Demokrasi Söyleşileri devam ediyor
HABERVAKTİM-
Muhafazakar Demokrat Düşünce Topluluğu’nun(MDDT) “Demokrasi Söyleşileri” devam ediyor.
Ankara, Altındağ Belediyesi Kültür ve Sanat Evi- Tarihi Kabakçı Konağında Genel Başkan Murat Köse’nin açış konuşmasıyla başlayan söyleşide ünlü konuk “Muhafazakârlıkta Gelenek ve Edebiyat” üzerine bir sunum yaptı.
Yaklaşık iki saat süren toplantının ilk bölümünde Ayvazoğlu, modern manada muhafazakârların temel öğesi geleneğe dikkat çekti.
“Toplum mühendislerinin tabii hayata müdahalesi ile bütün yaşanmışlıkları yok etmesi kısa vadede iyi görünebilir, ancak uzun vadede olumsuzlukları mutlaka görülecektir…” diyen Ayvazoğlu, “Tabiatı serbest bırakın, tabii hayata müdahalelerle toplumun iç dinamiklerini yok etmeyin, tarihsel bir ortamda, kendi istikrarı içinde değişim gerçekleşmelidir” diye konuştu.
Ayvazoğlu, Osmanlı’nın batıdaki değişimi takip edememiş olmasını, hızlı bir değişimle karşı karşıya kalmasına bağlayarak, özellikle sarayın değişimi algılayamadığını savunarak “Batının görünen güzel tarafını hep seyretmişlerdir” dedi.
GEÇMİŞİ KORUYARAK GELECEĞE AKTARAMADIK
Ayvazoğlu şöyle devam etti: “Teknoloji geliştikçe görsel dokudaki zenginlikte buna paralel olarak değişiklikler olmaya başlar. Geçmişi koruyarak-geliştirerek geleceğe aktarmanın modernizasyonunu ihmal ettik, koruyamadık. Modernizasyon adına onları tahrip ettik, mevcut kültür mirasını koruma adına hiç gayret sarfetmedik. Tarihi dokuyu yok edince oradaki yaşanmışlıkları da yok ettik. Şimdilerde düzeltmeye çalıştığımız doku imitasyondur. Bu kültür değildir.
Yaşanmışlıklar hatıralara onlarda kuşaklara aktarılıyor. En ufak bir şeyi değiştirdiğinizde, birçok değeri de değiştirmiş oluyorsunuz; köksüzlük yaşatıyorsunuz geçmişi yok ederek.
Geri bildiğimiz bazı değerler bakarsınız ki, yeniden daha modern görünümdedir. Geri kalma düşüncesinden hareketle; acelecilikten bozuk, üçüncü sınıf düşünceler üretebilirsiniz. Osmanlı çözülmesinde Romancılar ve Edebiyatçılar da bu örnek net olarak görülür. Bir gün biri çıkıyor “Beğenmiyorum” diyor ve medeniyetin dengesi sayılan eserleri yok ediyor. Herkesi kendine göre bir medeniyet tarifi vardır. Bir medeniyet; unsurlarını bir araya getirecek ve koruyacak düzeyde kendi tabii mecrasında devam etmelidir. Osmanlı geçmiş mimariye dokunmamış ve adını bile değiştirmemiştir (Ayasofya Örneğinde olduğu gibi). Kültür mimarisinde de, başka mimaride de değiştirme iyide olsa, eserin bütününü bozar ve dünya görüşünü de etkiler. Kendi değerlerimize yabancı müdahalesi doğal dokuyu bozar ve tamamen Geleneğe müdahale etmiş oluruz. Süleymaniye’nin orijinal süslemeleri üzerinden restore edilmesi -Karamemi üslubu ile Süleymaniye’nin süslendiği biliniyor- o dönemin üslubu, Karamemi üslubu hakkında bilgimiz ve bu üslubu uygulayabilecek sanatçılarımız da olduğuna göre, Süleymaniye Kanuni dönemindeki gibi restore edilmeli-Süslenmeli idi. Ben bu konu hakkında hep bu düşünceyi savundum; Süleymaniye’nin restorasyonuna yetkili ben olsam bu şekilde izin vermezdim.”
