Askerden çok konuşulacak yazı!

Askerden çok konuşulacak yazı!
Emekli Topçu Yarbay Halil Mert, “Hukuk, Hizbullah, PKK, Ergenekon…” başlıklı yazısında, çarpıcı tespitlerde bulundu.

HABERVAKTİM.COM 

18 yıl önce bugün uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu, yurt genelinde düzenlenen etkinliklerle anılıyor.

Uğur Mumcu, neyin mücadelesini veriyordu?
Mumcu’nun ölümü kimlerin işine yaradı?

Her ikisi de emperyalizme karşıydı, ama her şeyden önce ABD ve Alman oyunlarına.

Başka, PKK ile devletin içindekilerin ilişkilerini tespit etmek üzereydiler.

Kirli şebekelerin üzerine gidiyorlardı. Sonra bombalar ve silahlar patladı.

Ancak Uğur Mumcu’nun cenazesi “Kahrolsun Şeriat!” sloganları ile defnedildi.

Neydi bu böyle?

Emekli Yarbay Mert'in haberayna'da yayınlanan yazısı şöyle:

HUKUK, HİZBULLAH, PKK, ERGENEKON…

Hukuk, birey-toplum-devlet ilişkilerinde ortak iyilik ve ortak menfaati gözetir. Kuralları yasama kurumu ortaya koyar. Neye göre? Toplumun eğilimleri, Medeniyetin icapları, insanların gelenekleri, değerleri, örfüne göre. Düşünün! Bir ülkenin ceza yasaları, diğerinin medeni kanunu, diğerinin ticaret hukuku alınarak gelenekçi ve imparatorluk bakiyesi bir toplumun sosyal hayatı düzenlenebilir mi? Üzerine bir de sosyal alanda şapka kanunu dahil bir çok şeyi de dayatarak.. Sonucunda ucube bir yapı ve bu yapıdan nemalanan guruplar çıktı.

Bu guruplara baktığınızda geneli yabancılarla her türlü işbirliğine hani o “Ben yoldan gönüllü çıktım.” şarkısındaki gibi hazır ve menfaatçi guruplardı. Bu menfaat o kadar kaba ve çirkindi ki üzerine; “Vatan, Millet, Devlet, Atatürk, Cumhuriyet, Çağdaşlık, Batılılaşma, İlericilik, Aydınlanma, Tam bağımsızlık..” gibi örtüler örtülmüştü. Son zamanlarda “Din” de örtülmeye çalışılıyor. Ama ezanda kulağı olmayan adamların bunu söylemesi toplumda pekte tutmuyor. İstisnası 28 Şubat sürecinde kullandıkları birkaç gurup.. Bu gurup ya da siyasiler topluma “Truva Atı” olarak sızdırılmaya çalışılıyor.

Yeni bir seçim sürecine giriyoruz. İktidar ve ülkenin her alanda özgürleşmesinden yana olan kesimler, çıkartılacak kaos eylemlerine ve planlarına, içlerine sokulabilecek Truva Atlarına ve ihanet şebekelerine karşı çok dikkatli olmalıdırlar. STK aynı şekilde. Özellikle sendikalar ve öğrenci kuruluşları.

Dün “devletin bekası!” bahanesiyle, milleti bölüp katledenler, faili meçhul cinayetlerle ülkeyi kamplara ayırmaya çalışanlar henüz sindirilebilmiş değildir. Bu cinayetleri o kadar ustaca işleyip toplumu istismar ettiler ki düşünelim. Mesela, Uğur MUMCU ve Necip HABLEMİTOĞLU cinayetlerini…

Her ikisi de emperyalizme karşıydı, ama herşeyden önce ABD ve Alman oyunlarına. Başka, PKK ile devletin içindekilerin ilişkilerini tespit etmek üzereydiler. Kirli şebekelerin üzerine gidiyorlardı. Sonra bombalar ve silahlar patladı. Uğur MUMCU’nun cenazesi “-Kahrolsun Şeriat!” sloganları ile defnedildi. Cinayet sözümona İran’la da ilişkileri olan İslami terör guruplarının işiydi. Hiç alakası olmayan dindarlar ve Müslüman Milletimiz sanık sandalyesindeydi. İşbirlikçi katiller ve azmettiriciler de Hakim koltuğunda.. Düşünebiliyor musunuz? Bir taşla kaç kuş vurduklarını.. Nedeni ne peki? Bizim saflığımız mı bunca melaneti kolaylıkla yapabilmeleri diye düşünüyorum.

Haramiler yapay düşmanların varlığına halkı inandırarak “Korku Cumhuriyeti” oluşturarak devletleri kolayca yönetebilirlerdi. Çünkü 2’nci Dünya Savaşından sonra emperyalizm üçüncü ülkeleri böyle kontrolü altına almıştı. Bizdeki GNH (Gayri Nizami Harp) unsuru olan Özel Harp Dairesi de bu mantıkla kurulmuştu.

PKK… Komünizmden sonra yeni düşmanlar lazımdı sisteme. Kurduruldu PKK. Hem düşman hem de uyuşturucu kaçakçılığında beraber para kazanılacak taşeronlar… ne güzel! Yine bir taşla birkaç kuş vuracaklardı. Ama kantarın topuzu kaçmıştı. Atalar ne demişti.

