İslam dini dünyevileşir mi?
Diyarbakır Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Mazhar Bağlı, “İleri Demokrasi ve Türkiye” başlığı altında bir sunum yaptı.
Topluluk Genel Başkanı Murat Köse konukları selamladıktan sonra sözü Doç Dr. Mazhar Bağlı’ya bıraktı.
Doç Dr. Mazhar Bağlı; (Resim–1, Gn. Bşk.Murat Köse-Doc. Dr. Mazhar Bağlı)
Konumuz “İleri Demokrasi ve Türkiye”. Sözlerime bir saptama ile başlamak istiyorum. Eğer bu günkü toplantıyı on yıl önce yapıyor olsaydık eminim bu konuda belki de çok daha farklı şeylerden bahsediyor olacaktık.
Bugün eğer demokrasinin erdeminden ve vazgeçilmezliğinden bahsediyorsak, bizim bu konuda belli bir değişim yaşadığımızı göstermektedir.
Bu da son derece insani olan iki temel konuya işaret eder. Birincisi değişimi okumak ikincisi de sahip olduğumuz dünyayı mamur kılma çabasını.
Memnunum ki bugün estetik açıdan dünyayı daha mamur etme çabası içindeyiz. Türkiye’de demokrasiye dönük tercihlerin artmakta olduğunu da bu çerçevede görmekten mutluyum.
Siyasi alanda geçmişten bugüne, buna örnek olarak 50’li yıllarda Menderes’in Demokrat Partisi, 80–90 lı yıllarda Turgut Özal’ın Anavatan Partisi, bugün ise Sayın Erdoğan’ın liderliğindeki Akparti’yi demokrasi çabalarına örnek göstermek mümkündür. Bu siyasi örneklerde geçmişte seçmen yapısına bakıp bu dönemlerde halkın sistemin işleyişine nasıl dahil olduğunu görmekteyiz.
Söz gelimi Avrupa’da anti demokratik eğilimlerin giderek taraftar bulduğu dönemlerde dahi bizde demokrasiden yana bir tercihin var olduğu somut örneklerle görülebilir. Faşizmin Avrupa’da kol gezdiği dönemlerde bizim toplum da, daha özgürlükçü bir sistem arayışı içinde olmuş ve tercihini de bu yönde yapmıştır.
Halk demokrasi önderlerine maddi ve manevi katkılarını aktararak önderlerini sisteme taşımışlardır. Kuralları koyanlar sistemin meşruiyetini çalıştırmak zorunda kalmış ve kırsal kesim sisteme dahil edilmiştir.
Uzun bir dönem belli başlı okulların mezunları sistemin değişmez aktörleri idi, bizim için sisteme dahil olmak o dönemlerde hayaldi. Dindar ve farklı mezhepsel ve etnik yapıdakiler hep sistemin dışında tutulmuşlardı. Bu durum da doğal olarak sistem için ciddi bir sorun teşkil etmekteydi.
Halbuki dışlanan bu unsurları sisteme dahil etmek demokrasinin olmazsa olmazıdır. Halkın üretimde, yönetimde ve planlamada sistemin bir parçası olmaması halinde var olan sistem asla demokrasi olarak tanımlanamaz. Çünkü demokrasinin birinci vazgeçilmezi bireylerin sisteme dahil edilmesi ve toplumun yetkilendirilmesidir. Özal 80’li yıllarda farklı kesimleri sistemin içine dahil ederek demokrasi adına Muaffak olmuştur. Tek pencereden bakış açısı değişmiş, sorunlara çözüm önerilerinde ortak payda tespit edilmiş ve olaya bu pencereden bakılmıştır.
Bugün Ak Parti’nin sorunlara bakış açısı, bu konuda kamunun bakış açısı ile örtüşmesini sağlanmış ve kamu ikna olmuştur. Aksi taktirde insanları ötekileştirerek sorunların daha da derinleşmesine katkı sağlamış oluruz. Karşılaştığımız sorunları demokrasi bağlamında çözmezsek başka sorunları beraberinde taşımış oluruz. Bugün maalesef bu durumdayız. İleri demokrasi isteği, zayiatlardan sonra aklımıza gelmemeli, soruna çözüm arayışı, toplumda kendiliğinden bir karşılık bulmalıdır ki o zaman sorunlara engel teşkil eden faktörler ortadan kalkacak ve demokrasimiz ileri demokrasi olacaktır.
