. Aytaç ile Avcı sıkı dosttu.
Yıllar birbirini kovalarken Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından parti grubunun yarıya yakını yeni partiye geçmeyi reddetti. Başını Tayyip Erdoğan’ın çektiği AKP kuruldu ve 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından iktidara geldi. Ardından da Abdullah Gül’ün başbakanlığında kabine oluşturuldu. Bu kabinede İçişleri Bakanlığı koltuğuna deneyimli siyasetçi Abdülkadir Aksu getirildi. Birkaç ay sonra da Aksu, Hanefi Avcı’yı bulunduğu kızak görevden alarak Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM)’na getirdi. Avcı’nın yıldızı tekrar parlamaya başladı.
Aksu bu tayin işlemini yaparken uzak, yakın çevresinin yoğun baskısına maruz kalmıştı. Etrafındaki hemen herkes bu göreve ya da İstihbarat Daire Başkanlığı’na Hanefi Avcı’nın getirilmesini istiyordu. Aynı istekler önemli, önemsiz pek çok isim tarafından o sırada henüz meclise girememiş olan Tayyip Erdoğan’a da iletiliyordu. İki isim de bu Avcı’ya mesafeli durmuyorlardı. Sadece yeni kurulmuş, geçmişi yüzünden çok sıkıntılı bir hareketten gelip hükümet kurmuş olmanın heyecanıyla tayin için biraz süre istiyorlardı.
Nitekim Gül hükümetinin üçüncü ya da dördüncü ayında Hanefi Avcı, KOM’un başına getirildi. Buraya kadar Avcı’nın kariyerinin en zor günlerini, yıldızının parladığı anın kronolojisini yazdık. Bundan sonrası ise hem kulis bilgisi, hem de kendisini her türlü beklentiden uzak gösteren Avcı’nın en küçük ayrıntılarda bile yalan söylediğinin belgesi.
O günlerde Avcı’nın aktif ve parlak bir göreve getirilmesi için en fazla uğraşanların başında Önder Aytaç geliyordu. Aytaç hem emniyet camiasındandı, hem de Abdülkadir Aksu’nun çok yakınıydı. Aytaç bu yakınlığı kullanarak Aksu üzerinde bunaltıcı bir baskı oluşturdu. İstanbul’da da Tayyip Erdoğan’ın ofisiyle temas kuran bazı isimler Hanefi Avcı için Erdoğan’a referans oluyorlardı.
Ancak bilmedikleri bir nokta vardı. Hanefi Avcı daha Fazilet Partisi bölünmeden önce, parti içindeki yenilikçi kanat ile temasa geçmişti. Yenilikçilerin bir araya geldiği meşhur Pazar pikniklerinin müdavimiydi. Bu temaslar sayesinde AKP içinde hatırı sayılır bir çevresi olmuştu. Hükümet kurulduktan sonra Avcı, yakın çevresine, gazetecilere hiçbir beklentisi olmadığı imajını yaysa da el altından AKP ile pazarlık yapıyordu. İlk istediği makam İstihbarat Daire Başkanlığı’ydı. İkinci sırada ise KOM vardı. İsminin askerlere alerjik gelmesinden çekindikleri için Erdoğan’ın onayıyla Aksu, Avcı’yı KOM’na tayin etti. Avcı için gün doğmuştu. Burada neler yaptığı bir çok farklı yazının konusu olacağı için şimdilik Avcı’nın KOM günlerini atlıyoruz.
