Abant Platformu Sonuç Bildirgesi

Abant Platformu Sonuç Bildirgesi
Abant Platformu Dönem Başkanı Prof. Dr. Levent Köker, ''Mevcut anayasamızın başlangıç bölümü ile içindeki milli devletin ifade ediliş tarzı yüz kızartıcıdır'' dedi.

Bolu'daki Abant Palace Otel'de Abant Platformunca yapılan ''Yeni Dönem, Yeni Anayasa'' toplantısı kapsamında ''Dünyada Anayasa Deneyimleri ve Örnekleri'' oturumu gerçekleştirildi.

Oturum başkanı Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Eser Karakaş, Abant Platformunun bundan sonra yapılacak toplantısında yeni anayasa konusunda daha somut önerilerin konuşulması gerektiğini söyledi.

Artık mevcut maddelere ilişkin yeni formülasyonların konuşulması gerektiğini vurgulayan Karakaş, platformun çok gecikmeden maddelere ilişkin bir toplantı yapabileceğini kaydetti.

Dana sonra söz alan Prof. Dr. Köker, bugün anayasadan kaynaklanan sorunların temelinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendisini 1923'ten beri ulus devlet olarak tanımlamasından kaynaklandığını belirtti.

Ulus devletle de homojen yekpare bir ulusal kimlik oluşturulmak istendiğini dile getiren Köker, ''Anayasamızın 'Yüce Türk milletinin ve ebedi Türk devletinin varlığını belirleyen bir anayasa' diye başlaması neyin ne olduğunu gayet net bir şekilde gösteriyor. Avrupa demokrasilerindeki anayasalara baktığımızda böyle bir ibare görmüyoruz'' diye konuştu.

Avrupa Konseyi üyesi olan 45-46 ülkede de kendi devletini yücelten ve homojen bir toplum yaratma amacı taşıyan bir anayasa bulunmadığını ifade eden Köker, şöyle devam etti:

''Tam tersine farklılıkları öne çıkaran, farklılıklara saygı gösteren hatta farklılıkları yasalarla desteklenmesi gereken kavramlar ortaya koyan hükümler içeriyor. Anayasaların başlangıç bölümü bizlere yol gösterici. Tarihimizde milli devleti oluşturma projesinde epeyce sabıkamız olduğuna göre bizim anayasamızın başlangıç bölümünü bu şekilde yazmaktan utanmamız gerekirdi aslında. Mevcut anayasamızın başlangıç bölümü ile içindeki milli devletin ifade ediliş tarzı yüz kızartıcıdır.''

Mevcut anayasada millet kelimesinin çok sık kullanıldığını vurgulayan Köker, halbuki Avrupa anayasalarında milletten ziyade halk kelimesinin kullanıldığına dikkati çekti.

Halk kelimesinin millet kelimesinden daha nüanslı bir kavram olduğunu savunan Köker, ''Millet dendiğinde akla hemen soyut bir insan topluluğunu birleştirici unsurları geliyor. Halbuki yeni anayasada millet kavramını değiştirir halk yaparsak çok daha iyi bir düzenleme yapmış oluruz. Çünkü halk kavramı farklılıkları kabul etmeye daha müsait bir kavram'' dedi.

Prof. Dr. Köker, ana dilde eğitim ile din ve vicdan hürriyetleri konusunda da yeni anayasada gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi.

Din ve vicdan hürriyeti konusunda mevcut anayasadaki hükümlerin Lozan Antlaşması ile çeliştiğini öne süren Köker, şöyle konuştu:

''Lozan'da herkes dini inancını ya da vicdani kanaatini tek başına ya da grup olarak özel alanda veya kamusal alanda aleni olarak icra etme hürriyetine sahiptir diye bir hüküm var. Ama bugün bunun aksi bir durum var. Yeni anayasada din ve vicdan hürriyeti konusunu düzenleyip güvence altına almamız lazım. Böylece Türkiye konusunda din ve vicdan hürriyeti konusunda yayımlanan olumsuz raporlar da engellenmiş olur.''

Prof. Dr. Köker, ayrıca siyasi partilerin kapatılması konusunda da Türkiye'de büyük sorunlar yaşandığını ve dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen yaptırımların olduğunu sözlerine ekledi.

PROF. DR. KALAYCIOĞLU

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, bugün yeni bir anayasa yapılacaksa bunun meşruiyet sorunu olmaması gerektiğini söyledi.

1982 anayasasının meşru bir anayasa olmadığını dile getiren Kalaycıoğlu, ''Yeni anayasayı meşruluk sorunu oluşturmayacak şekilde yapmak lazım. Süreç tamamlandığında yeni anayasanın siyasi meşruluğu tartışılması devam edilmemeli. Eğer tartışma olursa beş para etmez. Önemli olan meşruluk krizi olan anayasa üretmemektir'' diye konuştu.

Emekli diplomat Akın Özçer de İspanya'nın terörle mücadele ettiği bir dönemde demokratikleşme sürecini sürdürdüğünü ve başarılı olduğunu belirterek, ''Terörle mücadele için demokratikleşme gerekir'' dedi.

DİYARBAKIR BARO BAŞKANI AKTAR

Kürtçe selamlama konuşmasını yapan Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, mevcut rejimin Kürtçeyi yasaklayarak sadece kendilerine değil, tüm topluma haksızlık yaptığını söyledi.

''Böyle olmasa toplumun geneli biraz önce ne dediğimi anlardı'' diyen Aktar, yeni bir anayasa yapılması konusunda toplumun yüzde 80'inin mutabakat içinde olduğuna dikkati çekti.

