Cennetin Çocukları
Kimi annesini, kimi babasını veya kardeşini kaybeden çocuklar; ayakkabısı, önlüğü ve yol harçlığı olmadığı için okula gidemiyorlar. Eğitim ücretsiz olmasına rağmen bizim çeşit çeşit sahip olduğumuz ayakkabılardan bir tanesine bile sahip olamayan o çocuklar, okula gidemiyor ve bunların haricinde birçok haktan da mahrum yaşıyorlar.
Irak’a adım attığınız anda savaş bölgesinde olan bir ülkeye girdiğiniz hemen belli oluyor. Irak’ın başkenti Bağdat’ta güvenlik gerekçesiyle her kilometre de bir bulunan kontrol noktaları ile her kontrol noktasında yapılan aramalar ve pasaport kontrolü insanı tedirgin edebiliyor. Amerika Irak’ta 50 bin askerini bıraksa da, askerlerin sokak ve caddelerde gözükmemesi, Valilik, Havaalanı gibi resmi devlet dairelerinde bulunması dikkat çekici bir ayrıntı olarak göze çarpıyor. Amerikan askerleri yerine güvenliği sağlamaya çalışan Irak askerleri ise Amerika’dan aldıkları elbiseler, panzerler ve hummer ciplerini kullanıyor. Askerlerin yakalarında Irak bayrağı olmasa Amerikalılardan ayırt edemeyiz. Taktıkları güneş gözlükleri bile Amerikalılardan kalma... İlginç bir durum, Bağdat’ta dört şeritlik bir yolda giderken, bir anda kendimizi trafiğin içinde buluyoruz. Trafiğin sebebi ise kontrol noktasından araçların tek tek geçmesi görülüyor. Kontrol noktalarına geldiğimizde ise yavaşça askerlerin arabada bomba olup olmadığını kontrol eden aleti araca tutması ile kontrol noktasından çıkıyoruz, tâ ki bir sonraki kontrol noktasına gelene kadar. Bir daha ki kontrol noktasında aynı muamele ile tekrar karşılaşıyoruz. Bu durum gideceğimiz yere kadar devam ediyor.
KAPALI SOKAKLAR
Bağdat’ta, en büyük zorluklardan birisi de bir yerden bir yere giderken yaşanan sıkıntı. Bir mahalleye giriş 10 tane sokaktan yapılıyorsa bu sokakların 9’u teller ve betonlarla kapatılıyor. Tek bir sokak açık kalırken, o sokağın başına da kontrol noktası kuruluyor. Kapalı olan sokak ise her geçen gün değişiyor. Bazen başka bir sokak açık olurken, bir sonraki gün herhangi bir sokak açık olabiliyor.
FİLİSTİN MÜLTECİ KAMPI
Irak’ta Bağdat, Musul ve Basra şehirlerinde olmak üzere 3 tane Filistin Mülteci Kampı bulunuyor. Yaklaşık 6 bin kişinin yaşadığı bu kamplarda, birçok Filistinli yetim de bulunuyor. Bağdat’taki Filistin Mülteci Kampı’na yaptığımız ziyaret sırasında kampın ne halde olduğuna şahit olduk. 120 tane yetimin bulunduğu Bağdat’taki kampın birçok eksiği bulunuyor. Kamptayken, ünlü İranlı yönetmen Majid Majidi’nin “Cennet’in Çocukları” isimli filmi aklıma geldi. Ayakkabısı olmadığı için okula gidemeyen bir kız çocuğunun, abisinin ayakkabılarını giyerek okula gittiğinin anlatıldığı film, kampta ise gerçeğe dönüşüyordu. Kampta bulunan cennetin çocukları ayakkabısı, önlüğü ve yol harçlığı olmadığı için okula gidemiyorlar. Eğitim ücretsiz olmasına rağmen bizim çeşit çeşit sahip olduğumuz ayakkabılardan bir tanesine bile sahip olamayan o çocuklar, okula gidemiyorlardı ve bunların haricinde birçok haktan da mahrum kalıyorlardı.
