Ergenekon ne zaman biter?
Türkiye ve Ortadoğu Formu Vakfı (özgür üniversite)’nin kurucusu Fikret Başkaya, “Ergenekon istisna değil kuraldır” başlığıyla kaleme aldığı yazısında “Asıl İktidar odağı olan dokunulmazlara dokunuluncaya kadar Ergenekon varlığını sürdürecek” değerlendirmesinde bulundu.
TARTIŞMALAR NEYİ GİZLİYOR?
Başkaya, “Türkiye'de olup-bitenleri anlamanın yolu, resmi tarih ve resmi ideolojiden bağımsızlaşmış, Avrupa-merkezli de olmayan bir yaklaşımla mümkün” yargısıyla giriş yaptığı yazısında, “Neden İttihatçı darbeden yüzyıl sonra gündemi hâlâ devlet çeteleri, parti kapatmalar, v.b. işgal ediyor?” diye sordu. Başkaya’nın yazısında, “öyleyse olup-bitenler kimin için ne anlama geliyor? Tartışmalar neyi gizliyor? Gerçek bir tartışma ortamı neden yaratılamıyor?” sorularına verilen cevaplardan önemli başlıklar şöyle:
YAKIN TARİH TAM BİR YALAN çöPLüĞü
“1908 İttihatçı darbesi veya 1923 Kemalist darbe, -ikinci ittihatçı darbesi de diyebilirsiniz-hep darbeciler ve sözcüleri tarafından anlatıldı. Dolayısıyla darbelere dair gerçek söylenmedi, söylenmesinin önü resmi tarih, resmi ideoloji ve sayısız yasaklar ve müeyyidelerle kesildi. Bu yüzden Türkiye'nin yakın tarihinin tam bir yalan çöplüğü olduğunu söylemek abartma değildir. üzerinde durulması gereken önemli husus da, nasıl olup da resmi gerçeğin bunca yıl varlığını sürdürdüğüdür.”
“II. MEŞRUTİYET PADİŞAHI BY-PAS EDEN ASKERİ BİR DARBEYDİ”
“Mesela bizdeki parlamento hiç bir zaman bilinen anlamda bir parlamento olmadı. Devlet dışı güçlerin bir kazanımı değildi... Egemen elitin elinde bir meşrulaştırma ve yönetim aracıydı. İttihatçılar 1908'i izleyen bir dizi darbeler ve suikastlerle 1913 yılına gelindiğinde iktidar üzerinde tam bir denetim sağladılar. Bağnaz bir dikta rejimi kurdular, hertürlü muhalefeti ezdiler, kendileri dışındaki herkesi düşman ilan ettiler. Aslında II. Meşrutiyet denilen, bilinen anlamada bir meşruti yönetim kurmaktan çok, Padişahı by-pass eden askeri bir darbeydi. İzleyen dönemin anlaşılması bakımından büyük önem arzeden bir husus da, gizli örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin iktidarı ele geçirmesine rağmen gizli örgüt olarak kalmasıdır.”
ASIL DEVLET PARTİSİ(ADP) NEDİR?
“1923 sonrası tipik bir dikta rejimiydi. Tüm modern kurum, söylem ve mekanizmalar, 'ilkeler ve inkılaplar', diktatörlüğü takviye etmek içindi. Eğer mutlaka bir modernleşmeden söz edilecekse, modernleşen toplum değil devletti. Bu zaman zarfında devlet/hükümet/parti özdeşliği olduğu için, benim asıl devlet partisi (ADP) dediğim odağa (iktidarın görünmeyen kanadı) pek iş düşmedi. Cumhuriyet denilen dönemde de devlet/halk ilişkisinin yönü ve mahiyeti değişmedi, imparatorluk döneminde geçerli olan yabancılaşma devam etti ama bir farkla: yönetici cumhuriyet eliti halkı adam etmek istiyordu. Başka türlü söylersek, kendi suretinde bir toplum yaratmak istiyordu... Bu bakımdan kendi halkını sömürgeleştiren bir rejim söz konusuydu. Kemalist yönetici bürokrasi, Avrupalı sömürgecilerin yaptığının bir benzerini gerçekleştirmek istiyordu.”
