'Mahkeme üyesi böyle konuşur mu?'
Marmara üniversitesi’nde düzenlenen bir toplantıda, laikliğin içeriden ve dışarıdan aşındırılmaya çalışıldığını söyleyen Anayasa Mahkemesi 2. Başkanı Alifeyyaz Paksüt’ün Anayasa Mahkemesi’nde görülen iki önemli davaya üye sıfatıyla katılmaması isteniyor.
“TARAFSIZLIK İLKESİNİ İHLAL ETTİ”
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, “Anayasa Mahkemesi üyesi ve 2. Başkanı Sayın Osman Alifeyyaz Paksüt’ün Marmara üniversitesinde düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, Anayasa’nın Kuruluş Kanununun öngördüğü tarafsızlık ilkesini ihlal etmiştir. Bu nedenle Sayın Püksüt’ün laiklik ihlaliyle ilgili olarak Anayasa mahkemesinde bulunan iki davaya üye sıfatıyla katılmaması gerekmektedir” dedi.
“MAHKEMEDEKİ İKİ DAVANIN OYLAMASINA KATILMAMALI”
Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu ve yargılama usulleri hakkındaki kanunun 46. maddesinde, Yüksek Mahkeme üyelerinin dava işlere bakmasının caiz olmadığı hallerle ilgili 5. fıkrasında “Bir üyenin istişare mütalaa ve kanaat beyan etmiş olması, mahkemede görülmekte olan davaya girmesine engeldir” denildiğini hatırlatan Başoğlu, Paksüt'ün İstanbul’da yaptığı konuşmada laiklikle ilgili kanaatini beyan ettiğini belirterek, bu nedenle AK Parti’nin laikliği ihlal ettiği iddiasıyla açılan kapatma davası ve CHP’nin, Anayasa’nın 10. ve 42 maddelerinde yapılan değişikliğin Anayasa’ya aykırı olduğu ve Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ilkesinin dolaylı olarak değiştirilmek istendiği iddiasıyla açılan iki davaya, Paksüt’ün üye sıfatıyla katılmaması gerektiğini belirtti.
“üYELİKTEN VE 2. BAŞKANLIKTAN DA İSTİFA ETMELİ”
Paksüt’ün bu iki davanın oylamasına katılması halende, 2949 sayılı kanununu 5. fıkrasını ihlal edeceğini kaydeden Başoğlu, Paksüt’ün her iki davadan da çekilmesi, hatta Anayasa Mahkemesi üyeliğinden ve 2. başkanlıktan istifa etmesinin, her iki davanın selameti ve Anayasa mahkemesinin tarafsızlık ilkesi açısından zorunlu olduğu ifade etti.
“BAROSSO’NUN İFADELERİNİ KONUŞMASINA GEREKçE GöSTERDİ”
Başoğlu, konu ile ilgili değerlendirmesinde gerekçelerini şöyle sıraladı:
“Sayın Paksüt, konuşmasında; AB Komisyonu başkanı Barosso’nun Türkiye’ye gelmeden önce yaptığı konuşmada, “Din ve devlet işlerini birbirinden ayrılması önemlidir. Demokrasiye karşıyız. Devletin değil ama halkın dini olacaktır. Bireyler Ataist olabilirler. Burada bireyin haklarına saygı gösterilmesi önemlidir. Herkesin inancına saygı gösterilecek. Laiklik bir din gibi insana empoze edilemez. Laiklik dinin yerini alamaz” cümlelerini, kendi konuşmasının gerekçesi saymıştır.”
LEYLA ŞAHİN DAVASINA ATIF
“Sayın Paksüt aynı konferansta yaptığı konuşmada, 10 kasım 2005 tarihli Leyla Şahin kararında türban konusunun laiklik ilkesiyle yakından bağlantılı olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararı 116. paragrafında, üniversitelerde dinsel simgelerin yasaklanmasındaki temel düşüncenin laiklik ilkesi ve üniversitenin laiklik niteliğini korumak amacı olduğuna vurgu yapmıştır.”
RIZA TüRMEN’İN GöRüŞLERİNİ PAYLAŞTI
“Sayın Paksüt ayrıca; eski AİHM yargıçlarından Rıza Tüzmen’in ‘Türban sorununa eşitlik ilkesi çerçevesine bir çözüm aranırken, bulunacak çözümün laiklik ilkesinin dayandığı temellere zarar vermemesine özen gösterilmesi gerekir. Aksi taktirde, çözümün eşitliğe değil eşitsizliğe hizmet etmesi kaçınılmaz olacaktır’ şeklindeki sözlerini de konuşmasına ilave ederek başörtüsü ve laiklik görüşlerini açıklamıştır.”
“LAİKLİK YAKLAŞIMINDA YANILIYOR”
“Sayın Paksüt, ‘Laiklik günümüzde ise, hem içerden hem dışardan aşındırılmaya çalışılıyor’ sözleriyle de, her iki davada yer alan laikliğe karşı saldırıyı kabullenmiş ve onaylamış durumuna gelmektedir. Sayın Paksüt laiklikle ilgili düşüncesini pekiştirebilmek için, Türkiye’nin doğuştan laik olduğunu iddia etmiştir. Bu düşüncesi ise, 29.10.1923 tarihli 364 sayılı kanun ikinci maddesine tamamen aykırıdır. çünkü kanunun 2. maddesinde, ‘Türkiye devletinin dini İslâm’dır’ denilmektedir. Böylece, Cumhuriyet’in doğuştan laiklik ilkesi üzerine kurulmadığı ve bir bakıma din devleti olduğu izlenimini vermektedir. Sayın Paksüt bu konuda da bir yanılgı içinde olduğunu göstermektedir. Bilindiği gibi laiklik ilkesi, 1924 anayasasına, 5.2.1937 gün 1115 sayılı kanunla eklenmiştir. Bu kanunla devletin dininin İslâm olduğu kaldırılmış, CHP’nin 6 oku olan Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimci bir devlettir düzenlemesine yer verilmiştir.
“HAKİMLİĞİN TARAFSIZLIĞINA GöLGE DüŞüRDü”
“Anayasa mahkemesinin önünde bulunan iki davada, laiklik tartışılacak ve bu tartışmanın içinde başörtüsü, esası teşkil edecektir” diyen Başoğlu, “Böyle bir ortamda Anayasa mahkemesi 2. başkanının, ülkemize laikliğin aşındırılmak istediğini söylemesi ve Leyla Şahin’le ilgili olarak AİHM’in verdiği karara değinmesi, iki davayı da içine alabilecek şekilde bir görüş açıklamadır. Bizim sistemimizde mahkemelerin görülmekte olan bir davada ihsas-ı rey, yani reyinin rengini açıklaması, hakimliğin tarafsızlığıyla bağdaşmamaktadır. çünkü iki davanın da devlet hayatımızda önemli etkileri olacaktır. Artık demokrasimizi her türlü darbeden korumak ve kendi gücüyle ayakta kalmasını ve güçlenmesini sağlamak zorundayız. Türk milleti, seçmen ve vatandaş olarak, Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini kabul etmiş ve onun yaşaması için elinden geleni yapmaktadır” şeklinde konuştu.
Engin Kaşdaş-habervaktim
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.