Bugün güncel olarak tartıştığımız tutukluluk süresinin uzunluğu nedeni ile serbest kalanlar demokrasimizin sorunlu olduğunun örneğidir. Hâlbuki bu süre zamanında çözülmüş olsaydı demokrasi üzerine olan tartışmalar bu seviyede olmazdı.
Türkiye’de sorunlar; doğudan-batıya, kuzeyden-güneye, askeriyeden-yargıya hepsi birbirine bağlıdır. Demokrasi üzerindeki vesayetleri kırmak için kahraman beklememeliyiz. Aksi takdirde tartışıp dururuz.
Sorunları; halkın desteğini yansıtan toplumsal anlayışla çözebilirsek sağlıklı, ileri demokrasiye ulaşmış olacağız. Tek tip insan anlayışını terk etmeliyiz. On kişilik bir ailede bile homojenlikten bahsedemeyiz. Her biri diğerinden farklılıklar arz eder. Bunu kabul etmeliyiz. Çeşitler arasında diyalog kapısını açık tutmalıyız. Ayrıştıran, ötekileştiren kişi, demokrasi için önemli bir sorundur. Kişi kim olursa olsun sisteme dahil edilmelidir. Farklılıklarımızı sistem içinde bir arada tutmalıyız.
Devlet ile vatandaş arasındaki ilişki belli hükümetlerin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Bugün iktidarda olan ak parti bu konuları daha makul bir çerçevede çözüm odaklı ele alıyor olabilir. Ama bu konular hükümetlerle organik bir ilişkiden çıkarılmalıdır. İnsanlarımız bu hükümet döneminde rahat ediyor olabilirler ama bununla yetinmemek gerekir ve bu durumu anayasal güvence altına almak gerekiyor. Eğer temel haklar anayasal güvence altına alınmazsa toplumsal huzuru sağlamak mümkün olmaz. Yerleşik olduğumuz coğrafyanın tarihi Avrupa’dan eski olmasına rağmen bu konuda onlardan çok geri kalmışız. İnsanlar hak aramada farklı değerlendirmelere tabi tutulmamalıdır. Herkese eşit ve adil davranmazsanız sorunları çözemezsiniz.
Muhafazakâr Demokrasi Söyleşisi’nin ikinci bölümünde Doç. Dr. Mazhar Bağlı, bir konuğun; Güneydoğuda halkın değişime direnmesine dair BDP’nin etkisi nedir sorusu üzerine görüşlerini şöyle açıkladı;
“Etnik sınır çizmek imkânsızdır. Ama bazı grupların dışsal etkisiyle yanlış yönlendirme olduğu da bir gerçektir. Bugün bu yönlendirmeler temelde halkın birlik ve beraberliğine tedirginlik verecek bir boyutta değildir. Bu sınırları bugün zorlayanlar olabilir. Bu noktada direnç ortaya çıkıyor olabilir. Bu direnci kırmakta siyasilerin rolü çok önemlidir. Herkesim, sorunu kendine uygun bir biçimde çözmek yerine ortak değerler üzerinden çözmeye çalışırsa, direnç kendiliğinden kırılmış olur” dedi.
“Etnik yapıların geliş seyrine bakarak, ayrışmayı körükleyenler başarılı olabildi mi?” diye soran bir başka konuğun sorusuna ise Bağlı şöyle cevap verdi;
Geçmişte bu konuda çok yanlış politikalar izlendiğini söyleyerek:
“Kürt halkına, geçmişte yapılan hareketler ayrıştırmayı tetiklemiş ve sorunların çoğalmasına sebep olmuştur. Bölgede ciddi sorunların var olduğu muhakkaktır. Faili meçhuller var. Bu tür olaylar devlet otoritesini zaafa uğratır. Siyasiler bunu kullanmakta etkili olabilir. Dikkatli olmak lazım, ötekileştirerek sorunları sürekli büyütürüz. Kaçınılmaz olarak etnik milliyetçiliği de arttırmış oluruz. Soyut bir düşman yaratarak, ona tepki duyarak bu sorunu çözemeyiz. Maalesef buna karşı taraf olanlar bu gün bu işi körüklemişlerdir” dedi.
