Histerik proje adım adım yürüyor
Oğul Bush'un Afganistan ve Irak ile işgali başlattığı İslam coğrafyasına yönelik 'Haçlı Seferi', Libya operasyonu ile yeni aşamaya geçti. Adına önce BOP sonra GOP denilen ve Fas'tan Endonezya'ya kadar geniş bir coğrafyada değişiklik öngören, histerik proje adım adım yürüyor. Petrol rezerv bölgeleri, yeniden paylaşılıyor. Sovyetlerin dağılmasından sonra yeni düşman olarak 'İslam'ı seçen NATO, birçok ülkede hayali gerekçelerle oluk oluk Müslüman kanı akıtıyor. Bölgede etkin güç haline geldiği empoze edilen Türkiye ise, ecdadı Osmanlı veya Anadolu Selçukları gibi 'Haçlı Seferi'ne set olmak yerine fırsatları ekonomik kazanca devşirip, bölge halkları nezdinde iyi bir piar çalışmasına imza atıyor.
Haçlı seferi devam ediyor
İkiz kulelerin yıkılmasıyla, dünyada karanlık bir dönemin başlangıç düğmesine basıldığı bugün çok daha iyi anlaşılıyor. İlk önce Oğul Bush "Terörizme karşı yürütülen haçlı seferi (olacak) bu savaş zaman alacaktır" diyerek ağzından kaçırdı. Şimdi Fransa İçişleri Bakanı Claude Guéant kendisini tutamadı ve Libya'ya müdahaleyi 'Haçlı Seferi' olarak nitelendirdi. NATO'nun komutayı alması, Fransız Bakanı destekler nitelikte bir gelişme oldu. Son olarak, Rusya Başbakanı Putin'in BM'nin Libya operasyonu kararı için " Her şeye izin veren bu karar, Orta Çağ'daki Haçlı Seferlerine daveti anımsatıyor" sözü, tarihi gerçeği bir kez daha tescil etti.
Nato'nun düşmanı İslâm
Hâlbuki bugün yaşananlar sadece büyük planın yeni bir aşamasının uygulanmaya konulmasından ibaret. Libya'ya müdahale eden NATO, Sovyetler dağılınca 1990'ların başında strateji konseptinde değişiklik yapmak zorunda kalmıştı. Çünkü, karşısında düşman olmayan emperyalist güç, ayakta kalamayacağı için yeni hedef 'İslam'ı seçmişti.
Libya'ya müdahale kararı ve arkasından yapılan operasyondaki NATO'nun oynadığı rol, bu yakın tarih arkaplanı ile değerlendirildiğinde çok daha net analiz edilebiliyor.
Son 10 yılda kan, gözyaşı ve acı
Ancak NATO'nun kontrolündeki son 10 yıllık süreç, batılı güçler tarafından sınırları çizilen ve yöneticileri tespit edilen, halktan kopuk Müslüman ülkelere, kan, gözyaşı ve acı getirdi. Irak'ta yüzbinlerce suçsuz çocuk, kadın, yaşlı ve erkek hunharca katledildi. Yaşanan insani kriz, Ebu Gureyb'teki tüm dünyayı ayağı kaldıran işkence ve vahşet fotoğraflarıyla patladı. Afganistan'dan dünyaya geçen son fotoğraflar, Irak'tan farklı değil. 150 bin Amerikan askeri, hala bu ülkede. Sergiledikleri vahşetin pisliği, yeni fotoğraflarla dünyaya saçıldı. İşgalci Amerikan askerler, 'zevk için' öldürdükleri müslüman kadın ve gençlerle sırıtarak zafer pozu veriyorlar. Üstelik vahşetin hatırası olarak da öldürdükleri insanların parmaklarını ve kafatası kemiklerini saklayacak kadar iğrençleşmişler.
Türkiye ne yapıyor?
Yeniden kurulan dünya ve yeni dengeler karşısında, Türkiye nasıl bir tavır alıyor? 'Dış politikada sıfır problem' anlayışını ilke edinen Türkiye, işgaller, askeri müdahaleler ve halk ayaklanmaları sırasında garip ve sonuçsuz bir diplomasi mekiği dokudu.
ABD ve batılı güçlerle, aynı cephede yer alan Türkiye, ısrarla 'bölgedeki etkin güç' sunumlarına karşı 'edilgen pozisyon'dan öteye geçemedi. Ne işgalleri önleyebildi. Ne İslam coğrafyasına yönelik bu kapsamlı projenin, en küçük bir aşamasına engel olabildi. Ne de yeni bir alternatif sunabildi. Okkalı birkaç laftan sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da, halkların sevgisini kazandıracak bir piar çalışmasından öteye 'somut' bir eylem ve kararlı tavır gösterilemedi. Suriye'de, Lübnan'da ve son olarak Irak'ta Türk devleti yetkililerine gösterilen sevgi, bu tespitin açık bir tezahürüdür. Göz boyamadan öteye geçmeyen vizesiz geçişler, dış ticarette yaşanan artışlar, bu ülkelerle gerçekleştirilen ithalatın ve ihracatın sıçrama yapması, Türkiye'nin bu sıkıntılı süreci nasıl fırsata dönüştürdüğünü, acı da olsa ortaya koyuyor. Artık ne kadar iyi ne kadar kötü siz karar verin!
milligazete
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.