NARGİLE SALONLARI
Iraklılar eğlence olarak sadece Nargile Salonları’na gidiyorlar. Düğün salonları gibi süslenen ve rengârenk ışıkların olduğu salonlar akşam saatlerinde daha da kalabalıklaşıyor. Davul ve zurna eşliğinde eğlenen Iraklılar, nargile salonlarına girdiğimizde bizi çok sıcak karşılıyorlar; Türk olduğumuz için ücret almıyorlar.
ÇOCUK OYUN PARKI
Irak’taki çocuklar ise yapılan oyun parklarında eğleniyorlar. Oyun parkları çocuklar için yapılsa da çocukluğunu yaşayamamış olan büyükler de oyun parklarında eğleniyorlar.
SİLAHLARIN GÖLGESİNDE NAMAZ
Irak’ta herhangi bir camiye gidip namaz kılmak istediğinizde üzeriniz aranarak camiye giriyorsunuz. Cuma ve Bayram namazları gibi kalabalık cemaatin oluştuğu namaz vakitlerinde ise caminin önünde 3 tane askeri araç güvenlik nedeniyle bekliyor. Elleri her an tetikte olan askerler, herhangi bir durumla karşılaştıklarında silahlarına sarılabiliyorlar. Camiye girerken aramayı ise askerler değil, caminin güvenliğini sağlayan kişiler yapıyor.
TÜRK DİZİSİ HASTALIĞI
Ülkede, Türk dizilerine yoğun rağbet var. İnsanlar dizi hastalığına yakalanmış durumda. “Kurtlar Vadisi”, “Kaybolan Yıllar”, “Ihlamurlar Altında”, “Aşk-ı Memnu” gibi diziler en çok izlenen diziler arasında bulunuyor. Bu diziler arasında ise en çok takip edilen dizi, “Kurtlar Vadisi” dizisi. Iraklılar telefonlarının çalan müziğini Kurtlar Vadisi dizisinin müziği olarak ayarlarken, telefonlarının video özelliğine de Kurtlar Vadisi dizisi başrol oyuncusu Polat Alemdar karakterini oynayan Necati Şaşmaz’ın katıldığı bir şov programının videosunu koymuşlar. Her gördüğüm Iraklı aynı videoyu sürekli bana gösteriyorlardı.
Kontrol noktalarından geçerken veya Irak’ta herhangi bir sokakta yürürken, Türk olduğumuzu anlayanlar Polat Alemdar diye hitap etmeye başlıyorlar. Polat ismini bazı Iraklıların Murat diye söylemesi ise yüzümüzde tebessüm oluşturuyor. Bir kontrol noktasından geçerken de, asker benim Türk olduğumu öğrenince, pasaport kontrolüne gerek olmadığını, benim Polat Alemdar’ın ekibinden olduğumu söyledi.
Iraklı polislerle silahların özelliği ile ilgili konuşurken, yine diziden bahsedip, “Bak bu Kurtlar Vadisi’nde Zaza’nın atış yaptığı silahtır” diye örnekler veriyorlar.
“DİZİLERE BAKINCA MÜSLÜMAN BİR ÜLKEYE BENZEMİYORSUNUZ”
Iraklı bir gençle sohbet ederken konu Türkiye’den açılınca gencin söylediği söz bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Türkiye’deki Müslümanlardan bahsederken genç Iraklı, “Türk dizilerini izliyoruz, siz Müslüman bir ülkeye benzemiyorsunuz” dedi. Ülkemizi anlatan veya Türk dizileri denilen dizilerin bizim gelenek, görenek ve dinimizden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha hatırladık.