Bu tayin sürecinde önemli olan Avcı’nın çevresine verdiği imaj ile gerçek yüzünün birbiriyle örtüşmemesi. Avcı hayatının her döneminde ve her evresinde kariyerist oldu. Kitabında hiçbir beklentisi olmayan derviş resmi çizse de sadece KOM’a tayin döneminde yaşananlar bile Avcı’yı anlamaya yeter. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevine getirildikten sonra da Ramazan Akyürek’ten boşalan İstihbarat Daire Başkanlığı için Ankara’da çalmadık kapı bırakmadı. Bunlardan sonraki hedefi ise İstanbul ya da Ankara Emniyet Müdürlükleri oldu. Ama asıl muradı, kendisinin ve ekibinin arkasındaki isim olan Ermeni Mustafa’nın da yardımıyla MİT’in başına geçmekti. Bunların hiç birinin olmadığını anladığı anda da son valiler kararnamesine girmek için uğraştı. Ancak Avcı burada bir gerçeğin farkına vardı; İsmi başbakan Tayyip Erdoğan tarafından çizilmişti. Gelebileceği en son nokta Eskişehir Emniyet Müdürlüğü gibi görünüyordu. Şimdi Avcı bu kulisleri hiç yapmamış, hiç mevki ve kariyer tutkusu olmamış ya da yokmuş gibi davranıyor. Ankara’da bu işler için çaldığı tüm kapıları tek tek biliyoruz.
Şimdi en basit, en anlaşılabilir ve en insani noktada bile yalan söyleyen bir portreyle, hiç bilmediğimiz, hiç sevemediğimiz bir Hanefi Avcı portresi ile karşılaşıyoruz. Bu kadar basit bir konuda bile yalan söyleyen bir insanın dürüstlüğünden dem vurulabilir mi? Ya da biz bu ismin şimdi anlattıklarına nasıl inanacağız?
Bu faslı burada kapatıp, asıl konumuza dönelim. Türk basınında Ergenekon ile ilgili ilk bilgi ve yazılar 1996 yılında yayınlanmıştı. Daha sonra Ergenekon Davası kapsamında gözaltına alınan emekli binbaşı Erol Mütercimler ilk defa Ergenekon Örgütü’nün varlığından bahsetmişti. Araya 28 Şubat’ın zorlu günleri girmiş ve Mütercimler’in anlattıkları hafızalardan silinip gitmişti.
Ta ki Tuncay Güney bir dolandırıcılık davasında gözaltına alınana kadar. Güney’in bürosunda çıkan belgelerde ilk defa Ergenekon’la ilgili belgelere ulaşılmıştı. Konunun önemine binaen o zaman İstanbul KOM’un müdürü şimdinin Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan, belgeleri Ankara’ya yollamıştı. Bunun üzerine Ankara’da İçişleri Bakanlığı’nda beş kişinin katılımıyla bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya öğrenebildiğimiz kadarıyla dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Hanefi Avcı, Kazım Abanoz ve Sabri Uzun’un da aralarında olduğu beş kişi katılmıştı. Avcı uzun zamandır şüphelendiği bu örgütlenmeyle ilgili ilk somut bilgilere burada ulaştı. Ancak bu toplantıda konuşulanlar kısa süre sonra basına sızdı. Zaman’dan Aydoğan Vatandaş, Yeni Şafak’tan ise Taha Kıvanç konuyla ilgili üç köşe yazısı kaleme aldılar. Bu Avcı’nın çok canını sıktı. Tam örgütün üzerine gidecekken çıkan yazılar, Ergenekon’un Tuncay Güney dışındaki elemanlarının yeraltına çekilmesine neden olmuştu. Bu sıkıntısını da Hanefi Avcı çevresindeki gazetecilerle paylaşmadan edemedi.
Yıllar sonrada şimdi küçümsediği ve önemsizleştirmek için özel çaba gösterdiği Danıştay Saldırısı’nın ardından Ergenekon’la ilgili bilgileri basına servis etti. Bu baskından yıllar önce bile KOM’da bulunduğu sırada Ergenekon’la ve Ergenekon araştırmalarıyla ilgisini hiç kesmemişti.
Hem bunları yapan, hem de yaptıklarını büyük bir pervasızlıkla gazetecilerle paylaşan Avcı şimdi Ergenekon Davası’nı sabote etmeye çalışıyor. Avcı’nın söylediklerine dünya inansa biz inanmayacağız…
Liberalses
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.