'Siyaset sustu asker konuştu'

'Siyaset sustu asker konuştu'
Türkiye 2007 İnsan Hakları Raporu, geride bıraktığımız bir yıllık süreçte, Türkiye'nin her alanda hak ihlallerine ev sahipliği yaptığını ortaya çıkardı. Rapordaki en önemli tespit ise, siyaset kurumunun askeri müdahalelerin gölgesinde ezildiği gerçeği

özgür-Der Diyarbakır şubesi İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan 2007 yılı insan hakları ihlalleri raporu, 2007 yılında Türkiye’de her alanda hak ihlallerinin yaşandığını gözler önüne serdi.

2007 NEDEN GERGİN GEçTİ?
Hazırladıkları Türkiye 2007 İnsan Hakları Raporu’nu kamuoyuna açıklayan özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Av. Serdar Bülent Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri nedeniyle siyasi ve toplumsal açıdan oldukça hareketli ve gergin geçen 2007 yılı için, “Statükonun, kazanımlarını koruma amacıyla baskılarını artırması sonucu hak ihlallerinin, özellikle inanç özgürlüğü ve Kürt sorununa bağlı olarak arttığı bir yıl oldu” değerlendirmesinde bulundu.

KURUCU FELSEFE İNSAN HAKLARINI DIŞLIYOR
Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini iki nedene dayandıran Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Birincisi, ideolojik vasfının insanî olanı ezdiği sistemin kurucu felsefesi. Kemalist kadrolar tarafından inşa edilen laik, Kemalist ve ulusalcı kurucu felsefenin insan haklarını dışlayan karakteri Anayasadan uygulama talimatlarına kadar oluşturulmuş olan yasal düzenlemelerin ruhuna sinmiş durumda. Damoklesin kılıcı gibi toplumun ve siyasetin tepesinde sallanıp duran kurucu felsefe değiştirilmeden bazı olumlu düzenlemelerin yapılması bir sonuç vermiyor.”

üLKE LYöNETİMİNDE GERçEK SöZ SAHİBİ KİM?
“İkinci neden ise sistemin oligarşik karakteri. Bu özelliği ile sistem bazı kişi, zümre veya kurumlara imtiyaz sağlamakta ve sistemin demokrasi iddiası bu niteliği maskeleyen bir araç olmaktadır. Bu durumda ülke yönetiminde gerçek söz sahibi siyaset kurumu değil, yargı, ordu, bürokratik kurumlar, sermaye, yandaş medya ve yandaş azınlık kitlesi olmaktadır. İmtiyazcılığın yarattığı keyfi uygulamalar inanç özgürlüğü, Kürt sorunu ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda insan hakları ihlallerine, rantçılığa, ülke kaynaklarının yandaş sermayeye peşkeş çekilmesine, toplumun yoksullaşmasına, askeri ve yargısal müdahalelere zemin hazırlamaktadır. Bu zemin çeteler ve paramiliter yapılanmalar için de bulunmaz bir ortam sağlamaktadır.”

çeşitli kaynaklardan ve basında yer alan haberlerden yola çıkılarak hazırlanan raporda ise öne çıkan başlıklar şöyle:

YAŞAM HAKKI
2007 yılında yaşam hakkı ihlallerinde artış olduğu gözlenmiştir. Ocak ayında Agos Gazetesi Genel Yayın müdürü Hrant Dink cinayeti ile Nisan ayında Malatya’daki Zirve Yayınevinin basılarak üç misyonerin öldürülmesi, 2007’in en çok konuşulan olaylarından sadece ikisi. 2007 yılı içinde faili meçhul cinayetler, şüpheli ölümler ve yargısız infaz sonucu 385 olayda, 376 ölüm vakası gerçekleşmiştir.

DüŞüNCE VE İFADE öZGüRLüĞü
Yıllardır düzeltilmesi konusunda sürekli sözler verilen ama sahici bir ilerleme sağlanamayan düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller 2007 yılında da sorun olmaya devam etti.

öRGüTLENME öZGüRLüĞü
Türkiye’de 2007 yılı, Kürt sorunu çerçevesinde DTP yönetici ve üyeleri ile bağlı belediyelere, Hak-Par yöneticilerine, İLKAV örneğinde resmi ideoloji muhalifi sivil örgütlere, her türlü sivil toplum örgütü üye ve yöneticileri ile mesleki örgütlenmelere yönelik soruşturma, davalar, mahkûmiyetler ve çeşitli baskılarla geçti. 2007’de 13 siyasi parti ve dernek hakkında kapatılma davası açıldı, 105 siyasi parti/dernek/sendika da baskına uğradı.

İNANç öZGüRLüĞü VE BAŞöRTüSü
1967 yılında Hatice Babacan isimli bir ilahiyat fakültesi öğrencisinin başörtülü olarak üniversite eğitimi almak istemesiyle Türkiye gündemine giren başörtüsü sorunu, belli dönemlerde kesintiye uğrasa da 28 Şubat süreci ile beraber uygulama alanı genişledi ve 2007 yılında da devam etti. Müslümanlar için Allah'ın emri ve Müslüman kadın kimliğinin vazgeçilmez bir parçası olan başörtüsü üzerinden, İslami kimliğin sosyal yaşantıda görünürlüğüne yönelik yasaklamalar toplumun değerleri hiçe sayılarak uygulandı.