ADP’NİN DENEME DöNEMİ
“1950-1960 döneminde Demokrat Parti (DP) üst üste üç seçim kazandı ve bu zaman zarfında kitlelerin sınırlı da olsa sürece dahil olması Asıl Devlet Partisini (ADP) kuşkulandırdı. 'Ayak takımının' işe fazlaca karıştığını düşünüyorlardı. Güdümlü muhalefetin güdümlü olmaktan çıkma ihtimali 'memleketin sahiplerini' telaşlandırmıştı. Aslında 1950-60 onyılı Asıl Devlet Partisi (ADP) için bir 'deneme dönemiydi'. Demokrat Parti'nin Adnan Menderes hükümetinin baskıcı yöntemlere başvurması bahane edilerek 27 Mayıs 1960 da yapılan darbe, 1946 da aralanan kapının biraz daha kapatılması içindi...”
ASIL DEVLET PARTİSİ (ADP) KRİTERLERİ
“Cuntacılar ayak takımının işe karışmasını engellemek üzere bir dizi kurum oluşturdular: MGK, Senato, Anayasa Mahkemesi, Tabii senatörlük, Kontenjan senatörlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), ordu iç hizmet tüzüğünün bir maddesi kanun haline getirilerek ordunun darbe yapması nerdeyse yasal hale getirildi... Bütün bunlar seçimle gelen hükümetlerin iktidar olmasını engellemek içindi. Böyle bir kurumsal-ideolojik ortamda varolan siyasi partilerle Asıl Devlet partisi arasında bir tür müteahhit/taşeron ilişkisi veya işbölümü oluşmuştu. Siyasi parti hükümeti ancak kendisine bırakılan işlerle ilgilenebilirdi. Mesela Kürt sorunuyla ilgilenmeleri yasaktır. O Asıl Devlet Partisinin ilgi alanındadır... Seçim kazanıp hükümet kuran bir siyasi partinin bu durumunu sürdürebilmesi için kendini Asıl Devlet Partisi'nin üslubuna uyumlandırması gerekiyor. Aksi halde bir darbeyle tasfiye edilmekten veya oyun dışına atılmaktan kurtulamaz...”
KüRT HAREKETİ VE POLİTİK İSLAM
“Darbeci, komitacı, çeteci, komplocu geleneğin krizi veya 'ateş en çok dumanı sönerken çıkarır'... (…) 1980'li yılların sonunda birincisi Sovyet sisteminin çökmesi, ikincisi de neoliberal ideolojinin ve politikaların kesin hakimiyet sağlaması, Asıl Devlet Partisi veya memleketin sahipleri için 'olumlu dış konjonktürün' ortadan kalkması demekti. Nitekim 28 Şubat 1997 darbesinin bir tür 'yarım darbe' oluşunu açıklayan söz konusu dış konjonktürdü. Fakat Asıl Devlet Partisinin işini zorlaştıran sadece dış konjonkürün aleyhe dönmesi değildi. Memleketin sahiplerinin varlığını ve iktidarını aşındırıp/tehdit eden iki unsur daha vardı: Kürt hareketi ve Politik İslam.”
“DOKUNULMAZ ELİTLERİN İKTİDARI TEHDİT ALTINDA”
“Taşlar yerinden oynadıkça birilerinin altındaki taşlar da kayıyor... Son 3-4 yılda darbeci eğilimlerin, çetelerin, Cumhuriyet mitinglerinin, 367 kepazeliğinin, 'dijital darbenin', şurda burda patlayan/patlamayan bombaların, üniversitelerde provokasyonların, vb. yeniden sahneye çıkması memleketin sahiplerini saran korkunun bir tezahürü. Bu sefer iktidarlarını, ayrıcalıklarını ve statülerini kaybetmekten gerçekten korkuyorlar ve korkuları yerinde... Asıl devlet partisi cephesinin sözcüleri sıklıkla Türkiye'nin hiçbir dönemde olmadığı kadar iç ve dış tehditlere maruz olduğunu söylüyorlar. Elbette bu söylem tartışmalıdır ama ayrıcalıklı, dokunulmaz-dokunulamaz elitlerin iktidarının ve statüsünün ilk defa tehdit altında olduğu kesin...”