Ancak toplumun yeni anayasanın ne şekilde olması gerektiğinde mutabık olmadığını dile getiren Aktar, bu konuda 12 Haziran seçimi sonrası Meclise gireceği öngörülen partilerin de nasıl bir anayasa istediklerini açıklamadıklarını anlattı.

Anayasa oluşturma çalışmaları sırasında genel olarak bir mutabakatın çok zor olacağını ifade eden Aktar, mutabakat için toplumun geçmişle yüzleşmesinin sağlanması gerektiğini belirtti.

30 yıllık çatışmacı bir dönemden sonra toplumda kutuplaşma sorunun artmaya, özellikle Ege ve İç Anadolu'da Kürtlerin taleplerine ciddi tepki gelmeye başladığını dile getiren Aktar, ''Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin yaşadıklarını doğru anlatabilirsek yeni anayasanın oluşumu sırasında çok daha büyük destek alırız. Geçmişle yüzleşmediğimiz sürece yeni bir anayasa olmaz. Bu yapılamazsa mevcut vesayetçi sistemden kurtulamayız '' dedi.

Anadilde eğitim hakkının yeni anayasada güvence altına alınması gerektiğini de savunan Aktar, Kürtlerin önemli bir kısmının ana dilde eğitim hakkı konusunda hem fikir olduğunu kaydetti.

Bu arada oturumun müzakere kısmında söz alan eski MHP Milletvekili Nazif Okumuş, milyonlarca insanın Türkiye'deki anayasa tartışmalarının ardında başkalarının olduğuna inandığını ileri sürdü.

Platformda anayasal vatandaşlık ve Türkiyelilik gibi kavramların belirli siyasi çevreler tarafından kullanılmasına şahit olduğunu ve burada bunun yoğunlaştığını ifade eden Okumuş, ''Ben rahatsız değilim. Düşünce hürriyetine inanan bir insan olarak rahatsız değilim. Halkımızın da rahatsız olduğunu düşünmüyorum. Ama bunun ucu nereye gidecek diye düşünüyorum?'' dedi.

Abant Platformu'nun ''Yeni Dönem Yeni Anayasa'' toplantısının sonuç bildirisinde, temel hak ve özgürlüklerin yeni anayasa sürecinin ana odağı olması gerektiği belirtilerek, hükümet sistemi tartışmalarının, yeni anayasanın çözmesi gereken temel sorunların gölgede kalmasına ve ertelenmesine sebep olmaması gerektiği vurgulandı.

Abant Palace Otelde 30 Nisan'da başlayan Abant Platformu'nun ''Yeni Dönem Yeni Anayasa'' konulu toplantısı, sonuç ve değerlendirme oturumunun gerçekleştirilmesiyle sona erdi.

Son oturumda taslağı okunan ve müzakerecilerin görüşleri doğrultusunda yeniden hazırlanan 10 maddelik sonuç bildirisi şöyle:

-1982 Anayasasından ve bu anayasanın oluşturduğu bunaltıcı iklimden Türkiye'nin bir an önce kurtarılması zaruridir.

-Türkiye'nin şu anda önündeki en önemli üç anayasal sorun; kimlikler, temel hak ve özgürlükler, seçilmiş otoriteler-asker ilişkileri ve diğer vesayet kurumlarının demokrasinin temel ilkelerine uygun olarak yeniden yapılandırılmasıdır.

-Yeni anayasa, öncelikle devletin demokratik ve çoğulcu yapıda örgütlenmesini düzenlemelidir.

-Yeni anayasa, hak ve özgürlükler kataloğunu tanımlayıcı, sınırlayıcı ve seçici değil hak ve özgürlükleri tanıyan ve güvence altına alan içerikte olmalıdır.

-Türkiye'nin seçim ortamında olduğu şu dönemde siyasi partilerin bu sorunlar hakkındaki somut önerilerini ortaya koyarak seçmenleriyle bu konuları tartışmaları ve seçmen temayüllerini belirlemeye başlamaları, seçimden sonra yapılacak yeni anayasa çalışmalarını kolaylaştıracaktır.

-Siyasi partilerin demokratik kazanımlarımız temelinde yeni bir anayasa ihtiyacı üzerinde bugüne kadar görülmemiş ölçüde bir mutabakat tesis etmiş olmaları, seçilecek parlamentonun yeni anayasayı yapma yetkisinin demokratik meşruluğunu güçlendirmektedir.

-Bu fırsatın heba edilmemesi bakımından, yeni anayasa süreci parlamento dışı toplum kesimlerini de kapsayacak şekilde; kurumsal bir yapı içerisinde ele alınmalıdır.

-Temel hak ve özgürlükler, yeni anayasa sürecinin ana odağı olmalıdır. Hükümet sistemi tartışmaları (başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter rejim) yeni anayasanın çözmesi gereken temel sorunların gölgede kalmasına ve ertelenmesine sebep olmamalıdır.

-Yeni anayasanın halktan başlayan ve en geniş toplum kesimlerini içine alan bir müzakere süreci ile yapılması gereklidir. Müzakere süreci, demokratik bilinçlenme, eğitim ve olgunlaşma sürecidir, bir pazarlık süreci değildir.

-Anayasa Çalışma Gurubu, Yeni Anayasa Platformu, TÜSİAD ve TESEV gibi yeni anayasa çalışmaları yapan ve müzakere yürüten sivil insiyatifler, takdir ve saygıyla karşılanmıştır.''

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.