Fülan ve fülanelerin Altan!..
O, her ne yaparsa yapsın kodaman babası yüzünden öğretmenden azar işitmeyeceğini bilen, kırmızı İtalyan pabuçlarının yüksek ökçelerinde biteviye kaykılıp durandır.
O, her söylediği kendinden binlerce yıl önce söylenmiş bir halk deyişi olsa bile, takipçileri tarafından ilk kez duyulan ruhani bir buyruk gibi algılanan imtiyazı kendinden menkul bir saray namzetidir.
Kendini türlü kurnazlıklarla güvenceye alıp, sağlamcı liseli kız edasıyla kurumlanan Ahmet Altan’ın son yazılarında “muhafazakar siyasetçi” üzerinden dindar zevata “delikanlılık” dersi vermeye kalkışması, başkasının çöplüğünde eşelenmesine izin verilmiş topal horozun kümes sakinelerine dalaşmasına benzer bir hat bilmezlikten başka bir şey değildir.
Altan, “artiz” olacağım hayalleriyle yastıkbaşı sayıklamalarında bulunan, kompleksli salgıları paçasından akan kimileri tarafından “kendilerini bir gün keşfedecek sarı mersedesli üstad” mertebesine konulmuş olsa da öyle çakma değil, meşrebince delikanlı olan “mahalleli” için aynı Altan’dır:
“Fülan ve fülanelerin Altan!..”
Ali Eyvaz’ın “liberallerin dindarlar üzerinde artan tahakkümü”yle ilgili yazısının tamamını okumak için tıklayın…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.