Erdoğan, Caferilere seslendi!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslam tarihinde yaşanan en acılı olaylarından Hazreti Hüseyin'in şehit edilmesinin mateminin tutulduğu Kerbala'nın yıl dönümünde Halkalı'da toplanan Caferilere hitap etti.
Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti:
Bu büyük matem gününde başta İmam Hüseyin olmak üzere Kerbela'da şehit düşen tüm Ehlibeyti rahmetle anıyorum. Şahitliklerine mazhar olmayı niyaz ediyorum. Hazreti Peygameber, "Ehlibeytlerinden en çok kimi severseniz" sorusuna hiç düşünmeden Hasan ve Hüseyin'dir demiş ve ardından da "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Hüseyin'i seven Allah'ı sever, Allah'ı seven Hüseyin'i sever" diye konuşmuştur.
Hz. Hüseyin bundan 1300 yıl önce bugün tarihin en büyük katliamı olan Kerbela'da ailesi ile birlikte şehit edildi. O günden beri şüphesiz yüreğimiz yanıyor, ciğerimiz kanıyor. O günden beri dualarımız, mersiyelerimiz arşı inletiyor. O günden beri yer yüzünün, aşrta meleklerinin ağladığını biliyoruz. Hazreti Hüseyin'i susuzluğa, katliama terk etmenin sızısını insanlık o günden beri ağır bir şekilde taşıyor. Hz.Hüseyin'in şehadeti, ölüm değil, yok oluş değil, tam terisne diriliştir. Veda değil, kavuşmadır, Bir son değil başlangıçtır. Ayrılık değil, kavuşma, bir bütünleşmedir.
Arşın gözyaşı döktüğü o mübarek insanın şehadeti, kardeşliğin vesilesidir. Kim ki Kerbela faciasının, insanlığın bölünmesi için istismar etmeye kalkarsa bilin ki Hazreti Hüseyin'in aziz hatırasına haksızlık etmiştir.
Biz 1300 yıldır Kerbala'nın acısını sadece 10 Muharrem'de değil her zaman yüreğimizde taşıyoruz. Dünyasının neresinde olursa olsun, yeni Kerbelalar görmek, yeni sarılmalar yaşamak istemiyoruz.
Pakistan'da, Yemen'de Irak'ta camilerde bombalar patlatıldığında inın bağlarımız çözülüyor, kollarımız yana düşüyor. Tekrar tekrar içimizde yeniden Kerbela'ya yaşıyoruz. Tamamı provokasyon olan Gazi Mahallesi'nde Çorum'da Sivas'ta yaşanan olayları biliyor, hazreti Ayşe'nin acısını içimizde hissediyoruz. Masumlara katletmek alçakça cinayettir. Aşım Veysel gibi söylüyoruz: "Yezid nedir, ne Kızılbaş deil miyiz hep bir gardaş, Bizi yakan bizim ataş Söndürmektir tek çaresi."
Gün dayanışma günüdür. Gün paylaşma günüdür. Matemleri ortak olan milletin, geleceği de idaalleri de, bu coğrafyada ortaktır. Biz birbirimizle fgarklılık içind eiletişim kuramayız. Biz birbirimize semboller üzerinden konulamayız, ayrı gayrı gözlerle bakamayız. Değil mi ki hepimizin gönlünden onun sızısı var. Onun için birbirimize gönüllerimizi açmak vazifemizdir. Hazreti Paygamber'in torunlarına kıyanlar, bu katliama sebeb olanlr , bize kardeş olmayı acı bir şekilde de olsa öğretmediler mi?
Halkalı Meydanı'nda düzenlenen ''2010 Evrensel Aşure Matem Töreni''ne katılan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, dün İran'ın Çabahar şehrinde İmam Hüseyin Camisi'nde yas törenine katılanlara yönelik gerçekleşen terör saldırısında Sünni ve Şiilerden oluşan 38 masum kişinin hayatını kaybettiğini, 80'dan fazla masum kişinin de yaralandığını hatırlattı.
''Bu saldırıyı ve dünyanın neresinde kime karşı gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin tüm terör saldırılarını telin ettiklerini belirten Erdoğan, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara şifa diledi. Erdoğan, ''Açık söylüyorum; biz, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi coğrafyada, hangi ülkede olursa olsun, yeni Kerbelalar görmek istemiyor, yeni Kerbelalar yaşamak istemiyor, yeni ölümlerle sarsılmak istemiyoruz. Pakistan'da, Afganistan'da, Lübnan'da, Irak'ta, İran'da, Yemen'de, camilerde bombaların patlatıldığını duyduğumuzda, inanın elimiz ayağımız çözülüyor, kollarımız yana düşüyor. Kufe'nin, Bağdat'ın, Samarra'nın, Necef'in sokaklarında, camilerinde, Müslüman'ın Müslüman'a kıydığını işittiğimizde inanmak istemiyor, yüz kere, bin kere, tekrar tekrar içimizde Kerbela'yı yaşadığımızı hissediyoruz'' dedi.