“HUKUK DEVLETİ DEĞİL DEVLET HUKUKUDUR”
“Eğer Türkiyedeki rejim gerçekten hukuka uygun bir işleyişe sahip olsaydı devletin önüne bir niteleme sıfatı koymaya gerek olmazdı. Doğrusu hukuk devleti değil, devlet hukukudur. Fakat Türkiye'de standart devlet hukukunun ötesine geçen bir şey var: geçerli hukuk sistemi daha çok asıl devlet partisinin hukuku... Aksi halde hükümet partisine karşı bir araç olarak kullanılmazdı...”
“DEVLETİN HUKUKA, İNSANLARIN ADALETE İHTİYACI VAR”
“Kelli felli adamlar, süslü püslü kadınlar AKP'ye yönelik kapatma davasının 'hukukî mi yoksa siyasî mi' olduğunu, bıkıp-usanmadan tartışıp duruyorlar. Neyi tartıştıklarının farkındalar mı? İnsanlarla alay mı ediyorlar yoksa söylediklerine gerçekten inanıyorlar mı? Durum doğrudan devlet hukukunu, dolayısıyla siyaseti angaje eden bir şey olduğuna göre... Aslında doğrusunu Eskiler söylemiş: "Adalet mülkün temelidir". Bunu hukuk devletin temelidir şeklinde okuyabilirsiniz. Velhasıl devletlerin hukuka, insanların da adalete ihtiyacı var...”
“HALKA SöMüRGECİ GöZüYLE BAKIYORLAR”
“İttihatçı geleneğin geçerli olduğu Türkiye'de halkı siyasi sürecin dışında tutmak esastır. Söz konusu geleneğin adamları en çok özgürlük ve demokrasiden korkarlar. Aslında bu yerinde bir korkudur zira halk işe karıştığında, ayak takımı dedikleri siyasi sürece dahil olduğunda, ayrıcalıklarını ve dokunulmazlıklarını kaybedeceklerini gayet iyi bilirler. İşte bu yüzden darbeler, siyasi cinayetler, komplo ve provokasyonlar, muhtıralar, vb. her zaman gündemdedir. Bürokratik/yönetici elit 'kendi' halkına tam bir sömürgeci gözüyle bakar ve öyle davranır. Dolayısıyla Ergenekon bir istisna değil kuraldır.”
ERGENEKON NE ZAMANA KADAR VARLIĞINI SüRDüRECEK?
“'Ergenekon operasyonunun' nasıl sonuçlanacağını görmek için geriye dönük onlarca, yüzlerce örneğe bakılabilir zira tarihsel 'miras' ne yazık ki, çok zengin ama son birkaç yılın üç örneğini hatırlamak yeter: Şemdinli suçüstüsü, Hrant Dink cinayeti ve Nokta Dergisi skandalı. Şemdinlide neler olduğunu, Hrant Dink davasının nasıl seyrettiğini, darbe günlüklerini yayınladığı için derginin ve genel yayın yönetmeni Alper Görmüş'ün başına gelenleri hatırlamak, rejimin niteliği ve 'hukuk devleti' denilen hakkında yeterli fikir veriyor. Asıl İktidar odağı olan dokunulmazlara dokunuluncaya kadar Ergenekon varlığını sürdürecek ama artık yolun sonuna gelinmekte olduğunu söylemek mümkün. Zira, hem dünya artık eski dünya değil, hem de ayak takımını aldatmak eskisi kadar kolay değil...”
İLGİLİ HABERLER:
'Anti-Türkiyeciler' ile 'Anti-Amerikancılar' ittifakı
Makovsky Erbakan'ın, Rubin Erdoğan'ın baş belası
Kanadoğlu'nun Ergenekon'la ilişkisi var mı?
Patron çocuklarına Ergenekon kıyağı
Ertuğrul Özkök ve Ergenekon bağlantıları
Ergenekon'un Propaganda Timi
Engin Kaşdaş-habervaktim
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.