RADİKAL DEĞİŞİM
Toplantının ikinci bölümünde görüşlerini; Osmanlı-Cumhuriyet dönemi değerler karşılaştırması üzerinden ifade eden Ayvazoğlu; “Cumhuriyet sonrası hızlı ve radikal bir değişim yaşanmıştır” dedi.
Ayvazoğlu şöyle konuştu:
“Osmanlı modernleşmesi çift başlılık yaşatmış ama gelenek hep yaşatılmıştır. Cumhuriyet döneminde gelenekten uzaklaşılmış, mevcut değerler değiştirilmiş veya kaldırılmıştır. Örneklersek “Türk Müziği”Kapı dışarı edilmiştir. Batı müziği devlet politikası olarak uygulanmış, Türk müziğine; Acem, Yunan ve Arap müziği karışımı denilerek dışlanmıştır.
Bu gün kendi kültürümüze yabancılar ne kadar vakıfsa, bizde okadar bilmekteyiz. Yabancı gibi dışarıdan öğreniyoruz kültürümüzü. Ciddi bir travma yaşadık. Kesintiden sonra şimdi de imitasyonu yani nostaljiyi yenilerle şimdilerde yaşıyoruz. Geleneği modernlikle birlikte maalesef yürütemedik.
Dilin radikal değişikliği, Cumhuriyet döneminin Devlet politikası olarak kabul edildi. Karşı çıkanlar ise (Ali Fuad Başgil) 100 yıl geçse bile bu dil kendini toparlayamaz demiştir. Bu gün Türkçemiz ne durumda dersek; bu dille sanat, felsefe ve ilim olmaz derim. Bunu Türkçeyi iyi öğrenen batılılar da söylüyor. Ahmet Cevdet Paşa’nın o zamanki dili neden kaldırıldı, kapsamlı bir dildi oysa. Bu günkü dilde tercüme edilen metinler anlaşılmıyor bile. Farkı anlamak için eski tercümelerle mukayese edin, zenginliği görürsünüz. Eski dilde İstanbul’u anlatmazsan eksik kalır, ama bu günkü gençlik anlamıyor.
Bana göre Orhun kitabelerinden bu güne, bütün dilimize ait kelimelerin tamamını “anamızın aksütü” gibi kullanmalıyız derim. Dilimizden atılan kelimelerle öyle şiirler yazılmıştır ki bu gün bu dille, bunların ruhunu anlamak ve ifade etmek mümkün değildir.
Kaybettiklerimizi nasıl kurtarabiliriz muhafazakârlığı var bizde. Küçük boy ünitelerde yaşatıyoruz muhafazakârlığımızı. Aydınlarımızı da eskici konumuna düşürdük, zamanın dışına düştük. Batı, geleneğini sistematize etmiş ve muhafazakârlığını öyle yaşıyor.
Yaratıcı muhafazakârlık konumunda olmalıyız, eskicilikten kurtulmalıyız. Yahya Kemal Modernlikle geleneği iyi kullanmıştır. Çağın imkânları ile modern çağa uygun eserler vermiştir. Bu gün de bu yolu takip etmeliyiz. Geleneği muhafaza ederken geçmişi de yıkmamalıyız.
Beşir Ayvazoğlu, Can Dündar’la ilgili bir soru üzerine; Can Dündar Roman Yazmamalıdır. Lüsyen adlı romanını okumadım. Abdülhakhamit Tarhan hakkında yazılabilecek her şeyi Prof. Dr. İnci Engin’in yazdığını dolayesiyle Can Dündar’ın böyle bir roman yazmaya kalkmasını yadırgadığımı söylemeliyim. Çünkü o dönemin dilini bile bilmez, anlayamaz. Ne yazık ki böyle konular harcanıyor.”
PLAKET SUNULDU
Kalabalık bir topluluğun izlediği “Demokrasi Söyleşileri” sunumunun sonunda Genel Başkan Murat Köse, muhafazakarların ünlü konuğuna, günün anısına dair bir plaket sundu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.