''Tamamı birer provokasyon olan Gazi Mahallesi'nde, Çorum'da, Kahramanmaraş'ta, Sivas'ta yitip giden canlarla birlikte Hz. Zeynep'in kardeşi Hüseyin için hissettiği sızıyı, kardeş acısını biz de içimizde hissediyoruz'' ifadesini dile getiren Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Hz. Peygamber de kardeşi mesabesindeki Hz. Ali de torunu Hz. Hasan ve Hüseyin de bize şunu öğretti, şunu aktardılar: Can kutsaldır, can azizdir. Kim ki bir cana kastederse, bütün bir aleme kasteder... Hangi saikle olursa olsun, ister mezhep adına, ister etnik köken adına, ister ideoloji adına olsun, masumlara kastetmek, alçakça bir cinayettir. İşte onun için bütün kalbimizle, bütün benliğimizle, Aşık Veysel gibi söylüyoruz ve diyoruz ki 'Yezid nedir, ne Kızılbaş?/ Değil miyiz hep bir gardaş?/ Bizi yakar bizim ataş/ Söndürmektir tek çaresi...' Aynı şekilde bütün samimiyetimizle Yunus'un diliyle diyoruz ki 'Ben gelmedim kavga için/ Benim işim sevgi için/ Dostun evi gönüllerdir/ Gönüller yapmaya geldim...' Evet sevgili canlar, evet sevgili kardeşlerim... Gün birlik günüdür, gün ikilikten kurtulma günüdür, gün dayanışma günüdür, paylaşma günüdür.''
-''SORUNLARI BENİM SORUNUMDUR''-
Başbakan Erdoğan, matemleri bir ve ortak olan bir milletin, tarihi, geçmişi, medeniyeti ortak şekillenmiş bir milletin geleceğinin, ideallerinin ve bu coğrafya üzerindeki kaderinin de bir, beraber ve ortak olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Biz birbirimizle farklılık üzerinden iletişim kuramayız. Biz birbirimizle ideolojiler, semboller üzerinden konuşamayız. Biz birbirimize ayrı gayrı gözlerle bakamayız. Değil mi ki hepimizin gönlünde, yüreğinde Hüseyin var, değil mi ki hepimizin ciğerinde onun sızısı var. Öyleyse birbirimize gönüllerimizi açmak vazifemiz değil midir? Hz. Peygamber'in torunlarına, arşın iki yakasına asılmış o asil küpelere, iktidar hırsıyla, tamahla, gözü dönmüşlükle kıyanlar, bu katliama sebep olanlar, aslında bize kenetlenmeyi, aslında bize kardeş olmayı acı bir deneyimle de olsa öğretmediler mi? Hz. Hüseyin, Kerbela'ya akan kanıyla, bütün dualarıyla, sözleriyle, tavsiyeleriyle, bize hırsın, tamahın, açgözlülüğün, gözü dönmüşlüğün, iktidar hırsıyla kırıp dökmenin, kalp kırmanın, cana kıymanın ne kadar yanlış olduğunu, bizim için canını ortaya koyarak göstermedi mi? İşte onun için diyorum ki biz, üzerinde yaşadığımız bu toprakların hep birlikte sahibiyiz. Bu ülke bizim, bu topraklar bizim, bu tarih, bu medeniyet, onlarla birlikte gelecek hepimizin. Hiç kimsenin hiç kimseye, Sünni'nin Caferi'ye, Caferi'nin Sünni'ye, Türk'ün Kürt'e, Laz'ın Çerkez'e, Acem'in Arap'a üstünlüğü yoktur ve olamaz. Bu topraklar üzerinde hepimiz biriz, beraberiz ve kardeşiz.''
Devlet karşısında ve devletin hizmetleri karşısında herkesin eşit mesafede ve herkesin bu ülkenin birinci sınıf vatandaşları olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Ülkemdeki her inanç kesiminin sorunları benim sorunumdur. İşte onun için samimiyet içinde sorunları çözmenin, yüzyıllardır devam eden meseleleri artık bir çözüme, bir uzlaşmaya, kardeşliğe tahvil etmenin mücadelesini veriyoruz. Bu arada istemeyenler yok mu? Var ama onları da sabırla aşacağız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. 'Milli Birlik ve Kardeşlik Projemiz' çerçevesinde Alevi kardeşlerimizle, Caferi kardeşlerimizle, azınlıklarla, Romanlarla hep bir araya geldik. Yüzyıllardır dile getirilmeyen, kimse tarafından işitilmeyen sorunları biz dile getirdik, sorunları biz dinledik'' diye konuştu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.