“Emperyalistle (yılanla) çuvala girilmez.” Çuvala girenlerin kontrolünde değildi artık örgüt. Ne yapmalı? Karşılığında Hizbullah.. “Allah’ın Partisi!” kuranların Allah korkusu ve hicap hissi de olmadığından kendi ifadeleri ile dağda mağaralarda eğitim verdiler ve cinayetler başladı. Faili meçhuller.. Kaos büyütülüyordu.

Artık herşey ortada.. İktidar ve halkımız bu olayların üzerine Ergenekon’un kirli ve alçak oyunlarını bozmaya gayret etmelidir. Düşünün PKK kamplarında seminerler veren profesör, Apo denen bölücübaşına çiçek veren parti başkanları bu gün Atatürkçü diye tam bağımsızlıkçı diye CHP’de milletvekili yapılmaya çalışılmaktadır.

Balyoz darbe Planı ile ülkeyi kana boyamayı düşünecek, demokrasiyi rafa kaldıracak kadar faşist ve diktatör ruhlu birileri de.Bir yorumcu diyor ki; -Şenol Özbek- “"Evet" dediği için Ramiz Ongun'u ihraç eden MHP, Mehmet Haberal'ı aday gösterecekmiş.. Aslı varken suretiyle ne uğraşıyorlar ki, Yalçın Küçük'ü çağırsınlar olsun bitsin.” Toplumdaki bu algılar yerinde algılardır. Mesnetlidir. İlginçtir, PKK kamplarında seminerler veren bu adam, şu anda Kuvay-ı Milliye (Atatürk) kalpağı ile Ergenekonculara destek vermeye gitmektedir.

Ey Milletim, Anayasa Referandumu en ciddi ayrışmaydı. Bu gün olaylara referandumun taraflarını net görerek bakınız. Yanılmayacaksınız. Önümüzdeki genel seçimler bu yönü ile de çok önemlidir. İktidar yeni bir anayasa yapmaya söz vermeli, hatta bunun taslağını da Genel Seçimlerden önce toplumla paylaşmalıdır. Bu paralelde diğer siyasi partilerde duruşlarını netleştirmek zorunda kalacaklardır. Böylece toplumun yanıltılabileceği alanlar daralacak, halkımız sandığa gittiğinde daha kolay karar verecektir.

Hizbullahçılar bir oldubitti ile salıverildi. Kaos Planının bir parçası olabilir bu. Hükümet bu manada uyudu mu? Bilemiyorum. Ama görünen o ki hata fark edildi. Ancak şu da unutulmamalıdır. Katilinde, caninin de hakkı vardır. Ayrıntısını hukukçular bilirler ama Genel Seçimlere doğru giderken ülkemizin en küçük bir boşluğa ve istikrarsızlığa tahammülü yoktur.

Önemli bir konuda ülkemizin ve İslam Dünyasının çevresindeki çember daraltılmaya devam etmektedir. Sudan, Tunus, Mısır… Irak, Afganistan, sürekli kanayan Pakistan…
Lübnan Krizi büyümemelidir. Lübnan Başbakanının önce Fransa’ya gitmesi manidardır. Çünkü batı, ABD ve İsrail Krizi sonlandırmayı asla istememektedirler. Onlar İslam Ülkelerinde sürdürülebilir krizler oluşturmaya devam etmektedirler.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KRİZ..
Ülkemizde bu yönü ile hedeftir. Terör ve ekonomik istikrarsızlık bunun somut örneğidir. Atatürkçülük ve çağdaşlık adına 28 Şubat darbesini yapan sosyal faşist ve işbirlikçiler bankaları da hortumlatarak ülkeyi ekonomik krizin ortasına itmişlerdir.

Ayrıca “Radikal Laiklik, topluma yapılan baskıların devamlılığı” anlamında ilginçtir PKK, CHP, BDP ve TSK’nın içindeki laikçi kesimler aynı yerde durmaktadır.

BDP’nin sözcüleri CHPyi pasif kalmakla suçlarken TSK ile de işbirliği yapabileceklerini ifade etmişlerdir.

Çünkü “Dinimiz İslam, İman Kardeşliğini” emrettiğinden bırakın ülkemizi tüm Medeniyet Coğrafyamız için birleştirici yegane unsurdur. Demek ki toplumdaki kaynaşma, uhuvvet ve birlik bu kesimlerin işine gelmemektedir. Düşmanlıktan ve fitneden beslenen bu kesimlere dur demek için çok dikkatli davranılmalıdır.

Ey Milletim.. Oyunlara karşı uyanık olmak zorundasın. Tehdit değişik maske ve kılıflarla gelmektedir. Oyunları feraset, iman, sebat ve bilgeliğinle anlar ve bozarsın. Unutma ki sen Medeniyet Coğrafyamızın öncüsüsün. Sorumlulukların maalesef boyundan büyük. Bu idrak ve sorumlulukla davranman gerekiyor.

HABERVAKTİM.COM



Siz de diğerleri gibi İngilizce konuşabilirsiniz. Nasıl mı ? Tıklayın !

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.