İstanbul'a mükemmel savunma
Sahil boyunca devasa surlar ile çevriliydi. Buradan şehre girmek imkânsızdı. Zira yaklaşan gemilerin en büyük düşmanı, denize bile düştüğünde sönmeyen Grejuva ateşiydi.
Kara tarafındaki surlar ise, mükemmel düşünülen sistemin sadece bir parçasıydı. Şehir peş peşe beş savunma çemberiyle savunuluyordu.
Bunlardan ilki mobil kuvvetlerdi. Düşmanı bazen Silivri’nin içinde karşılar, çarpışa çarpışa geri çekilerek surların arkasına geçerlerdi.
Gayeleri, İstanbul’a zaman kazandırmaktı. İkincisi Haliç’ten Marmara’ya kadar, surları bir bilezik gibi saran içi su dolu hendeklerdi.
Yükseklik ve derinliği yedişer metreydi. Üçüncüsü mazgallardı ki, kazara hendekleri aşan olursa bunların gerisindeki askerler tarafından avlanırlardı.
Dördüncüsü orta surlardı. Yedi sekiz metre yükseklikteki surların hemen yanında on, on iki metrelik asıl surlar vardı.
Bu iki surun arasına gelen düşman, tepede mevzilenmiş askerler tarafından ok, mızrak, kızgın yağ ve ağır taşlarla imha edilirdi.
Fatih’in ilk yaptığı iş, saman balyalarını mancınıklarla atarak hendekleri doldurmak oldu. Planlarını bizzat çizdiği devasa toplar surları döverken, yine planını kendi çizdiği havan topu ile düştüğü yerde yangın çıkaran maddeleri sur gerisine atıyordu.
İkincinin etkisi daha çok psikolojik olmuştu.
Hazırlayan: Ahmet Çolak
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.