Mazhar Bağlı; İttihat ve Terakki’nin demokrasi algısı nasıl bir Osmanlı hayal ediyordu, yapmaya çalıştıkları neydi? İleri demokrasinin sınırları nedir? Şeklindeki bir soruya;
“Önümüze çıkan özgürlükler meselesinde engellerin olmadığı bir düzen olmalı.
İttihat ve terakki ile ilgili olarak bilindiği gibi ciddi tartışmalar vardır. Hatta bu konuda birbirine zıt iki temel görüşten dahi söz edilebilir. Bunlardan ilki, Padişahın (Osmanlı hanedanının) hain ve İngiliz ajanı olduğu, ülkeyi sattıkları ve bu yönde özel bir çalışma içinde oldukları ve bunlara karşı bir direnç hareketi olarak da ittihat terakkinin doğduğu yönündedir. Bir başka ifade ile ülke için varını yoğunu ortaya koyan bir hareket olarak kabul edilir. Diğer görüş ise bu oluşumun imparatorluğun yapısına uygun olmayan ve dünyayı doğru bir biçimde okuyamayan maceraperest kişilerden oluşan bir yapı olduğu yönündedir. Her iki tarafın da birbirini ihanetle suçladığı neredeyse klişe bir yaklaşım olmuştur. Benim bu konuda ki kişisel kanaatim şudur, Osmanlı’da imparatorluğun yeniden düzenlenmesi fikri iyi niyetli bir amaç taşıyabilir ama bu maceracı amacı taşıyan bir düşünceye dönüşmüştür. Sorunlardan çok, sorumlularla uğraşma amacı öne çıkmıştır.” Dedi.
Türkiye’nin resmi ideolojisi ile Emperyal ideolojiler hakkında bir mukayese yapan Bağlı; “bizdeki resmi ideoloji aslında çok daha güçlü bir yapıya sahiptir.” dedi. Hatta “Türkiye’nin resmi ideolojisi o kadar idealisttir ki aşırılıktan dolayı da patolojiktir, bu da kimi paranoyaları besler. Paranoyaların beslendiği bir ortamda demokrasi güçlenmez” dedi.
Bir başka soru üzerine, İslam dünyasında ve Müslümanlar arasında görülen dünyevileşmeye de değinen Doç. Dr. Mazhar Bağlı; “İslam dini diğer semavi dinler gibi dünyevileşerek tamamen özünü kaybetmez. Bu konuda Weber’cı bir yaklaşım içinde bulunup İslam dininin de dünyevileşerek kendi sonunu hazırlayacak bir dönüşümü zorunlu olarak beraberinde getireceğine inanmıyorum. Çünkü İslam dini aynı zamanda öte dünyaya ilişkin vurguyu da ekonomik ilişkiler üzerinden yapar. En çok sevdiğiniz mallarınızdan infak etmedikçe iyiliğe kavuşamazsınız buyruğu bunun en somut delilidir.”
Buna bağlı olarak modernleşmeye de değinen Bağlı, şöyle devam etti: “Dünyadaki tek tipleşme (modernleşme) aslında modern zamanların bir sorunudur. Fakat bu içine girdirilmiş olduğumuz bir süreçtir. Keza ideolojisini benimsemeden her türlü pratiğini de büyük bir zevkle yerine getirmiş olduğumuz bir paradigma var karşımızda. Bunu tamamen inkâr etmek veya ortadan kaldırmaya çalışmaktan ziyade insanileştirme yönünde bir çabanın içinde olunmasının çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bu da belki sanat ve estetik ile mümkündür. Son kitabım olan modernizme direnen estetik’te tam da bu tezi ele aldım.”dedi.
“Tarihi Kabakçı Konağı”nda gerçekleştirilen 2011 yılının bu ilk “Demokrasi Söyleşisi”ne kalabalık bir izleyici kitlesi katıldı.
Gecenin sonunda genel Başkan Murat Köse günün anısına Doç. Dr. Mazhar Bağlı’ya bir plaket sundu.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.