EĞİTİM HAKKI
2007 yılı, birçok alanda olduğu gibi eğitim alnında da hak ihlalleriyle geçti. Resmi ideoloji, okul öncesi süreçle başlayan ve üniversiteyi de kapsayan eğitim öğretim sürecinde kendi eğitim sisteminin uygulanması için her yolu mubah sayan anlayışını 2007 yılı boyunca devam ettirdi. Kemalist ve laik egemen güç, resmi eğitim sistemi üzerinden çocuklarımızı kılık kıyafetlerinden düşünce dünyalarına kadar tektipleştirme çabalarına devam etti ve bu uğurda her türlü baskıyı uygulamaktan da çekinmedi. 28 Şubat sürecinin etkileri ve mevcut hükümetin güç odakları karşısındaki yaranmacı ve kararlı olmayan tutumu 2007 yılında eğitim alanında ciddi hak ihlallerinin yaşanmasına ortam hazırladı.

CEZAEVİ SAYISINDA REKOR ARTIŞ
Cezaevlerinde doluluk oranı Cumhuriyet tarihinin en yüksek değerine ulaşmıştır. 12 Eylül döneminde 80 bin olan cezaevleri 2007 sonunda 90 bine ulaşmıştır. 70 bin olan kapasite 90 bine çıkarılmasına rağmen mevcut cezaevleri yetersiz kalmaktadır.

İŞKENCE YASAĞI
2007 yılında işkence ve kötü muamele sistematik denebilecek bir mahiyette devam etmiştir. Devletin işkencenin her koşulda önlenmesi için gerekli yasal ve idari tedbirleri almaması, kamu yetkililerinin işkencecileri cesaretlendirici açıklamalar yapması, işkence yaptığı halde çalıştıkları kurum veya adli merciler tarafından idari veya adli soruşturma ve cezalandırmaya uğramayıp görevlerine devam eden ve hatta terfi ettirilen kamu görevlilerinin varlığı, işkence altında alınan ifadelerin yargıda fiilen delil muamelesi görmesi, işkencenin yoğun olduğu gözaltı mekânlarının bağımsız denetime açık olmaması, ‘işkenceye sıfır tolerans’ iddiasının sadece sözde kaldığını gösteren örnekler olarak kabul edilebilir.

KüRT SORUNU
Kürt sorunu, 2007 yılında da Türkiye’nin iç ve dış siyaseti ile ekonomik ve siyasal politikaları açısından önemini korudu. Sorun, devletin dış siyasetindeki askeri ve siyasi stratejisinde, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle ilişkilerinde, bölgesel ve uluslararası ittifaklarında ve sivil-asker münasebetlerinde temel belirleyici oldu. Yine sorun, bazı siyasetçiler için siyaset ve seçim malzemesi olurken, en üst düzeyde resmi ağızlarca da varlığı itiraf edilen JİTEM tarzı bazı yapılanmaların habitatı olmaya ve en önemlisi silahlı bürokrasinin toplum ve siyaset üzerindeki vesayetinin temel dayanağını oluşturmaya devam etti.

MİLİTARİZM
Açıklıkla ifade edilmesi gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti her fırsatta iddia edildiği gibi bir ‘demokratik, laik bir hukuk devleti’ değil laik, ideolojik totaliter bir oligarşik cumhuriyettir. Bu yapılanmanın başında silahlı bürokrasi bulunmaktadır. Oligarşinin diğer sacayaklarını ise, geleneksel cumhuriyet sermayesi, kartel medya, yüksek yargı bürokrasisi, YöK ve üniversiteler arası kurul gibi yüksek öğretim bürokrasisi ile bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partiler oluşturmaktadır.

SİYASET SUSTU, ASKER KONUŞTU!
Genelkurmay başkanlığınca, 27 Nisan gece yarısı yayımlanan muhtıra niteliğindeki bildiri, görece kazanılmış haklara, özgürlüklere ve sivil siyasete büyük darbe vurdu. Yine açıklama ile ülkedeki siyaset, hukuk ve en genelde de toplum militarist bir kuşatma altına alınmaya çalışıldı

HABER ALMA VE BASIN öZGüRLüĞü
Geride bıraktığımız 2007 yılında basına yönelik baskılar geçen yıllara oranla artarak sürdü. Yaşanan haksızlıkları ve toplumsal olayları sayfalarına taşıyarak devletin resmi söylem ve politikalarına eleştirel yaklaşan muhalif basının sesi çeşitli baskı ve yıldırma politikalarıyla kısılmaya çalışıldı.

YARGI VE CEZASIZLIK
Yargının taraflı davrandığının en bariz göstergesi hiç şüphesiz devlet adına hareket edenlerin işledikleri suçlarla ilgili verdiği kararlardır. özellikle yargısız infaz ve işkence suçlularına karşı korumacı tavrı ‘cezasızlık’ sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu suçları işleyenler hemen her zaman yargı tarafından kayrılmışlardır.

HALA çOK EKSİĞİMİZ VAR
İnsanı insan kılan olmazsa olmaz hakları vardır insanların. Bu haklar insanın kendini
Türkiye insan hakları konusunda atılan iyi niyetli çabalara rağmen hala çok fazla eksiği olan bir ülkedir. Atılan adımların köklü sorunlar karşısında oldukça mütevazı kaldığını ifade edebiliriz. Bu konudaki tüm girişimler her seferinde, müesses nizamın devamını isteyen bürokratik oligarşinin kararlı direnciyle karşılaşmaktadır. Ancak buna rağmen arkasında çok önemli bir halk desteğinin olduğu hükümetin bu konuda sergilenen direnci kırması ve özgürlükler önündeki yasal ve fiili engelleri hızla ortadan kaldırması beklenmektedir.

Engin Kaşdaş-habervaktim

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.