AMERİKA VAHŞETİ
Amerika’nın Irak’ı işgal ettikten sonra ne tür katliamlar yaptıklarına şahit olduk. Irak’ta Amerikalıları kimse sevmiyor. Görüştüğüm herkes Amerika’dan nefret ettiğini söylüyor. Amerika ise Irak’ta halka çok zulmetti. Bu zulümlerden birisi ise, 10 yaşındaki Zemen Ammar’dı. Amerika’nın, Irak’a attığı alkodi bombası sonucu, 4 yaşındayken Zemen Ammar, sağ elini ve iki gözünü kaybetmişti. Şu anda 10 yaşında olmasına rağmen yaşadığı Amerikan vahşetinden dolayı hayatı kararan Zemen, Amerikalılardan gözlerini geri isterken, tekrar eski günlerine geri dönmek ve okuluna gitmek istiyor. Zemen’in tedavisinin çok uzun sürmesi ve Amerikalıların, “Bizi ilgilendirmez” demesi üzerine tedavi masraflarını karşılayan ailesi ise çok zor durumda. Baba Ammar Ömer ise Amerikalılara lanet okuyor. Irak’ta avukat olan İmad Menhel Sultan da Amerikan vahşetine uğrayan kişilerden bir tanesi. Avukat Sultan, Amerikalıların Buka hapishanesinde uğradığı işkence sonucu iki gözünü kaybetmiş, kolları ve bacakları kırılmış ve dili kesilmiş birisi.
ESNAFLAR CANI İSTEYİNCE DÜKKAN AÇIYOR
Esnaflar ise Irak’ta canları istediği zaman dükkanlarını açıyorlar. Kimi esnaf sabah dükkanını açarken, kimi esnaf ise öğleden sonra dükkanını açıyor. Bazı esnaflarsa öğlenleri sıcak olduğu için dükkanlarını kapalı tutuyor. Irak’ta ne kadar kalacağım belli olmadığı için uçak biletimi dönüşe açık kestirmiştim.
Uçak biletimi onaylatıp 3 gün sonraki uçağa binmeye karar vermiştim. Irak’a Bağdat’tan geldiğim için Bağdat’tan binmem gerekiyor ama bulunduğum yer ise Kerkük’tü. Kerkük’te ise bilet onaylama merkezi olmasına rağmen sistem olmadığı için bileti onaylattıramadım. Kerkük’te yapamadığım işi
Bağdat’ta gittiğim zaman yapmak istedim ama akşamüzeri olmasından dolayı Bağdat’ta da maalesef yapamadım. En son havaalanında onaylatıp uçağa binmeye karar verdim. Irak Hava Yolları’ndan alınan biletimi sabah 9.00 uçağına onaylatıp, binip Türkiye’ye gelmeyi düşünüyordum. 3 gündür bir türlü bin bir zorlukla onaylatamadığım bileti sabah erkenden havaalanına gidip onaylatmaktan başka çarem kalmamıştı. Sabah erken saatlerde gittiğim havaalanında, personel bir türlü ilgilenmeyip, “Beklemem” gerektiğini söylediler.
Saat 08.30 olmuştu ve uçak yarım saat sonra kalkacağı halde bile ücreti peşin ödenen biletim bir türlü onaylanmıyordu. Irak’tan Türkiye’ye gelemeyeceğimi, 2 gün sonraki uçağa bineceğimi düşünmeye başlamıştım. Bu düşüncelerle beklerken, sonunda vicdana gelen personel biletimi onaylamayı kabul etti. Biletim onaylandığı sırada saat 08.45’ti ve bileti onaylanır, onaylanmaz uçağa acilen gitmem gerektiği, uçağın kalkacağı söylendi. 2 saat gözünüzün önünde bekledim 2 dakikalık bir işlem için ama yapmadınız beni beklettiniz şimdi ise, yapar yapmaz beni uçağa koşturmak zorunda bırakıyorsunuz. Tüm bunların amacı nedir acaba? Bir türlü çözemedim.
Hüseyin Kulaoğlu / Irak / Akit
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.