Ehliyet ve liyakata yabancılaşmak
Devlet kapitalistleşmeye karşı olduğu gibi, tahakküme dayalı sınıflaşmaya da karşı idi.
Osmanlı yönetim geleneğinde soy asaletinin bir önemi bulunmuyordu.
Kişinin ehliyeti her şeyin üzerinde kabul görüyordu.
Kanuni dönemini inceleyen Albert Howe Lybyer adlı bir Amerikalı araştırmacı haklı olarak, belki de yeryüzünde Osmanlı yönetim kurumu kadar büyük çaplı ve cüretkar bir başka deneme yapılmadığını, koyun sürülerine çobanlık eden ve karasabanın ardında koşan çocukları alıp, onları saraya erkan ve prenslere eş yaptığını söylüyor.
Nitekim Enderun Sistemi’ne dahil edilen üstün yetenekli halk çocukları, terfi sistemini esas alan bir eğitime tabi tutulurlar ve eğitimlerini müteakip öncelikle taşrada belirli bir deneyim sürecinden sonra da gerekli görülenler merkeze alınır ve böylece Osmanlı idari sistemini teşkil eden elit yöneticiler ortaya çıkardı.
Osmanlı idari sisteminin bu başarıda bir nevi tayin ve terfi sistemine borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Bu da aristokratik yapıyı ve kan bağını değil, ehliyet, liyakat ve sadakati esas alan bir mekanizma ile yürütülmekteydi.
Hazırlayan: Ahmet Çolak
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.